CGTN / Freddie Reidy

Avrupa Komisyonu 27 Nisan’da Macaristan hükümetine karşı bir hukukun üstünlüğü mekanizmasını harekete geçirdi ve bu kıtada şok dalgaları yayılmasına neden oldu. Bu karar Brüksel’e yargının bağımsızlığı gibi yasal ilkeleri ihlal ettiği ya da güçler ayrılığını zayıflattığı inanılan üye ülkelere Avrupa Birliği (AB) fonlarını vermeme gücünü veriyor. Bu karar AB üyelerini AB’den finansman almak için bir koşul olarak bir yasal ilkeler çerçevesine uymaya zorlayacak.

Böyle bir gelişme bir süredir tartışılıyordu. Bu karara uygun davranılması AB fonlarındaki 40 milyar avronun dondurulmasına yol açabilir. Bu sert hareket AB hiyerarşisindeki mantık hakkında neyi ortaya çıkarıyor? Bu gelimi bir sürpriz değil, aksine benzeri görülmemiş bir tekdiri temsil ediyor. Zamanlaması da özellikle garip çünkü Macaristan Başbakanı Viktor Orban daha bir hafta önce yeniden seçildi. Bir AB yetkilisi Financial Times’a AB fonlarının dağıtılması konusunda “ciddi endişeler” olduğunu söyledi. Basın özgürlüğü, LGBTQ hakları ve yargının bağımsızlığı Brüksel’in endişelerinin merkezinde yer alıyor. Yine de bu AB’nin bir üye devletin egemen yasaları üzerine çıkmaya çalıştığının açık bir işareti.

AVRUPA KOMİSYONU’NDAN MACARİSTAN’A FON UYARISI

Macaristan Adalet Bakanı “her zaman karşılıklı saygılı ve yapıcı diyaloğa açık olduk” dediği tepkisinde ümitli görünürken, bazı Avrupa Parlamentosu milletvekilleri haberler konusunda daha sevinçliydi. Alman Avrupa Parlamentosu milletvekili Daniel Freund “Nihayet oluyor!” diyerek sevincini belirtti. Brüksel’in bu hareketini üç faktör etkiledi: Brexit, Ukrayna’daki çatışma ve AB’nin amacının varoluşsal doğası. Brexit’le ilgili olarak İngiltere her zaman önceki Avrupa Ekonomik Topluluğu modelini tercih etti ve AB’nin bir parçası olarak yasal ve siyasi üstünlüğün kararlı bir savunucuydu. İngiltere’nin ayrılmasıyla, Avrupa Komisyonu ekonomik önlemleri ve sopa ve havuç olarak kullanma konusunda daha fazla bağımsız hal geldi.

Ukrayna’daki çatışma da kapısındaki doğrudan bir ideolojik düşman olarak gördüğü şey karşısında Avrupa’nın birliğini canlandırdı. AB, Rusya’ya karşı asıl olarak ekonomik amacına rakip olan siyasi misyonunda yeni bir amaç buldu. “Hukukun üstünlüğü” mekanizmasının nihai yaptırımı AB fonlarındaki 40 milyar Euro’nun kullanılmamasıyken, standart AB müzakere teknikleri her iki tarafın kabul edilebilir bir uzlaşma üzerinde anlaşmadan önce mümkün olduğu kadar uçurum kenarına kadar gideceğini gösteriyor. Ukrayna’daki çatışma AB’nin kararlılığını güçlendirmiş olabilir ama bu çatıma aynı zamanda Brüksel’e Macaristan’ın önemli bir üyesi olduğu “savunmayı güçlendirmenin” önemini gösterdi.  AB’nin ek bir emsal vaka da Polonya, hükümetin yargı üzerindeki etkisi konusundaki anlaşmazlıklarla ilgili olarak Brüksel’in ilgi odağı olan başka bir ülke. Polonya yine de Ukrayna çatışmasının cephe hattında ve Ukraynalı mültecilerin Avrupa’ya girişlerinde asli geçiş noktası olma rolünün yanı sıra bir NATO siperi olarak hareket ediyor.

MACARİSTAN’A MALİ YARDIMLAR KESİLEBİLİR

Yine Freund Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i AB ülkeleri arasında “taraf tutarken” yakalanmaması ve önlemlerin genel olarak uygulanması gerektiği konusunda uyarmaya hevesliydi. Ama Emmanuel Macron’un yeniden Fransa Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi ile birlikte, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve von der Leyen ile Avrupa’nın, kendilerine gelecek yıllarda Avrupa Birliğini ve kimliğini şekillendirme özgürlüğü verebilecek uygun görev sürelerine sahip bir üçlü liderliğe sahip olduğunu anlamak da önemli. Ukrayna çatışmasının ışığında, Covid-19 sonrası dünyada AB üyesi devletleri hem ekonomik hem de siyasi olarak yakınlaştırma çabalarının devam etmesini bekleyebiliriz. AB, ABD veya herhangi bir diğer ortağa aşırı bağımlılıktan azade, daha birleşmiş bir geleceğe bakıyor olabilir.

Macaristan üzerinde yetkisini ileri sürmek bölgesel gerginliklerin arttığı bir zamanda AB’nin kararlılığını desteklemekten başka bir şey değil. Brüksel ayrıca daha geniş küresel stratejik hevesler peşinde koşmak istiyor.