CGTN / Jonathan Arnott

1960’lı yıllarda Britanya Başbakanı Harold Wilson, herkesin çok iyi bildiği, “Siyasette, bir hafta çok uzun bir zamandır.” ifadesini kullanmıştı. 1970’li yıllarda Başbakan Harold MacMillan’a bir devlet adamı için en büyük zorluğun ne olduğu sorulmuştu. MacMillan, yanıtında Wilson gibi aynı duyguyla, “Olaylar, sevgili evladım olaylar.” demişti.  

Siyaset dünyasında her zaman sürekli bir değişim hali vardı ve 21. yüzyılda, 24 saat haber kanalları her ayrıntıyı veriyor, değişimin hızı arttı. Bir hafta şimdi siyasette sonsuzluk gibi görünüyor, günün başında doğru görünen şey, günün sonunda artık dikkatli incelemeye direnemeyebilir. Dominic Cummings’in (İngiltere başbakanının düş kırıklığına uğramış eski danışmanı) Avam Kamarası’nda yaptığı tanıklıkta görüldüğü gibi kariyerler anında yapılabilir veya anında parçalanabilir. 

Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) Liderleri Zirvesi benzer bir kategoride yer alıyor. Bir hafta önce Covid-19 salgınına, iklim değişikliğine veya Rusya’ya odaklanılmasını bekleyebilirdik. Bu konular gerçekten tartışıldı, ancak onlar Belarus’daki durumun gölgesinde kaldılar. Belarus hava sahasının üzerinden geçen bir yolcu uçağı, hükümetin bir muhalif siyasi eylemciyi gözaltına alabilmesi için başkent Minsk’e inmeye zorlandı. Polonya milletvekili Radoslaw Sikorski en sert eleştiriyi yaparak, Belarus Devlet Başkanı Alexander Lukashenko’yu “ucuz bir diktatör” olarak tanımladı. 

Lukashenko’nun siyasi bir hamlesi olarak Belarus, imkânsızı başardı; Batı’yı birleştirdi. AB, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşik Krallık tam bir uyum içine girdi. Uçuşların Belarus hava sahasının üzerinden yapılması yasaklandı ve Belarus uçaklarının Britanya ve Avrupa havalimanlarına inişi konusunda kısıtlamalar getirildi. ABD Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg’e göre, coğrafi olarak Belarus’tan çok uzakta yer alan ABD bile, “hava yollarının Belarus üzerinden uçmasının güvenli olup olmadığını” inceliyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi daha fazla yaptırım getirmeyi düşünüyor.  

Zirvede zaten görüşülmesi beklenen “olağan” konular arasında AB’nin Rusya ile ilişkileri en ivedi konuydu. Bu, dolaylı da olsa Belarus’taki durumla bağlantılıdır. Lukashenko hükümetinin, Kremlin yönetimi tarafından siyasi olarak destekleneceği yönünde mantıklı bir beklenti olmaksızın Ryanair Hava Yolları’na ait bir yolcu uçağının yolunu kesmesi ve alıkoyması için bir Mig-29 savaş uçağına talimat vermeye cesaret edip etmeyeceği şüpheli bir durumdur.

“SİYASETTE, BİR HAFTA ÇOK UZUN BİR ZAMANDIR”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya konusundaki kararsızlığını dile getirdi. Macron, yaptırımların işe yaramadığına inandığını ve yaptırımların “artık etkili bir politika olmadığını” söyledi. Macron’un bu sözlerle, AB ile Rusya arasındaki gerilimin azaldığını görmek istediğine işaret ederek, “Rusya ile ilişkilerimizde, devreye sokmaya karar verdiğimiz gerilimin koşullarını yeniden düşünmemize yol açacak bir kader anında olduğumuzu düşünüyorum.” dedi.

AB, Rusya ile ilişkiler söz konusu olduğunda kendisini bir yol ayrımında buluyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in temkinli olmayı elden bırakmak istemiyor gibi görünüyor. İlkesel olarak onlar Rusya’ya yaptırım uygulanmasına karşı değiller, ancak ikisi de pragmatist bakıyor; net biçimde tanımlanmış ve ulaşılabilir hedef olmadığı sürece yaptırımlara devam etmenin çok az anlam ifade ettiğini düşünüyorlar. Angela Merkel’in Alman siyasetinde uzun ömürlü olması, çok fazla bu tür bir yaklaşıma dayandırılabilir. 

AB’nin bir bütün olarak Rusya konusundaki gidişatının belirsiz olduğunu düşünüyorum; pragmatik Fransa ve Almanya’nın tutumları, Doğu Avrupa’da eski Sovyet ülkelerinde olanları yansıtmıyor. Bu konu masaya yatırılmalı, çünkü yaptırımların haziran ayında gözden geçirilmezse süresi dolacak, ancak şimdilik kesin sonuca varılmadı. 

AB liderleri, İspanyol siyasetçi AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’den farklı seçenekler sunan bir rapor hazırlamasını istedi. Belarus konusunda bir birlik var, fakat bunun gelecek ay Rusya konusunda bir birliğe dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini koruyor.