CGTN / Jonathan Arnott

19. yüzyıl İngiliz filozofu Gilbert Chesterton bir keresinde şu yorumu yapmıştı: “İyi kelimesinin birçok anlamı vardır. Örneğin, bir adam büyükannesini 450 metreden vurursa, ona iyi bir nişancı demeliyim, ancak iyi bir adam olması gerekmiyor.” Aynı şekilde dış politikanın da ahlaksız, ancak etkili veya ahlaklı ve etkisiz olması mümkündür. Batılı ülkelerin, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri operasyonları hakkındaki görüşlerine katılıp katılmadığınızı hesaba katmadan, etkililiği konusunda büyük farklılığı ayırt etmek halen mümkündür.

Avrupa Birliği (AB), Rusya ile Polonya, Litvanya, Finlandiya, Estonya ve Letonya’yı kapsayan bir kara sınırını paylaşıyor. Özellikle geçen ay Ukrayna’dan iki milyondan fazla mülteciyi kabul ettiği bildirilen ülke Polonya. Ukrayna, AB’ye katılma arzusunu dile getirdi. Ekonomik olarak, son yıllarda nispeten bir gerilemeye rağmen, AB’nin 27 üyesinin toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin’in ardından dünyanın üçüncü büyük ekonomisini oluşturuyor. AB, teorik olarak Ukrayna’daki Rusya’nın askeri operasyonlarına küresel tepkinin cephesi ve merkezi olmalıdır. AB’nin dış politikası küresel anlamda etkili olacaksa, şimdi tam zamanıdır. 

Yine de AB’ye üye 27 ülke ortak duyarlılıklarını üzerinde uzlaşmaya varılmış bir politikaya dönüştürmekte zorlanıyorlar. AB, her zaman aynı düşüncedeki ülkelerin konfederasyonu değil. Bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Doğu Avrupa ülkeleri genellikle Rusya’dan korkuyor ve mümkün olan en güçlü karşılığı arıyorlar. Almanya aksine Rus doğal gazına bağımlıdır, belki de aşırı bağımlıdır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iletişim halinde kalmaya çalışıyor. AB’nin sesini etkileşimsel kılan rekabetçi çıkarlar çok fazla.

ABD, NATO ÜLKELERİ ÜZERİNDE ÖNEMLİ BİR ETKİYE SAHİP

AB, kararları kamuoyuna sunmadan önce kendi konumunu içeride üye ülkeler arasında etkili şekilde görüşür. Bu arada ABD, birçok yönden naif olmasına rağmen, çok daha net bir şekilde konuşuyor. ABD silahlı kuvvetlerinin büyüklüğü AB ülkelerinin silahlı güçlerini gölgede bırakıyor. ABD 2020 yılında savunmaya GSYİH’sinin yüzde 3,7’sini harcayarak dünyanın en büyüğü olurken, buna kıyasla AB ülkelerinde savunma harcaması ortalama GSYİH’nin yüzde 1,2’sidir. 

ABD aynı zamanda NATO ülkeleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. NATO ve AB üyeleri arasındaki önemli örtüşme dikkate alındığında, bu ABD etkisi AB’nin konumunun önemini azaltma niyetini göstermektedir. Coğrafi mesafelerin olmasına rağmen, ABD geçmişteki savaşlarda (en hafif deyimiyle) müdahaleci yaklaşımlar sergilemiştir. ABD’nin Suriye, Libya, Afganistan ve Irak’taki son askeri faaliyetleri benim görüşüme göre yanlış yönlendirildi. Ukrayna AB’nin eşiğinde olabilir, ancak ABD askeri olarak daha büyük bir etkiye sahiptir. 

Bazı yönlerden, Çin’in dış politikası ABD’nin tam tersidir. Rusya, birçok konuda olduğu gibi, müdahaleden kararlı bir şekilde kaçındı. İki temel fark vardır: İlk olarak, Çin’in Barışçıl Şekilde Bir Arada Olmanın Beş ilkesi diğer ülkelerin egemenliğine büyük saygı göstermeyi gerektirir. Her iki konum da kesinlikte ortadadır. İkincisi, Batılı ülkeler genellikle değer yargısı yapmıştır. Bu ülkeler Rusya’nın açıkça ahlaki olarak Ukrayna’daki savaş konusunda yanlış yaptığına inanırlar. Ukrayna tarafının haksız yere saldırıya uğradığı algısına sahipler.

AB, DIŞ POLİTİKA KONUSUNDA ABD’NİN YANINDA İKİNCİ DERECEDE ROL OYNUYOR

Kişisel görüşüm çok az farklılık gösteriyor: Batılı ülkelerin Rusya’yı kışkırttığını ve Ukrayna’nın mükemmel olmaktan uzak olduğunu kabul etsem bile, Rusya’nın eylemlerinin gereksiz ölümlere ve acılara sebep olduğuna da inanıyorum. Buna karşın, bir politika meselesi olarak Çin, herkesle samimi ticaret koşullarında kalmayı tercih ediyor ve mevcut çatışmanın doğruları ile yanlışları konusunda bir arabulucu olarak rolünün farkına varmıyor. 

Gerçekte, ABD, AB ve NATO’nun Ukrayna konusundaki görüşleri arasında çok az farklılık vardır. Vladimir Putin’in basın sözcüsü Dmitri Peskov’un yakın zamanda, Washington Times’ın “Kremlin’in bir numaralı düşmanı olarak” bildirdiği Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ı “Rus karşıtı olma yarışının en aktif katılımcısı olarak” tanımlaması dikkate değerdir.  

Birleşik Krallık’ın Ukrayna politikası tutarlıdır: Birleşik Krallık çatışma için Ukrayna ordusunu yıllarca eğitti ve savunmasına yardım etmek için Ukrayna’ya azımsanmayacak miktarda silah gönderdi. Durumun ahlaki olup olmadığına bakmaksızın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve Putin, Birleşik Krallık’ın çabalarının etkili olduğu konusunda hemfikir gibi görünüyor. AB’nin Rusya hakkındaki görüşleri ve bu ülkeye yönelik yaptırımları, Batı dünyasının görüşlerinin büyük bölümünü yansıtıyor. AB’de eksik olan şey, bu görüşlere dayalı olarak bir politikanın nasıl oluşturulacağına dair açık, birleşik görüş. 

Ulusal liderler bireysel olarak konuştukları zaman Avrupa Komisyonu başkanından daha fazla ilgi görüyorlar. Bu AB’yi her zamanki kavşakta, asırlık egemenlik karşısında birlik sorununda geride bırakıyor. Tercih ederlerse, daha güçlü ve açık bir ifadeyle konuşabilirler, ancak bu AB’ye üye ülkelere daha fazla güç transferi pahasına olacak. Bu sorun çözülünceye kadar, AB, dış politika konusunda ABD’nin yanında ikinci derecede rol oynamaya devam edecek.