CGTN

Reuters köşe yazarı Pete Sweeney, 5 Mayıs’ta, “Çin’in sağlıksız Amerikalılar takıntısının onları geçme hedefini riske attığını” iddia eden bir makale kaleme aldı. Çin’in yıllık ekonomik büyüme hedefine ulaşmasına odaklanmasını araştıran makalede, Beijing yönetimini Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile “kaçınılmaz bir çatışmayı benimseyerek bir kısır döngü oluşturmakla” ve Çin’in ABD’den şüphe duyması için herhangi bir sebebin haksız olduğunu savunan “aşırı bir paranoya” sahip olmakla suçlamayı sürdürdü. Makalede ABD’nin Çin’ yönelik tavrı herhangi bir şekilde dikkate alınmıyor ve Çin’in gözünün Amerikan karşıtlığı ile körleşmediği, ancak aslında ABD’nin gözünün Çin karşıtlığıyla körleştiği kabul edilmiyor.

Her şeyden önce burada kim kimi yenilgiye uğratmak konusunda takıntılı? Çin’in resmi söylemi ABD’yi yenilgiye uğratma konusunda hiçbir şeyden bahsetmiyor. Diğer taraftan ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, “Çin’i yenmeye ve 21. yüzyılı kazanmaya” ihtiyaç olduğu konusunda konuşmaya devam ediyor. Makalenin yazarı, Çin takıntısı, nefreti ve paranoyasının modern Amerikan ruhuna egemen olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmuyor.

Son iki yılda, ABD küresel salgından suçlu olduğunu iddia ederek ve salgının kaynağı konusunda temelsiz komplo teorilerini yayarak Çin’i günah keçisi ilan ederek, halkına Çin hükümetine karşı küresel ideolojik mücadele ve rekabet içinde olduğunu söyledi. ABD ayrıca, Beijing yönetiminin sözde “haksız ekonomik uygulamaları” yoluyla ABD’deki işlerin ve sanayinin yok olmasından sorumlu olduğu konusunda ısrarını sürdürdü.

BEIJING, ABD İLE İŞ BİRLİĞİNE DAYALI DIŞ POLİTİKAYI TERCİH EDİYOR

Amerikalılara, Taiwan Boğazı’ndaki gerilimi kışkırtmak için Çin’in farklı bölgelerindeki ayrılıkçı hareketleri desteklemesi tavsiye edilirken, Çinli öğrenciler ve akademisyenlerin yenilikleri “çalmayı” amaçlayan casuslar, bütün Çin teknolojisinin hatta üretilmiş metro araçlarının gözetleme araçları ve 2022 Beijing Kış Olimpiyatları gibi etkinliklerin büyük çapta karalama kampanyası olarak düşünülmesi gerektiği belirtildi. ABD “Çin’in yükselişi” konusunda neredeyse aklını oynattı, ancak Beijing yönetiminin aynı duygulara sahip olduğunu düşünmek yanlış. Çin kendi hızlı kalkınmasıyla gurur duyarken, bu Washington’a karşı küresel hâkimiyet veya egemenlik için sıfır toplamlı mücadelede resmi söylem olarak asla dile getirilmedi. Aslında tam tersi doğrudur.

Çinli liderler sıklıkla “egemenlik arayışında olmadıklarını” ve Washington’ın kendilerine karşı gösterdikleri düşmanlığa rağmen, ABD’ye karşı itidalli davranmayı ve açık çatışmalardan kaçınmayı içeren bir dış politika doktrini izlemeye devam ettiklerini yineliyorlar. Bu, “Soğuk Savaş” olarak tanımladıkları durumu sık sık reddederek ve açık diyalog yoluyla sorunları çözmeye çalışarak, iç ekonomik kalkınmaya odaklanmanın ulusal öncelik olduğunu yansıtıyor.

Beijing, Washington ile ilgili olarak düşmanca bir dilden ziyade istikrarlı, belirli ve iş birliğine dayalı geleneksel bir dış politikayı tercih ediyor ve ABD’nin eylemleri yüzünden hayal kırıklığı dahi hissetse kapıları asla kapamama konusunda dikkatli davranıyor. Bununla birlikte Washington’daki ruh halinin giderek Beijing’i, kendi egemenliğine bir tehdit oluşturduğunu düşündüğü sıfır toplamlı bir jeopolitik rakip olarak görmesi, Beijing’e kötü niyetli davranmasına ve ABD’deki enflasyonda devam eden etkisine rağmen, Çin mallarına yönelik gümrük tarifeleri dâhil olmak üzere kendi rasyonel çıkarlarına bile ters düşen politikaları uygulamasına yol açıyor.

ABD RASYONEL ÇIKARLARINA TERS DÜŞEN POLİTİKALAR UYGULUYOR

ABD’nin tavrına bakıldığında, Çin’in kontrol altına almaya çalışmaktan başka Çin ile “ilgilenmesinin” başka bir yolu olmadığı sonucuna varmış gibi görünüyor. ABD’de Çin ile ilişkiler, Biden yönetiminin diplomasiyi aşırı düşmanlık ve kötü niyetli eylemlerle yan yana koymasıyla zayıflık veya ödün verme olarak görülürken, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi gibi propagandanın bazı yönleri, ilişkiye zarar vermek ve ülkelere taraf olmasını gerektirecek ahlaki bir zorunluluğu mecbur etmek amacıyla kasten kışkırtıldı.

Washington, “en önemlisi” olduğunu iddia ettiği Beijing yönetimi ile karşılıklı ilişkilerini işlevsiz hale getirmek için çalıştı. Bu yüzden kim, kim tarafından körleştiriliyor? Hangi taraf ne pahasına olursa olsun diğerini geçmek ve yenmek konusunda takıntılı davranıyor? Yazarın, salgının Çin’e karşı nasıl silah olarak kullanıldığı bağlamını göz önüne almadan, bunun kanıtı olarak Çin’in Covid-19 salgınıyla mücadelesinden bahsetmesi gerçeği bile, bu tür bir örneğin nasıl ters fikirleri ortaya koyduğunun kanıtı olmaya devam ediyor.

ABD pragmatik, mantıklı ya da Çin konusunda gerçekçi, ancak kendi güvensizlik duygusunu ve küresel gücün mutlakçı yorumunu kaybetti. Uygulamada, Çin’in ABD’de tasvir edilme şekli tam anlamıyla kin dolu, yanlış ve isterik. Beijing’in temel ulusal çıkarlarını savunmakla suçlanması nasıl mümkün olabilir?