CGTN / Andrew Korybko

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçen hafta pazar günü CBS News’e verdiği demeçte Çin-ABD ilişkilerinin ayrıntılarına girdi. Ne yazık k,i beklenmedik olmasa bile gerçeği değiştirmeye çalıştı ve çağdaş ilişkilerinin doğasını yanlış aksettirdi.

Blinken’e göre, Çin kurala dayalı düzene zarar verme niyetinde, oysa ABD bunu devam ettirmek istiyor. Blinken, ABD’nin Çin’i kontrol altına almak istemediğini, hakim konumda olmak istediğine inandığı Çin’in dünyanın en baskın ülkesi olmasını önlemek için ABD’nin kendisiyle hemfikir ülkeleri destekleyeceğini ifade etti. Blinken ayrıca, Çin’in ‘’baskıcı ve saldırgan’’ olarak adlandırdığı durumu kınadı.

Röportaj, ABD’nin Çin ile ilişkilerine dünyanın geri kalanının nasıl bakması gerektiğine dair aydınlatıcı bir bakıştı, ancak iki ülkenin ilişkilerini doğru biçimde tasvir etmedi. Gerçek şu ki, ABD değil Çin yönetimi, kurala dayalı uluslararası düzenin sürdürülmesini istiyor.

ABD ne zaman bu ifadeyi kullansa, aslında Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi ilkelerine aykırı düşen zayıf tek kutuplu egemenliğini koruma niyetinde olduğunu gösteriyor. ABD merkezli dünya sisteminin yerini ortaya çıkan çok kutuplu bir sistem alıyor, bu sistemde ABD sonuçta bir süper güç olarak kalmayacak, grup üyeleriyle eşit durumda diğer normal bir ülke haline gelecektir.

ÇİN YÖNETİMİ, KURALA DAYALI ULUSLARARASI DÜZENİN SÜRDÜRÜLMESİNİ İSTİYOR

Blinken ayrıca röportajda kendisiyle çelişti, fakat dost canlısı muhabir ya anlayamadı ya da Blinken’e çelişkili durumdan bahsetmemeyi seçti. ABD’nin Çin’i kontrol altına alma niyetinde olmadığını söylerken, aynı zamanda eş zamanlı olarak, ABD’nin ‘’Beijing’e, ‘Buna tahammül edilemez ve edilmeyecek’ demek için hemfikir ve benzer şekilde mağdur ülkeleri bir araya getirdiğini’’ açıklamayı iddia etmek mümkün değildir.

Temel olarak Blinken, ABD’nin Çin’i kontrol altına alma niyetinde olduğunu, belirli amaçları Çin’in zarar vermeyi amaçladığı iddia edilen aynı kurallara dayalı (yani ABD merkezli) düzeni sürdüreceği varsayılan ülkeler koalisyonu oluşturma bahanesi altında bile olsa örtülü olarak kabul etti.

Bu gözlem, Blinken’ın sadece bir diplomat değil, aynı zamanda algı yöneticisi veya daha az nazikçe söylemek gerekirse tipik bir propagandacı olduğunu ortaya çıkarıyor. Blinken, dünya çapında hedeflediği kitleyi yanlış yönlendirme umuduyla sahte bir gerçeklik imal etmek için gerçekleri değiştirmeye çalışıyor. Blinken, ilişkilerinin hasım taraf ve rekabetçi yönleri olarak tanımladığı şeye rağmen, Çin ile iş birliği olasılığını üstü kapalı söyledi. Ancak bu muhtemelen samimi değil, çünkü ABD, Çin ile iş birliğini eşit olarak düşünmüyor, açıkça Çin’i kontrol altına alma niyeti yüzünden dünya çapında diğerlerine benzer şekilde efendi-vekil ilişkisinin bir parçası olarak farz ediyor.

Blinken’ın son röportajında haksız bir şekilde ileri sürdüğü diğer yalan da Çin’in Xinjiang’da sözde “soykırım” işlediğiydi. Çin daha önce asla böyle bir şey yapmadı, ne de insanlığa karşı böyle bir suç işleyecek. Bu, iddiaların birkaç yıl önce ortaya atılmasından bu yana bölgeyi ziyaret eden birçok yabancı devlet erkânı ve gazeteci tarafından da doğrulandı, ayrıca yerel halk son on yılda yaşam standartlarını eşi görülmemiş şekilde düzelten Çin yönetiminden övgüyle söz etti.

DÜNYANIN BÜYÜK BÖLÜMÜ ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ HAKKINDAKİ GERÇEKLERİ BİLİYOR

Xinjiang, her zamankine göre daha güvenli ve daha fazla zengin, bu onu dünya çapında terörizmle mücadelede birkaç başarı hikâyesinden biri haline getirdi. Uluslararası toplumun farkına varmaya ihtiyaç duyduğu şey, ABD’nin Çin hakkında herkese açıkça yalan söylediğidir, çünkü ABD’nin kendi liderliği uzun süre önce Çin’e karşı anlatıyı kaybettiğini kabul ediyor. ABD’nin politikalarının, hükümet sisteminin veya değerlerinin Çin’den üstün olduğunu iddia etmesinin gerçekçi bir tarafı yok, çünkü Çin en kısa sürede çok sayıda insanı yoksulluktan kurtarmada başarılı olmada diğerlerinden çok farklı olduğunu kanıtladı. Üstelik Çin’in birçok ortağının çok yönlü farklılıklarına saygı göstermedeki faydacı tutumu, dünyanın geri kalanı için ABD’nin yeni emperyalist tavrına göre daha çekici duruyor.

ABD liderliği bu gerçekliği açıkça kabul etme, kendi politikaları hakkında derinlemesine düşünmek ve herkesin yararına olacak şekilde reform yapmayı ciddi biçimde düşünmek yerine, Çin hakkında uluslararası diplomaside en yüksek seviyede yalan haberleri yayarak, Çin ile kaybettiği anlatı savaşını inatla üsteledi.

Dünyanın büyük bölümü Çin-ABD ilişkileri hakkındaki gerçekleri zaten bildiği için bu sadece ABD’nin itibarını daha da düşürmeye hizmet ediyor ve bu yüzden ABD’nin yumuşak gücünü hiç olmadığı kadar azaltıyor. Blinken’in birçok insanın ona bağladığı yüksek umutlarını boşa çıkarması üzücü, ancak isterse değişmesi için asla çok geç değildir.