Global Times

Bu yıl eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Richard Nixon’ın Çin’i ziyaretinin 50. yıl dönümü. 21-28 Şubat 1972 tarihinde dönemin ABD Başkanı Nixon Çin ve Çinli liderleri ziyaret etti ve ABD, “Pasifik Okyanusu boyunca bir el sıkmayı” gerçekleştirdi. Bu ziyaret iki önemli güç arasında uzun süredir var olan tecrit halini sona erdirerek, yedi yıl sonra Çin ve ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin resmen kurulmasının yolunu açtı. Çin ziyareti Nixon tarafından “dünyayı değiştiren hafta” olarak adlandırıldı. 

O zamandan bu yana Çin-ABD ilişkileri inişler ve çıkışlara rağmen, son 50 yılda genel olarak istikrarını korudu ve yarım yüzyıl boyunca karşılıklı fayda ve kazan-kazan durumu sağlandı. Girift etkileşimler, rekabetler ve mücadelelerle, iki taraf iş birliğini geliştirmeye ve derinleştirmeye devam etti, “hepimizin birbirimizin geleceğinde payı var” şeklindeki çıkar modelini oluşturdu ve her iki ülkenin halklarına somut ve çok önemli önemli faydalar sağladı. Bu son 50 yılda Çin-ABD ilişkilerinde hâkim eğilim haline geldi. 

ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ SON 50 YILDA GENEL OLARAK İSTİKRARINI KORUDU

50 yıl sonra ikili ilişkiler yeni bir dönüm noktasına vardı. Çin-ABD ilişkileri nereye gidiyor? Bazı Amerikalıların savunduğu gibi bir “ayrışmaya” ve çatışmaya mı veya Nixon’ın yaptığı gibi iş birliğini güçlendirme eğilimini takip etmeye mi? Nixon’ın ziyaretine geri dönüp baktığımızda, özel bir öneme sahip olduğunu görüyoruz. Nixon’ın ziyaretinin en büyük başarısı, ideolojik, sosyal sistemler, tarih ve kültür bakımından bariz farklılıkları olan iki büyük gücün barış içinde bir arada yaşamayı gerçekleştirmesini sağlaması ve Çin ile ABD arasında karşılıklı faydalı iş birliği için büyük talep yaratmasıydı. Nixon’ın Çin’i ziyaretinden önce Beyaz Saray’da yaptığı ünlü ayrılış konuşmasında söylediği gibi, “Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD arasında büyük farklılıklar olduğunu kabul etmeliyiz… Ancak yapmamız gereken şey savaşta düşman olmadan da farklılıklarımızın olabileceğini görmenin bir yolunu bulmak.”

Güçlü bir anti-komünist sıfata sahip Nixon, Pasifik Okyanusu’nu geçti ve Çin-ABD ilişkilerinin kapsamlı gelişmesinin koşullarını yaratmak için Çin ve ABD arasındaki psikolojik ve siyasi uçurumu aştı. Nixon bu yüzden, ABD tarihinde stratejik vizyona sahip çok az siyasetçiden biri oldu. Çin ile ABD’yi bir araya getiren şeyin her iki tarafın ortak düşmanı Sovyetler Birliği olduğu ve şimdi ortak bir düşmanın olmaması yüzünden iki tarafın birbirine düşman olmaya başladığı yönünde yaygın bir inanış söz konusudur. Bu, Nixon’ın Çin ziyaretinin arkasındaki doğrudan nedenleri açıklayabilir, fakat ikili ilişkinin son elli yılda kapsamlı ve hızlı gelişmeye tanıklık ettiğini veya aradaki buzlar eridikten sonra niçin sürekli olarak şaşırtıcı bir canlılık ve enerji saldığını açıklayamaz. Bunlar sözde bir “düşman” tarafından güçbela yönlendirilirdi. Çin’i ve ABD’yi bugün oldukları yeren iten şey güçlü bir etkiyle zamanın gidişatıdır. 

NIXON VİZYON SAHİBİYDİ

Bugünün ABD’sinin 50 yıl öncekiyle birçok benzerliği var: Döngüsel bir karmaşa ve endişelerin yanı sıra sosyal ve siyasal bölünmelerle batağa saplanmış durumda. Yarım yüzyıl sonra McCartizmin hayaleti yeniden canlandı ve Çin’i hedef almaya başladı. ABD’li siyasi seçkinlerin Çin’e karşı ön yargısı ve düşmanlığı yeniden meydana çıktı ve giderek tehlikeli bir hâl aldı. ABD’nin Çin ile “buzları eritmeyi” seçmesinin ne Nixon’ın “Çin yanlısı” ne de ABD’nin Çin’e vermeyi garanti ettiği bir hediye olmasıyla ilgisi bulunmadığına işaret etmek gerekiyor. Bu tarihsel bağlamda Washington yönetiminin aldığı pratik bir karardı. Olay tesadüfi gibi görünüyordu, ancak tarihsel olarak kaçınılmazdı.

Dışarıda ABD, Vietnam Savaşı’nda batağa saplanmıştı ve Sovyetler Birliği ile egemenlik için ciddi şekilde rekabete çekilmişti. ABD içeride insan hakları hareketlerinin yükseldiğini görüyordu ve sosyal bölünme o kadar keskindi ki, neredeyse bir “iç savaşın” eşiğine geldi. Bu bağlamda Nixon, çok kutuplu bir dünya gerçeği ve sınırsız ABD egemenliği peşinde koşmamanın öneminin farkına vardı. Çok vizyon sahibi biriydi. Gerçekler, Çin ile ilişkileri yumuşatmanın diplomatik çıkmazı aşmada Washington için en önemli araç haline geldiğini kanıtladı. ABD, Nixon’ın politikalarından ve Çin ile takip eden onlarca yılda ilişkiye girmenin büyük yararını gördü. 

WASHINGTON’IN ANLAYIŞINI YENİLEMEYE İHTİYACI VAR

Bazı ABD’li Çin karşıtı siyasetçiler tarihten ders çıkarmadılar, ayrıca zamanın gidişatını anlamak için Nixon’ın feraseti ve yeterliliğine de sahip değiller. Çin’in büyük bir stratejik rakip olarak ve hatta “hayali düşman” olarak görüyorlar ve Çin’i her yönden kontrol altına alma girişiminde bulunuyorlar. Onların Çin algısı ciddi biçimde çarpıtıldı. Çin’in en zor zamanlarda bile ABD’nin kapsamlı kontrol altına alma ve baskılarına boyun eğmediğini muhtemelen unuttular.

Çin bugün ilkeli pozisyonlar ile temel çıkarları konusunda nasıl uzlaşabilir ve taviz verebilir? Daha da önemlisi Çin kimseyi değiştirmeyi, yerini doldurmayı veya tehdit etmeyi amaçlamıyor, ancak Çin halkının daha iyi bir yaşam sürmesi için çabalıyor. Bu “çevreleme politikası ve baskı” nasıl durdurulabilir? Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra “uyumsuzluk” büyük çapta ABD ile Çin arasında fikir uçurumuna yol açtı, ancak Nixon ve onun nesli bu uçurumu aştı. ABD, Çin’i yine “uyumsuz” hissediyor. Washington’ın anlayışını yenilemeye ve yeni bir başlangıç yapmaya ihtiyacı var. Bu süreçte Washington Nixon’ın mirasından geri adım atmamalı, ancak mantıklı ve pragmatik bir Çin algısına dönmeli. ABD, Çin’i bastırma ve kontrol altına alma takıntısından vazgeçmeli. Sadece bunu yaparak, “Çin ile iyi anlaşmanın doğru yolunu” bulabilir, Çin-ABD ilişkilerini rayına sokabilir ve karşılıklı fayda ile ortak refahı sağlayabilir.