Hamzah Rifaat Hussain / CGTN

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Stratejik Komutanlığı Amirali Charles Richard geçen hafta çarşamba günü Senato stratejik güçler komitesini Çin’den kaynaklanan yüksek nükleer caydırıcılık riski konusunda uyardı. Ancak gerçeklerin yakından incelenmesi Stratejik Komutanlığın Beijing’in Ukrayna’daki savaşı yakından izlediği ve gelecekte kendine avantaj sağlamak için nükleer zorlamaya başvurmayı planladığı hayalleri yaydığını gösterdi.

Bu ABD’nin bir kez daha bölgede nükleer caydırıcılığın zayıflatılmasındaki kendi rolünü nasıl inkâr ettiğini gösteriyor. Stratejik Komutanlığın değerlendirmesi ABD’nin AUKUS ittifakında, bu ülke Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın imzacısı olmasına rağmen Avustralya’ya nükleer güçle çalışan denizaltı ve sesten hızlı füzeler vererek Güney Çin Denizi’ne saldırgan bir taktik olarak nükleer silahları soktuğu gerçeğini inkâr ediyor. Dahası, Amerika’nın nükleer modernizasyonunun artırılmasını meşrulaştırmak için gösterilen tek neden, bu tür gelişmelerin yapısal olarak savunmacı mı yoksa saldırgan mı olduğu açıklığa kavuşturulmadan Çin’in hava ve denizaltıdan fırlatılan füzelerde sağladığı gelişmelerdi.

WASHINGTON’IN SALDIRGAN TUTUMU

Ancak Richard’ın, kasten Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri operasyonunu Beijing’in gelecekte tavan ile muhtemel birleşmesine benzeten anlatısında daha fazla sorun var. Bu garip iddia Ukrayna krizinin ortaya çıkmasından bu yana Beijing’in gerginliğin azaltılmasına bağlılığını, tarafsızlığı ve nükleerleştirme olmadan krizin giderilmesi için diyaloğa bağlılığını teyit ettiği aylardır süren Çin diplomasisini göz ardı ediyor. Böyle efsaneler ABD’nin kendisinin hem söyleminde hem de eylemlerinde denizden atılan seyir füzeleri nükleer geliştirme programını kullanıma hazır hale getirdiği gerçeğini gözlerden uzaklaştıramaz. Bu program Kongre’de daha önce şiddetli tartışmalara neden olmuştu.

Enerji ve Nükleer Güvenlik Müsteşarı Jilly Hruby gibi Nükleer Silahlar Konseyi üyeleri de Joe Biden yönetiminin 2030 yılına kadar Çin’e karşı etkili bir yanıt için gerekli olan 80 plütonyum kuyusu üretme yasal gereksinimini karşılayamayacağını vurguladı. Bütün bu kanıt olmadan Beijing’in artan nükleer tehdidi yaklaşımı Amerika’nın nükleer modernizasyon çabalarına yatırımın artırılması baskısı Washington’ın saldırganlık ve Çin’in kontrol edilmesi fiili politikasını ortaya koyuyor, tersini değil.

ABD İDDİALARINI KANITLAMALI

İki taraf arasındaki dengesizlikle ilgili anılan gerçekler de ayrıca Amerika’nın, ABD’nin 87,7 ton silah için kullanılabilecek plütonyuma sahipken Çin’in 3,5 tona sahip olduğunu gösteren kendi açık kaynak verilerine uymuyor.

Bunlara ek olarak, Gregory Kulacki gibi Amerikalı uzmanlar, Çin’in nükleer cephaneliğindeki artışın Çin’in ABD ile nükleer eşitlik aradığı anlamına gelmeyeceği düşünüldüğünde, Richard’ın tehlike çanlarını bir abartı olarak görüyor.  Yine de ABD güvenlik organları Amerika’nın daha saldırgan nükleer tutumunu meşrulaştırmak için yanılgılar desteklenmeye devam ediliyor. Bu organlar Çin’in ABD’nin onaylamamasına ve balistik güze savunma sistemlerini geliştirme çabalarına yeniden başlaması ve Balistik Füzelerin Yasaklanması Anlaşması’ndan çekilmesine karşın Çin’in Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın yazılmasına yardım ettiği tarihsel gerçeğini yadsıyor. Dolayısıyla, ABD sistemi ve askeri-sanayi kompleksinin kendisi hakkında bir iç gözlem yapmasına değer. Kanıt olmadan Çin’i şeytanlaştırmanın yararı olmaz.