İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarının ardından, bir süre önce Gazze’de İsrail ile Hamas arasında ateşkes sağlandı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Orta Doğu turuna çıktı. İlk durağı, İsrail oldu. Sonra Filistin’in Ramallah kentinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la görüştü. İsrail’e yılda 4 milyar dolar tutarında askeri yardım yapan ABD’nin dışişleri bakanı, Joe Biden yönetiminin Kongre’den Filistinliler için 75 milyon dolarlık kalkınma ve ekonomik yardım isteyeceğini ve ABD’nin Kudüs’teki konsolosluğunu yeniden açacağını söyledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), beş daimi üyeden biri olarak, İsrail’i eleştiren, kınayan her türlü öneriyi baştan, peşinen reddeden ABD’nin; İsrail’i kayıtsız şartsız desteklediği biliniyor. Peki ya ABD’nin “hasım devlet” olarak andığı iki devletten biri olan Çin’in Filistin meselesine bakışı nasıl? Tartışalım.   

Çin; İsrail saldırıları başladıktan sonra, Doğu Kudüs’te sivillere yönelik şiddeti kınadı. İsrail’e BM kararları ve uluslararası hukukun gerektirdiği yükümlükler doğrultusunda yıkım, tahliye ve yerleşim birimi faaliyetlerini durdurma çağrısı yaptı. BMGK’nin İsrail-Filistin gerilimini görüşmek için toplanmasına karşı çıkan ABD’ye, tepki gösterdi. Kuşatma altındaki Filistinlilere 1 milyon dolar acil yardım, 200 bin doz Covid-19 aşısı sağlama sözü verdi.

FİLİSTİN SORUNU, EMPERYALİZM VE SİYONİZM

ABD açısından İsrail; Orta Doğu’daki tüm politikaları için kilit önemde. İster enerji kaynak ve güzergâhlarını, ister Suriye’ye yönelik saldırganlığı, ister Doğu Akdeniz’i, ister İran’ın kuşatılması yönündeki çabalarını, ister Kürt devleti projesini ele alın,  tüm bu konu başlıklarında ABD’nin İsrail’e ihtiyacı var ve İsrail’i kullanıyor. Buna karşılık İsrail de ABD’nin her türlü desteğini alıyor. Yani emperyalizm, Siyonizm, kapitalizm arasındaki ilişki işliyor, burada da. 

Çin ise tarihsel olarak Filistin halkını destekliyor. Siyasal ve diplomatik olarak bölgede istikrarı savunuyor, bu yönde çabalıyor. ABD’nin bölge politikalarını eleştiriyor. Siyasi istikrar ve refahın iktisadi gelişme ve iş birliğine zemin oluşturacağını görüyor. İsrail’le de siyasi ve ticari ilişkileri güçlü olan Çin; hem Filistin hem de İsrail tarafıyla iletişimi, ilişkisi olan bir devlet olarak son yıllarda, bu sorunun çözümü için daha aktif bir diplomasi izliyor. İki devletli, adil bir çözümü savunuyor.

Tarihsel olarak bakıldığında, Çin’in Yahudilerle ilişkilerinin dostça olduğu görülüyor. Fakat İsrail’in Filistinlilere yaptıklarına karşı çıkıyor. Arap Dünyası ve İsrail arasında kesin, açıktan taraf olmadan, dengeli bir ilişki takip ediyor. Dahası Çin, ekonomik gelişmesine, küresel ölçekte artan ağırlığına koşut olarak, daha aktif bir diplomasi izliyor son dönemde. Bu kapsamda, Çin’in öncülük ettiği ve 2013’te başlayan Kuşak Yol Projesi’nin de önemli, özgün bir yeri var. Çünkü projenin ekonomik başarısı için de siyasal istikrar ve iş birliği şart.      

Kısacası, Filistin sorununa ilişkin olarak, ABD ile Çin’in yaklaşımlarındaki büyük fark, bir yönüyle de Atlantik ve Avrasya farkını ortaya koyuyor.

Barış Doster