Global Times

Nükleer cephaneliği denetlemekten sorumlu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Stratejik Komutanlığının Başkanı Amiral Charles Richard, çarşamba günü Çin’in, “Ukrayna’daki savaşı yakından izlediğini ve muhtemelen gelecekte nükleer baskıyı kendi avantajı için kullanacağını” iddia ederek, Washington’ın “Rusya ve Çin söz konusu olduğu zaman yüksek nükleer caydırıcılık riskiyle” karşı karşıya olduğu konusunda ABD Kongresi’ni uyardı.

ABD’nin gerçek nükleer genişlemesini haklı çıkarmak için Çin’in “nükleer tehdidi” konusunda sansasyon yaratmak Washington yönetiminin tanıdık bir hilesi haline geldi. Richard, geçen ay kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda milletvekillerine, Çin’in stratejik ve nükleer cephaneliğinin “nefes kesici genişlemesinin” ABD için hızla artan bir risk oluşturduğunu söyledi. Richard, mart ayında Çin ve Rusya’dan gelebilecek potansiyel “iş birlikçi saldırganlık” konusunda “çok kaygılı” olduğunu ifade etti.

Bu çabalar sorumlu olduğu idarenin bütçesini artırmak içinse bunu başardı. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin yakın zamanda sunduğu 2023 mali yılı savunma bütçesine göre, nükleer silahlar, sistem harcamaları ve satın almaya ilişkin toplam harcaması 2022 mali yılı için 27,7 milyar dolardan 34,4 milyar dolara çıktı. Elbette bu Washington yönetiminin, “caydırıcılığın artık yeterli olmadığından” endişeleniyormuş gibi görünerek keyfi “nükleer özgürlüğünü” ve “nükleer egemenliğini” haklı çıkarma yollarının bir parçasıdır. Bunun için Washington’daki siyasetçiler ve medya, ya “Çin kuzeybatı kesiminde füze siloları inşa ediyor” gibi yanlış bilgilendirmeyi abartıyor ya da tamamen farazi varsayımlara dayalı “Çin, Taiwan Boğazı’nda nükleer silah kullanabilir” gibi komik fantezileri destekliyor.

ABD VE BATI MEDYASI

Rusya-Ukrayna anlaşmazlığında, nükleer savaş riskini abartan ve Çin’in savaşla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen, Çin’i Rusya’ya “bağlamak” isteyen, ABD, Batı medyası ve siyasetçilerdi. Bu kamuoyu kampanyaları, ABD’nin nükleer silah sınırlandırmalarının önemli ölçüde aşama aşama aşındırmasıyla “tamamlandı”. Biden yönetimi bir taraftan eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden miras aldığı nükleer silahların modernleştirilmesi çabalarını sürdürüyor, nükleer silahlar ve onların taşıyıcı sistemlerinin yenilenmesini hızlandırmak ve nükleer silahların kullanımı için düşük bir eşiği sürdürmek amacıyla yatırımlarını artırıyor.

Diğer taraftan Biden yönetimi, selefinin uluslararası silah kontrol sistemlerine zarar veren Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan çekilme tavrını düzeltmedi. ABD aynı zamanda topraklarının ötesinde nükleer güçlerini genişletti. Washington’ın liderliği altında NATO, “nükleer paylaşım” düzenlemelerinin kapsamını genişletti ve nükleer silahların ileriye doğru konuşlandırılmasını aktif olarak teşvik etti. Ve Japonya gibi ülkelerde ABD ile “nükleer paylaşım” çağrısında bulunan sesler söz konusu.

Herkes ABD’nin zaten dünyadaki “nükleer dev” olduğunu biliyor. Silahların kontrolü konusundaki yabancı düşünce kuruluşlarının tahminlerine göre, ABD ve NATO üyesi ülkelerdeki nükleer savaş başlığı sayısı Çin’in yaklaşık 20 katı kadar. Çin’in nükleer silahlarının miktarı ile ABD ve NATO’daki müttefiklerinin toplamı aynı seviyede değil. ABD dünyanın en büyük nükleer silah cephaneliğine sahip, nükleer silahlarının modernizasyonu için büyüm miktarda para harcıyor ve nükleer silahların kullanımının kısıtlamasını sürekli olarak gevşetiyor. Tüm bunların sebep olduğu stratejik yanlış değerlendirme riski hesaplanamayacak.

ÇİN’İN NÜKLEER POLİTİKASI AÇIK VE ŞEFFAF

Çin’in nükleer politikası açık ve şeffaftır. Dünyada nükleer silaha sahip beş ülke arasında Çin, nükleer silahları ilk kullanan olmayacağı sözünü veren tek ülkedir. Çin herhangi bir ülkeyle nükleer silah yarışına girmeyeceğini ve nükleer kapasitesini ulusal güvenliği için gerekli asgari seviyede tutacağını açıkça ifade etti. Bu Çin’in nükleer gücünün gelişiminin kendi kurulu hızına sahip olduğu ve ABD’nin aldatıcı tutumuna göre davranmayacağı anlamına gelmektedir. Aksine, Washington yönetimi gelecekte nükleer silahların kullanımında kendi yorumuna açık kapı bırakmaya çalışarak, nükleer silahların kullanımı konusunda stratejik belirsizliği kasten destekledi.

Bir nükleer savaş kazanılamaz ve asla nükleer savaşa girişilmemelidir. Bu yılın başında nükleer silaha sahip beş ülke olan Çin, Rusya, ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın liderleri Nükleer Savaşın Önlenmesi ve Silahlanma Yarışından Kaçınılmasına ilişkin Ortak Açıklamayı yayımlayarak, nükleer savaştan kaçınılmasını bir kez daha vurguladılar. Aynı zamanda askeri çatışmadan kaçınma ve silahlanma yarışının önlenmesindeki ortak niyet de ifade edildi.

Washington, “caydırıcılık krizi” diye bağırarak silahlanma yarışı gibi küçük adımlar atmak yerine verdiği taahhütleri yerine getirmelidir. Nükleer konuda takip ettiği “mutlak avantaj” ve “mutlak güvenlik” hiçbir şekilde mevcut değildir. ABD’nin tuhaf mantığı, kendisi dâhil olmak üzere tüm ülkelerin güvensiz hissetmesine sebep olacaktır. Washington inat etmemeli ve zamanında kendine gelmelidir.