CGTN / James Rae

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) eşitsizlik, zenginlerin servetinde patlama yaşanırken, orta sınıfın ücretleri hiç iyileşmediği için son 20 yılda önde gelen bir sorun haline geldi. Demokratlar uzun süredir çalışan sınıfı savunurken, onları liderliği kültürel olarak “sıradan insandan”, özellikle Avrupa mirasından ebedi olarak uzaklaştı.

Bununla birlikte Cumhuriyetçi Parti sürekli olarak şirketleri ve varlıklıların çıkarlarını temsil etti. Ancak partideki (eski ABD Başkanı) Donald Trump mirası, kapitalist büyümenin dışında kalanları savunmak ve seçkinlere savaş açmaktır. Her iki taraf da eşitsizliğin gerçek ve her iki tarafın da siyasi çıkarı için yararlanabileceği hoşnutsuzluk deposu olduğunu biliyor.

Zengin ve yoksul arasındaki bu derin kurumsal uçurumu birkaç unsur açıklayabilir. Bu unsurlar, eğitim, vergilendirme, tazminat, erişimle ilgili yapısal konular, sosyal hizmetler ve altyapıyı kapsamaktadır. Diğer değişkenler bu engelleri kesinlikle etkiliyor ve Amerika’nın demografik ve kültürel çeşitliliği herkese uyan bir açıklamanın zorluklarla dolu olduğu anlamına geliyor. Bununla birlikte, birkaç alanda biraz daha derinlemesine inceleme yapabiliriz. 

Eğitimle başlayalım. ABD zaten geniş ölçekte farklı ilk ve ortaokul fırsatlarına sahip, genellikle özel okul yolları orta öğretim sonrası kabullerde ve gelir performansında büyük başarı elde ediyor ve geri kalanı ise devlet okullarına bel bağlıyor. Yerel olarak finanse edildiklerinden, kentli, düşük gelirli mahalleler gelişmeye zarar veren diğer sosyal güçlüklerin yanı sıra eşitlik uçurumuyla karşı karşıya kaldığı için devlet okulları büyük farklı kaynaklara sahiptirler.

Dahası devlet okulları büyük ölçüde farklı kapasiteler, koşullar ve ihtiyaçlarla öğrencilere hizmet ederler ve bu yüzden 21. yüzyıl ekonomisine hazırlık yapmayı hedefleyemez. Bu yüzden, çok az Amerikalı bilim, teknoloji ve mühendislikte çok tanınmış lisansüstü programlara yerleşmektedir. Ekonomi küresel hale geldiği için Amerikalılar yurt içinde birinci sınıf yetenek yetiştiremiyor ve ülke içinde büyük eşitsizlik hâkim oluyor. 

ABD’DE VERGİ POLİTİKASI SERMAYEYİ EMEĞE TERCİH EDİYOR

ABD’de vergi politikası, sermayeyi emeğe tercih etmektedir. ABD son otuz yılda gelir ile kurumlar vergisini önemli oranda düşürdü ve devletin boyutunu küçülttü, bu yüzden genel olarak sosyal hizmetler için finansmanı azalttı. Hatta gelir vergisi oranları yükseldiği zaman, zenginler off-shore işlere yönelebilir veya dolaylı tazminatlar alabilir ve herkesin bildiği gibi eşit bir pay ödemekten kaçınabilir. Bu Massachusetts eyaleti senatörü Elizabeth Warren gibilerinin, emlak, varlıklar ve yatırımları da kapsayan daha genel bir “varlık vergisi” çağrısı yapmasına yol açtı.

Bu tür bir politikanın Amerika’da sosyalizmle ilişkilendirme damgası yemenin üstesinden gelmesi gerekse bile, kademeli vergilendirme yoluyla eşit koşullar oluşturulabilir. Bu şekliyle, ABD hükümeti gerçekten burada tanımlanan eşitsizliği anlamlı biçimde dönüştürmek veya gelecekte büyüme kaynaklarına yatırım yapmak için gerekli kaynaklardan yoksundur. Aynı şekilde, özel sağlık sigortası ve sağlık hizmetleri yükü çoğu kez harcanabilir gelirin aslan payını tüketmektedir veya artan sigorta maliyetleri yüzünden gelirin büyümesine zarar vermektedir.

Birçok riskli alanda sosyal programları garantilemekten yoksun Amerika’daki yoksulların hissettiği korunmasızlık hali, en alttan kurtulmayı son derece güç buluyor. Avrupa’daki sağlam sosyal güvenlik ağı olmaksızın çalışan yoksullar, yüksek kaliteli üniversite eğitimi sağlamakla veya zihinsel ve fiziksel sağlık koşullarının çökertici etkisinden kaçınmanın yanı sıra özellikle konut olmak üzere, artan enflasyonla mücadele ediyorlar. Ücretler geçindirmiyor ve orta sınıf çöktü, ancak küresel rekabet geçmişe güvenmeyi zayıf bir ölçüt haline getiriyor; ABD, gerçekçi olmayan ve ele geçirilemez çağ olan 1950’li yıllarda olduğu gibi dünya ekonomisinin yarısını bir daha asla oluşturmayacak. 

Amerikan neoliberal modeli, özel sermaye, yatırım bankacılığı, yüksek riskli yatırım fonları ve benzerlerini dikkate alarak sanayi politikasından kaçınıyor. Bununla birlikte altyapı hem Demokratlar hem de Trump’tan etkilenen Cumhuriyetçiler için bir slogan haline geldi. Doğu Asya’da (ve çok çarpıcı biçimde Çin’de) ulaştırma, iletişim, enerji ve ekonominin diğer sektörlerindeki büyük atılımların farkına varan kimseler şimdi, kamu-özel sektör ortaklığı yoluyla Amerikan araştırma ve geliştirmesini modernleştirme yollarını düşünüyorlar, fakat aynı zamanda hükümete de projelere öncülük etmesine izin veriyorlar. Bu tür kaynaklar, daha iyi ücretli işler yaratarak, bazı yurt içi imalatı canlandırarak ve yoksul kesimlere bağlantı sağlayarak eşitliği düzeltebilir.

Bu, ABD’deki eşitsizliği sağlamlaştıran bazı unsurlara yüzeysel bir bakıştır. Elbette belirli etkin topluluklara yönelik sistemik ayrımcılık, daha fazla gereksiz engeller oluşturabilir. Dahası, iş etiğiyle ilgili kültürel normların, eğitim, tasarruflar, aile desteği, ağ oluşturma gibi şeylerin rol oynadığını belirtmek zordur, çünkü şimdi Asyalı Amerikalılar eğitim almada üst seviyelere ve hatta gelir seviyelerinde Avrupalı Amerikalıların üstüne tırmandılar. Gerçekten Amerikalılar, dünyanın birçok yerinde meydana gelen gelişmelerdeki büyük atılımlardan ve küresel iş bölümünün Amerikan çalışan sınıfı üzerindeki etkisinden genel olarak habersizdir. 

Eşitsizliği yönlendiren karmaşık unsurlar yapısal ve kurumsallaşmış olmasına rağmen, siyasetçiler bu unsurların sosyal istikrar ve küresel rekabet için yarattığı tehlikelerin giderek daha fazla farkına varıyorlar. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi bu sorun için trilyonlarca dolar saçıyor ve bazı yenilikçi fikirler ortaya çıkıyor; maalesef ABD için faturanın büyük bölümü gelecekteki borçlar nakde çevrilerek ödeniyor ve uzun vadede bu sürdürülemez olacak.