CGTN / Dennis Etler

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 100 binde 700 kişi ile dünyanın en yüksek hapsetme oranına sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Bu oran, başka herhangi bir ülkede hapsedilen insan sayısının neredeyse yedi katıdır. Hem göreceli hem de mutlak terimlerle, ABD’de hapishane nüfusu dünyada bir numaradır. Bu nüfus orantısız bir şekilde siyah ve hispaniktir. ABD’de Afrikalı-Amerikalı erkekler, erkek nüfusunun yüzde 13’ünü, erkek cezaevi nüfusunun yüzde 34’ünü oluşturuyor. Benzer şekilde, hispanik erkekler de erkek nüfusunun yaklaşık yüzde 16’sını, erkek mahkumların yüzde 24’ünü oluşturuyor. Özetle, azınlıkların en büyük iki grubu olan siyahlar ve hispanikler toplamda, Amerikan erkek nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu, ancak erkek mahkumların yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Bu tutarsızlık, ABD adalet sistemine nüfuz eden sistemik ırkçılığın temel bir göstergesidir.

ABD’de yüksek hapsedilme oranı her zaman böyle değildi. 1970’lerde ve 1980’lerde “suça karşı sert olma” yasasının federal ve eyalet düzeyinde kabulünden önce, ABD’deki hapsetme oranları başka hiçbir yerden farklı değildi, 100 binde 100 civarındaydı. ABD’de “uyuşturucuya karşı savaş”, beyaz olmayan insanlara karşı bir “uyuşturucu savaşı”ydı. Hükümet güçlerinin, azınlık topluluklarına yasa dışı uyuşturucuların akışını kolaylaştırarak bağımlılığa teşvik ettiği belgelendi. Aynı zamanda, beyaz toplum içindeki uyuşturucu kullanıcıları, son zamanlarda gün ışığına çıktığı gibi çok daha az ağır cezalar aldı. Azınlık topluluklarında “uyuşturucuyla savaşın” etkisi, azınlık gençliğinin büyük bir kesiminden suçlu yaratılarak toplu şekilde hapsedilmesine ve yaşam boyu damgalanmasına neden oldu. Azınlıklara iş fırsatları, yeterli sağlık hizmeti ve eğitim sunmak yerine, onlara hapis cezası verildi.

Amerikan yargı sistemi, birçok masum insanın daha ağır bir suçtan yargılanmak yerine hapis cezasını kabul etmesiyle savunma pazarlığını teşvik ediyor. Daha da kötüsü, bir suçla suçlanan pek çok kişi, kefaleti ödeyemeyecekleri için yargılanmadan önce uzun süreler boyunca hapishanede tutuluyor. Buna ek olarak, birçok kişiye küçük suçlardan dolayı uzun süreli hapis cezaları verilmektedir. Sadece hırsızlıktan on yıllarca süren hatta ömür boyu hapis cezasına çarptırılan birçok mahkum örneği var. Birçok ABD hapishanesi, mahkumların kâr için konmalarına özendirecek şekilde özelleştirildi.

ABD YARGI SİSTEMİ AĞIR İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE NEDEN OLUYOR

Amerikan hapishaneleri “suç okulları” olarak bilinir. Mahkumlar fiziksel ve zihinsel tacize maruz kalıyor. Mahkumlar, en ufak bir ihlal için uzun süre hücre hapsine atılıyor. Bu uygulama, Birleşmiş Milletler’in (BM) Mandela kurallarına göre psikolojik işkence olarak kabul edilir. Herhangi bir zamanda hücre hapsine tabi tutulan yaklaşık 80 bin mahkum vardır. Zorla çalıştırma, mahkumların köleler kadar iyi muamele görmedikleri Amerikan hapishanelerinde de çok yaygındır. Aslında, ABD Anayasası’ndaki 13. Yasa Değişikliği, ceza kurumlarında kölelik uygulamasına izin veriyor.

Mahkumlar cezaevinden salıverildikten sonra iş ve barınma bulmaları, sağlık hizmeti almaları veya artık yardım almaya hak kazanmadıklarından eğitime erişmeleri son derece zor olacak. Bu, yüksek oranda tekrar suç işlemeye yol açar. Sonuç, toplulukların ve ailelerin parçalanması ile yoksulluk ve suça düşmektir. Toplu hapsetmenin getirdiği toplum ve aile bağlarının yıkılması nedeniyle, bekâr anneler beyaz olmayan insanlar arasında bir norm haline geldi ve milyonlarca çocuk koruyucu aileye verildi.

ABD yargı sistemi, toplumdaki aşırı ırksal ve etnik eşitsizliği sürdürüyor ve bu özellikle beyaz olmayan topluluklar üzerinde yıkıcı etkilere sahip oluyor. Beyaz olmayan insanların toplu hapsedilmesi, toplulukların ve ailelerin yok olmasına yol açar. Başta azınlıklar olmak üzere yoksulların kâr amacı güden özelleştirilmiş ceza sistemine aktarılmasına “Hapishane Sanayi Kompleksi” adı verildi ve hapishanede yetersiz hizmet alan çok sayıda genç “Okuldan Hapishaneye Kanalı” olarak adlandırıldı. Hapishaneden salıverilenlerin güvenli ve üretken bir yaşam sürmeleri için gereken iş, barınma, sağlık hizmetleri ve eğitimden mahrum bırakılmasıyla birleşen ABD yargı sistemindeki eşitsizlikler milyonlarca insanın hayatını mahvetti. Yozlaşmış ABD yargı sistemi ve kitlesel hapsetme politikası, tüm adaleti seven insanlar tarafından kınanması gereken ağır insan hakları ihlallerine neden oluyor.