CGTN / Danil Bochkov

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya’yı Açık Semalar Anlaşması’na (OST) “zarar vermekle” ve “şartları sağlamak için herhangi bir adım atmada” başarısız olmakla suçlayarak, anlaşmaya katılmayacağını bildirdi. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, anlaşmayı yeniden değerlendirmeye ne niyeti ne de ilgisi olmadığını gösterdiğinden anlaşmaya katılması beklenmiyordu. Kremlin yönetimi karar konusunda uğradığı hayal kırıklığını ifade etti. Geçen yıl Moskova, anlaşmanın ortadan kaldırılmasının “daha az açık sözlülüğe, daha az güvene ve güvenliğe” sebep olacağını açıkladı ve öyle de oluyor.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov’un ana hatlarıyla belirttiği gibi, ABD’ye “yanlış” kararı gözden geçirmesi için yeteri kadar zaman verilmişti ve anlaşmayı desteklemeye yönelik gerçek ilgi üstün gelseydi -Washington hemen yeniden katılabilirdi. Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin harekete geçmemesi nedeniyle neredeyse yok olacak Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (Yeni START) konusundaki gelişmeler hatırlandığında, bu anlaşmanın uzatılmasının savunucusu Başkan Joe Biden konuyu öncelikli hale getirdi ve yemin töreniyle göreve başladıktan hemen sonra anlaşmayı Rusya Revlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşme masasına getirdi. 

Çelişkili biçimde Başkan Biden, Mayıs 2020’de başkanlık kampanyası sırasında OST konusunda çok iyimserdi ve Trump’ın OST’den çekilerek, “tek başına devam etme ve Amerikan liderliğini terk etme konusundaki basiretsiz politikasında daha inatçı olduğunu” ve ittifakları bozduğunu söyledi. O dönem başkan adayı olan Biden, Moskova’nın anlaşmanın koşullarını bozduğu yönünde uzun zamandır var olan eleştirileri yorumlayarak, “Rusya’nın ihlallerinin anlaşmadan çekilerek değil, ancak anlaşmanın eksiksiz uygulanarak çözülmesi arayışıyla olması gerektiğini” ifade etti.

Diğer birçok Amerikalı siyasetçi ve Brookings gibi önde gelen düşünce kuruluşundan güvenlik uzmanı, küresel güvenliğin köşe taşı ve birkaç güven inşa etme önlemlerinden biri olarak OST’nin uzatılması lehinde görüş bildirdi. 2018 yılında dönemin Savunma Bakanı Jim Mattis antlaşmanın ülkesinin “kendi yararına” olduğu konusunda ısrar etmişti. Şimdi ABD ve Rusya’yı yeni bir silahlanma yarışına girmekten alıkoyacak geriye sadece, yeni uzatılan Yeni START anlaşması kaldı. OST ile ilgili sorunlar 2014 yılından sonra ortaya çıktı, bu da Ukrayna krizini takiben ABO-Rusya ikili ilişkilerinin dramatik biçimde aniden gerilemesiyle açıklanabilir. O zaman ABD, Rusya’yı birkaç NATO müttefikiyle sınır olan Kaliningrad bölgesi gibi bazı bölgelerin üzerinden uçuşu reddederek, anlaşmanın hükümlerini ihlal ettiği suçlamalarına başladı. 

KARŞILIKLI KRİZİN BÜYÜMESİ

Zaman zaman Moskova’nın askeri tatbikatları veya önemli Rus yetkililerin seyahatlerinin esas alındığı bahanelerle ABD’nin gözlem görevleriyle ilgili bazı diğer tıkanmalar da meydana geldi. Washington, Rusya’nın Hawaii ve bazı askeri üsler üzerindeki keşif görevlerini sınırlamanın yanı sıra Alaska ve Aleut Adaları üzerindeki uçuşları kısıtlayarak karşılık verdi.

Karşılıklı krizin büyümesi ABD’nin Kasım 2020’de anlaşmadan çekilme kararıyla sonuçlandı. Bu aynı şeyi yapması için Moskova’ya yasal bir bahane hazırladı. Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin alt kanadı Rusya Federasyonu Devlet Duması 19 Mayıs’ta antlaşmanın feshedilmesini onayladı. Şimdi Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin üst kanadı Federasyon Konseyi’nde onaylanmayı bekleyen karar, nihai düzeltme için Rusya Devlet Başkanı Putin’in onayına sunulacak. Zamanlama, Rusya’nın antlaşmayı yırtıp atmak istemediğini ve ABD’nin yeniden düşünebileceğine umut bağladığını gösteriyor –tamamen nafile bir bekleyiş. 

ABD’nin çekilmesinden sonra Moskova yönetiminin, anlaşmaya üye diğer ülkelere topladıkları hiçbir görüntü verisini aralarında Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu ABD’nin NATO’daki müttefikleriyle paylaşmayacaklarına dair yazılı garanti vermesi çağrısı, Rusya’nın yasal olarak bağlayıcı koşullarını reddederek Moskova’nın belirlediği süre içinde uzlaşmaya varılmasında başarılı olamadı. Görünüşe göre, Avrupa anlaşmasının imzacıları ABD’yi kızdırmak ve güvenlik konularında bile en güçlü NATO müttefiklerinin ilgisini kaybetmek istemediler. Şimdi onlardan bazıları, anlaşmayı “silah kontrol mimarisinin önemli bir unsuru” olarak düşünmeye devam ettiğini söyleyerek, ABD’nin Berlin ile birlikte attığı adımdan pişmanlar.

İKİLİ İLİŞKİLERDE GÜVEN TESİS EDİLMELİ

ABD içinde çoğu Cumhuriyetçi ABD Senatosundaki güçlü lobi, uyduların ileri teknoloji sensörlerini kullanarak keşif uçuşlarını organize etmenin kıyaslanamaz biçimde pahalı olduğunu kabul ettirmeye çalışırken, diğer uzmanlar bu görüşü, OC-135B’nin çalıştırılması, bakımı ve değiştirilmesinin halen ucuz olduğunu söyleyerek çürüttü. OST’nin yırtıp atılmasını savunan kimseler, ABD’nin bütün müttefiklerinin bu amaç için uyduları kullanmada yeterli teknolojik kapasiteye sahip olmadığı gerçeğini düşünmüyorlar.

Bununla beraber, anlaşmanın sürmesini isteyen Amerikalı yetkililer, aktif kalmanın, üst düzey askeri yetkililer arasında düzenli personel değişimine fırsat sağlayacağını, bunun da güveni ve hassas istihbarat seviyesinde “paha biçilmez bilgi sağlayacağı” görüşünü savunuyorlar.

Bunun yanı sıra ABD, tüm uçuşların (Belarus üzerindeki uçuşların birleşmesiyle) yaklaşık üçte birini oluşturan Rusya üzerinden uçmada NATO’daki tüm müttefiklerinin kotalarını kullanarak anlaşmadan daha fazla yararlanırken, Moskova yönetimi ise toplam uçuşlarının sadece yüzde 12’sini ABD topraklarına ayırdı. 2020 ve 2016 yılları arasında, ABD, Rusya toprakları üzerinde 196 kez, Rusya ise toplam 71 kez uçuş yaptı.

Silahların kontrolü ve ikili ilişkilerde güvenin tesis edilmesi önemli olmasına rağmen, OST’nin 16 Haziran’da yapılması planlanan Putin-Biden zirvesinde çok az etkisi olacak gibi görünüyor, çünkü her iki taraf da güven inşa etmekten çok uzak, daha çok uzun süredir bozulmuş ilişkileri tamir etmeye yoğunlaşmış durumdalar.  

Anlaşmanın geri dönülemez şekilde gömülmesi toplantının genel ortamı için faydalı olmayacak, ancak zarar da vermeyecektir. Silahların kontrolü bir kenara bırakılırsa, her iki liderin de konuşmak için diğer karşılıklı ve küresel endişelerle ilgili acil sorunları bulunuyor.