Global Times

Beyaz Saray’dan pazartesi günü yapılan açıklamada, 60 milyon doz AstraZeneca Covid-19 aşısının diğer ülkelerle paylaşılacağı duyuruldu. Bu, anlaşılan uluslararası kamuoyunun yoğun baskısı altında alınmış bir karar.

Buna rağmen neden AstraZeneca ama Pfizer olmadığını dünya merak ediyor? Herkesin bildiği gibi, AstraZeneca aşısı, Avrupa İlaç Ajansı ve diğerleri tarafından düşük kan pıhtılaşması riskine sahip olarak tanınıyor ve bu aşı henüz Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) acil kullanım için onaylanmadı. Yani Washington kullanmaktan korktuğu aşıları paylaşarak dünyayı susturacak.

Beyaz Saray, AstraZeneca aşısının, ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) güvenlik inceleme sürecini tamamladıktan sonra diğer ülkelere gönderileceğini bildirdi. İnsanların, aşılar yabancılar üzerinde kullanılmak üzere tayin edildiği için ABD’nin “inceleme sürecini” basitleştirileceğinden endişelenmeleri için nedenleri var. Daha önce, Baltimore’da AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşılarını yapan Emergent BioSolutions fabrikasına üretimi durdurması talimatı verildiği, çünkü temel endüstri standartlarına uymadığı ve sık sık kazalar olduğu bildirilmişti. 15 milyona kadar Johnson & Johnson’ın aşısı mahvoldu. Beyaz Saray’ın ihraç etmeyi planladığı AstraZeneca aşıları halen bu tesiste üretilecek mi?

Her iki durumda da Washington’ın bu aşıları diğer ülkelere sağlama konusunda yeterince samimi olmadığına dair şüpheler var. AstraZeneca aşıları zamanında ve ilaç endüstrisinin katı hijyen koşullarına uygun olarak üretilebilir mi? Onlar güvende mi? Washington, aşı stoklarını diş macunu tüpünü sıkar gibi azar azar başka ülkelere gönderiyor. İnsanları sınıflara mı ayırıyor? Açıkça ırkçılık ve ayrımcılık var mı?

CNN gibi Amerikan medya kuruluşları, ABD’nin en kötü Covid-19 yanıtlarından birinden “aşılarda küresel lider” olmaya geçtiğini iddia ediyor. Bununla birlikte, ABD dünyaya bu şekilde liderlik ediyor. Bağışıklığı mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirmesi ve daha sonra kalitesiz aşıları diğer ülkelere dağıtması gerektiğini düşünürken, aşıları alanlar ABD’nin bu “iyiliği” için minnettar olmalı ve “Önce Amerika” düzeninin ortak korunmasına yardımcı olmalı.

WASHINGTON, JEOPOLİTİK HESAPLAMALAR YERİNE SALGINLA MÜCADELEYE ODAKLANMALI

ABD siyasetini iyi bilen bazı Çinli akademisyenler, Biden’ın aşı ihracatına karşı bu kadar olumsuz bir tavrı olmayabileceğine inanıyor. Ancak ABD seçimi ona baskı yaptı. Biden yönetiminin kullanılmayan aşı stoklarını paylaşmayı kabul etmesi kolay bir karar değil. Biden yönetimi, “önce Amerika aşılamasını” açıkça teşvik etmelidir. ABD’nin siyasi bencilliği, aslında kolektif bir duygusudur. Bu nedenle ABD, bir ülke olarak tek bir Amerikan bireyinin göründüğünden daha bencildir.

ABD, açık ve dolaylı olarak Çin ile Rusya’yı “aşı diplomasisini” benimsemekle suçluyor. Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler arasındaki karşılıklı yarar sağlayan iş birliği, Beijing tarafından fakir ülkeleri kontrol etmek için kullanılan bir “borç tuzağı” olarak açıkça kınandı.

Covid-19 salgınının ortaya çıkmasından bu yana Çin, salgınla mücadele malzemelerinin dünyanın üretim ve tedarik merkezi haline geldi. Bununla birlikte, Washington tarafından mümkün olan her şekilde karalamalar yapılmıştır. ABD’nin en kötü performans gösterdiği bölgelerde bile, ülke kendisini küresel lider ilan etmekten asla vazgeçmiyor.

Washington’ın salgına karşı küresel mücadelede aktif bir rol oynadığını, bir an önce aşılarını ihraç etmeye başladığını görmeyi çok isteriz. Ancak ABD’nin daha pratik davranacağını umuyoruz. Ülke daha fazlasını yapamasa ve daha az konuşsa bile, en azından dediğini yapabilmelidir.

Washington, uluslararası hoşnutsuzluğa karşı koymak için kendisinin de benimsediği “aşı diplomasisi” için Çin ve Rusya’yı suçluyor. Washington, jeopolitik hesaplamalar yerine salgınla mücadeleye odaklanmalıdır. Uluslararası toplumun kandırılamayacağını bilmeli çünkü herkesin kalbinde bir tartı var.