Global Times / Gao Jian

Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schroeder kısa süre önce Türkiye’ye yaptığı bir ziyarette, “Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra durumun değişmesine uygun bir güvenlik mimarisini henüz yaratamadık… Ukrayna’daki savaş bu siyasi başarısızlığın bir sonucudur.” dedi.

Avrupa Birliği’nin (AB) “stratejik özerkliği” çerçevesinde bloğun yeni bir Avrupa güvenlik çerçevesi kurmasının karşısındaki en büyük zorluk, şu anda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere’nin egemen olduğu NATO’dur.

Jeopolitik krizleri kışkırtmak, Soğuk Savaş’tan miras kalan siyasi sorunları sözde demokratik değerler temelinde köpürtmek ve Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı düşmanlığını güçlendirmek, NATO’nun Avrupa güvenliği üzerindeki egemenliğini korumak için kullandığı kozlar haline geldi. AB şimdiye kadar kıtaya etkin güvenlik garantileri sunamadığı için, ABD’nin egemenliğindeki NATO’ya güvenmek birçok Doğu Avrupa ülkesi için kaçınılmaz bir seçenek haline geldi.

NATO AVRUPA’DA YENİ BİR GÜVENLİK ÇERÇEVESİ KURULMASINI ENGELLEMEMELİ

ABD uzun zamandır Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine ideolojik ve siyasi olarak sızmaya çalışıyor. Bu arada AB’nin siyasi birliği de yok. Küçük Doğu Avrupa ülkelerini AB’nin stratejik planlamasını bozmaya kışkırtmak için AB içindeki bu yapısal zayıflığı kullanmak ABD ve İngiltere hükümetlerinin sık sık kullandıkları bir taktik.

İngiltere ve ABD AB’nin birliğini zayıflatmak için oldukça tutarlı bir tutumu paylaşıyor. İngiltere Rusya-Ukrayna çatışmasının patlamasından bu yana, proaktif biçimde müdahale etti. Almanya ve Fransa dahil büyük Avrupa ülkelerin stratejik maliyetlerini artırma amacıyla, Polonya gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini Rusya ile Ukrayna arasında bir çatışmayı kışkırtmaya zorlamak için ön cepheye koştu. Bu nedenle, ABD ve İngiltere gibi Anglo-Sakson ülkelerinin diplomatik kısıtlamaları ile nasıl mücadele edileceği, Avrupa güvenlik mekanizmaları söz konusu olduğunda AB’nin karşılaşmak zorunda olduğu merkezi sorundur. Yeni bir Avrupa güvenlik mimarisi kurmak AB için en acil görev haline geldi.

AB samimi olarak, potansiyel jeopolitik ve bölgesel güvenlik krizlerine karşı koymak için, stratejik bağımsızlık bilincini güçlendirmeli ve hem Avrupa tarihi hem de Avrupa gerçekliğine dayalı bir stratejik çevre kurmalı ve çözümler yaratmalıdır.

AVRUPA’DAKİ ANA AKIM SİYASİ SÖYLEMLERDE VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR

Soğuk Savaş’ın bitmesinin üzerinden 30 yıl geçti ama Avrupa siyasi kültüründeki “Batı olmayana karşı Batı” şeklindeki ikili karşıtlık halen Avrupa’daki ana akım siyasi söylemlerde varlığını sürdürüyor. Ancak Soğuk Savaş anlatılarının egemen olduğu NATO güvenlik mekanizması içinde, AB zaman zaman kötü ABD dış politikalarının günah keçisi haline gelirken, müttefikler sık sık zehirli dostlar haline geldiler. Avrupa siyaset ideolojisinin Amerikalaşması AB dış politikasında siyasi sağ duyunun bir kıt kaynak haline gelmesine neden oldu.

Rusya-Ukrayna krizi söz konusu olduğunda, Rusya sadece AB’den uzaklaşamayacak bir korku değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji ihtiyaçları ve halkın geçimi için temel garantiler sağlayan bir ülke. Rusya’nın merkezi çıkarlarına saygı göstermek, iki tarafın ortak çıkarlarının temelini genişletmek, tarihsel acıları yok etmek ve Avrupa’ya daha fazla seçeneklerin olduğu bir gelecek sunmak bu kadar mı zor?

Bilindiği gibi, AB ulusal ve kültürel çeşitliliğe saygı gösterme ilkesi çerçevesinde ortak kalıcı barış peşinde olan savaştan yorulmuş Avrupa halkının düşüncelerinin sonucudur. Ne yazık ki, dış politika alanında, AB’nin barış içinde bir arada yaşama ilkesi henüz güçlendirilemedi. AB bölgesel güvenliği devam ettirmeyi sıkı biçimde elinde tutmak istiyorsa sadece savunma harcamalarını artırmak çözüm değil.

AVRUPA BİRLİĞİ İÇİNDEKİ YAPISAL ZAYIFLIK

Bir yandan ABD ve İngiltere’nin önderlik ettiği NATO Avrupa’nın ab-merkezli bir güvenlik mekanizması kurma konusunda çok ileri gitmesine izin vermeyecektir. Aslında, ABD’nin Avrupa’da bir güvenlik krizi kışkırta konusunda çeşitli siyasi seçenekleri ve araçları var. Washington, Avrupa’da halen paha biçilmez bir siyasi etkiye sahip.

Öte yandan, AB NATO-merkezli güvenlik mekanizmasına büyük ölçüde bağımlı. Farklı AB üyesi ülkelerin çıkarları söz konusu olduğunda temel farklılıklar var. Bu büyük değişiklikler döneminde, AB’nin “stratejik özerklik” siyasi iradesini uygulamak ve gelecek için yeni bir güvenlik mekanizması kurmak için mikrofon siyasetçilerine değil, fark yaratmaya cesaret eden gerçek devlet adamlarına ihtiyacı var. Rusya-Ukrayna çatışmasının Avrupa siyasi çevreleri için, temel bir siyasi kriz patlak vermeden önce bir fark yaratmaları yönünde köklü bir uyarı olması ümit edilir.