CGTN / Hannan Hussain

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı Bill Burns, 7 Mayıs’ta Financial Times Weekend Festivali’nde yaptığı konuşmada Ukrayna’daki çatışmaların Çin’in Taiwan bölgesiyle ilgili belirsiz “hesaplamalarını” etkileyeceğini iddia ederken, Beijing’in kendi eyaleti üzerindeki “kontrolünü elde etme” ihtiyacı düşüncesine tutundu. Burns’ün açıklamaları mesnetsiz ve eşit ölçüde yanlış. Bu sözler yanlış, çünkü Taiwan’ın her zaman Çin’in vazgeçilemez bir parçası olması, Ukrayna çatışması ve Çin’in açıkçası iç işleri arasında çizilen yanlış denkleştirmeyi ortaya çıkarmaktadır. 

Dahası, Burns’ün açıklamaları ABD’nin, Çin ve Ukrayna krizi arasında bağ kurma takıntısının bir parçasıdır. Sonuç olarak Çin’in Rusya’ya yaptığı iddia edilen askeri yardımı, Ukrayna konusunda partizanlık ve uluslararası diplomasiye örtülü direniş suçlamalarında olduğu gibi yetkililer tarafından çürütüldü. Şimdi bu yalanların hiçbiri doğrulanmadığından, CIA Başkanı Burns Taiwan sorununa dönüş yapıyor. Burns, karmaşık Ukrayna çatışmasıyla benzerlikler kurma umuduyla çok iyi bilinen sorunun kutsallığına meydan okuyor. Hiç şüphesiz, bu tür mesnetsiz girişimlerin en büyük kaybı bir dizi ciddi resmi uyarıya rağmen, Washington’ın katı “Tek Çin” ilkesine bağlılığını kabul etmesidir.  

ABD’NİN İTİBAR KAYBI

Burns’un, Beijing’in Ukrayna konusunda ABD ve Avrupa arasındaki birleşik cepheden bir şekilde paniğe kapıldığı iddiası da tamamen kendi uydurduğu bir şeydir. İlk olarak, kendi iç işlerinde meşru otorite ve Taiwan ile barışçıl yeniden birleşmenin tek garantörü olan Washington değil, Beijing yönetimdir. Bu yüzden, bu konuda Washington’daki diğerlerinin yanı sıra Burns, Ukrayna çatışması bağlamında konuyu çarpıtmak bir yana kendi egemenlik alanında Çin’in öncelikleri hakkında konuşmada yetersizdirler. 

İkincisi, Burns’ün iddialarının aksine, ABD’nin Ukrayna konusunda Avrupa ile birbirine yaklaşıp yaklaşmamasının Çin ile ideolojik bir ilgisi yoktur. Aslında Burns’un iddiası, daha kapsamlı bir yanlışın ayrılmaz bir parçasıdır: Çin, Burns’ün “Taiwan üzerinde kontrolü” sağlamak olarak dediği durumdan dersler çıkarabilir. Bu saldırı hattının, Çin’in ulusal egemenliği konusunda kararlı önlemler ve sıkı bir savunma ile karşılık vereceğine söz verdiği ABD müdahalesiyle yakından özdeşleştiğini aklınıza getirin. Çin karşıtı kartı oynamaktan ziyade bu, Avrupalı müttefikleriyle garip birlik duygusunu sorgulamada ABD’nin çıkarlarına hizmet ediyor. Tek taraflı yaptırımların ve çatışmanın ideolojik olarak kınanmasının ABD ve Avrupa’yı “birbirine yakınlaştırmada” oynadığı önemli rol dikkate alındığında, Çin’in iç işlerine müdahaleye başvurmak bu birliği genişletecektir. 

Son olarak Burns’ün, Çin ile Ukrayna’daki çatışma hakkındaki ortak görüşü, inkâr edilemez gerçeklerin aksine olasılık ve spekülasyona kararlı biçimde güvendiğini ortaya koyuyor. Burns bizi şaşkına çevirdiğini farz etti… Çin’in, Rusya’nın Ukrayna ile çatışmasının vahşiliğiyle ilişkilendirilmesinden ortaya çıkabilecek itibar kaybından bir parça ve savaşın yol açtığı ekonomik belirsizlikten kesinlikle rahatsız olduğu savunuldu. 

BEIJING UZUN VADEDE ABD’NİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU “EN BÜYÜK JEOPOLİTİK SORUN”

Tüm ironilerin anası, ABD’nin, Ukrayna çatışmasından kaynaklı “itibar kaybının” baş hedefinin kendisi olduğudur. Washington’ın barışa olanak sağlama isteğinin, tek taraflı yaptırımlar, ağır silah tedariki, yoğun blok siyaseti ve tüm ülkeleri barış için eşit ortak olarak yorumlamadaki isteksizliği nedeniyle tehlikeye düştüğü gerçeğinden ötesine bakmayın.  Tam tersine, Çin’in en büyük niteliklerinden biri, Ukrayna, Rusya ve müzakere edilmiş barış için çaba gösteren sayısız uluslararası ülkeyle gerçek bir diplomatik ve ara bulucu ilgiye sahip tarafsız bir güç olarak statüsü bulunmasıdır.

Tartışmaları sözde itibar kaybından Taiwan sorunu konusunda uydurulmuş Çin “hesaplamalarına” kaydırarak Burns, Çin’i Rusya ile aynı kefeye koymada herhangi bir fırsatın ABD tarafından sıcak karşılandığı yerde Ukrayna konusunda bir anlatı modeli oluşturmayı öneriyor. Bazı açılardan bu hemen hemen hiç şaşırtıcı bir durum değildir. Nihayetinde CIA başkanının Çin karşıtı anlatısının bir parçası Soğuk Savaş bakışıyla güçlendiriliyor: Beijing uzun vadede ABD’nin karşı karşıya olduğu “en büyük jeopolitik sorun” olarak görülüyor.