ABD Başkanı Joe Biden, dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı telefon görüşmesinde, Rusya’ya Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda ABD ve müttefiklerinin ona büyük bedeller ödeteceği uyarısında bulundu. Putin ise ABD’nin niçin basına sürekli yalan bilgiler vermekte direttiğini anlayamadığını belirtti.

Üst düzey bir Rus yetkili, yaptığı açıklamada, ABD’nin şu an Rusya’nın Ukrayna’yi işgal etmesi konusunda histerik bir propagandaya giriştiğini ifade etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, dün yaptığı konuşmada, Ukrayna sınırları içinde tam ölçekli bir savaş olmadığını söyledi. Zelenskiy, diğer ülkelerin, ellerinde Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğine dair kanıtlar varsa Kiev ile de paylaşmalarını istedi.

Son günlerde, ABD’nin başını çektiği Batılı ülkeler Ukrayna sorunuyla ilgili Rusya’yla bir çatışma içine girdiler.

Moskova ve Kiev’in savaş istemedikleri yönündeki açıklamalarına rağmen, ABD, bölgede savaş atmosferi yaratmak için amansız bir mücadele sergiliyor.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Rus ordusunun 20 Şubat günü öncesinde Ukrayna sınırlarından içeri girebileceğini iddia etti. Bu açıklamanın hemen akabinde, Amerikan medyasında da ABD’li diplomatların ve ABD vatandaşlarının ülkeden tahliyesi için talimat verildiğine dair yoğun bir haber trafiği görüldü. ABD’li yetkililer ile medya gerilimin artması için çabalarını yoğunlaştırdı.

ABD’nin bir savaş atmosferi yaratma yönündeki çabalarına rağmen, uluslararası kamuoyu, öngörülemez neticelere yol açacağı gerekçesiyle Rusya ve Ukrayna arasında bir savaş çıkma ihtimalini düşük görüyor.

Rusya’nın sınır bölgesine yığınak yapmasının ve bölgede tatbikatlar düzenlemesinin asıl amacı ise NATO’nun Moskova’nın ulusal güvenlik konusundaki endişelerini dikkate almasını sağlamak.

O hâlde, ABD niçin Rusya’nın Ukrayna’yı “işgal edeceği” tehdidini köpürtmeye, bu kartı oynamaya devam ediyor? Washington’un Rusya tehdidi iddiasını güçlendirme gayretinin ardındaki neden, Avrupa’da belli bir düzeyde gerilim yaratıp, kıta ülkelerinin, bilhassa da Doğu Avrupa ülkeleri ile eski Sovyet Birliği ülkelerinin kendi ‘‘emirlerine’’ sıkı sıkıya uymasını sağlamak.

ABD, bu sayede Avrupa’daki jeopolitik güvenlik durumunu kendi istediği doğrultuda yönlendirebileceğini, Avrupa’nın bağımsız stratejik güvenlik arama çabalarını kısıtlayacağını düşünüyor.

Fransa’da cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon da ABD’nin dünya sahnesindeki liderliğini kaybettiğini, bu yüzden Ukrayna’daki durumu kendi çıkarları için kullanmaya çalıştığına işaret eden isimlerden biri.

Bununla birlikte, büyük paralar kazanmak için krizleri kışkırtarak çatışma ve savaş çıkartmak da Washington’un en olağan hileleri arasında bulunuyor.

Nitekim ABD, Rusya-Ukrayna gerginliğinin artmasının ardından Ukrayna’ya büyük miktarda silah göndermenin yanı sıra, üç Baltık ülkesindeki ABD yapımı füze ve diğer silahların Ukrayna’ya transferini onayladı. Tabii, bunun arkasında da ABD savunma sanayisinin gücünün ve kârının artırılması isteği  yatıyor.

Beyaz Saray, ayrıca Avrupa ülkelerini Rusya’ya olan enerji bağımlılıklarından kurtulmaya zorlayarak, kıtaya enerji ihracatını genişletmek için “Kuzey Akım-2” doğal gaz boru hattı projesini sona erdirme tehdidinde bulundu.

Dolayısıyla, Ukrayna meselesinde ABD’nin aslında Rusya’yı hedef alarak Avrupalı müttefiklerini ikaz ettiğini söylemek pekâlâ mümkün. Alman ve Fransız liderlerin son günlerde mevcut gerilimi azaltmak için Kiev ile Moskova arasında mekik dokuması da aynı nedenden kaynaklanıyor; zira Avrupalı liderler, kıtada bir savaş patlak vermesi hâlinde, ABD’nin oturduğu yerden yangını izleyeceğini, olası bir felaketten zarar görecek olanın da kendileri olduğunu adları gibi biliyorlar.

Tam da eski AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un dediği gibi, ‘‘ABD gibi dostunuz varsa düşmana neden ihtiyacınız olsun ki?

Esasen, Rusya-Ukrayna krizinde gelinen son noktaya bakıldığında, gerilimin ardındaki temel nedenin, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra NATO’nun doğuya genişleme arayışını sürdürmesi ve Rusya’nın stratejik güvenlik alanına baskı uygulaması olduğu söylenebilir.

Rusya, son gerilimde, NATO’nun doğuya genişlemeyi ve Rus sınırına yakın bölgelere saldırı  silahları konuşlandırmayı sonlandırmasına ve, her iki tarafın askerî güvenliği konusunda net bir kırmızı çizgi çizilmesine dair yasal bağlayıcılığa sahip yazılı bir taahhütte bulunmasında ısrar ediyor. Bu, aşırı bir talep olarak görülmemeli. ABD ve onun önderliğindeki NATO, durumun tamamen farkında olmasına rağmen, Moskova’nın isteklerine kulak asmıyor, tamamen hegemonyacı anlayışın ve Soğuk Savaş zihniyetinin etkisiyle yangına körükle gitmekte ısrar ediyor.

Ukrayna krizinde bugünkü noktaya gelinmesi, ABD’nin adım adım yeni gerilimler eklediği bir oyuna benziyor. Ancak ABD, zihnindeki büyük hesaplarla bu kez dünyayı aldatamıyor, Washington’un histerik performansı gerçekleri tüm dünyaya net bir şekilde gösteriyor. Dünyanın karşı karşıya bulunduğu en büyük güvenlik riski, hem içeride hem dışarıda sorunlar çıkartan, amacına ulaşmak için her yolu mübah gören ABD’den başkası değil!