Haber: Gökhun Göçmen

Filistin ve İsrail arasında kalıcı barış umutlarını yerle bir eden çatışmalar şimdilik sona erdi. Onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve büyük bir yıkımı beraberinde getiren çatışmaların sona ermemesinde ABD’nin rolü ise sorgulanmaya devam ediyor.

İsrail’in Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki zorla tahliye girişimleri ve Mescid-i Aksa’daki polis saldırılarının ardından başlayan çatışmalar sona erdi. Mısır, Birleşmiş Milletler (BM) ve Katar’ın önderlik ettiği ateşkes anlaşmasını hem İsrail hem de Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli örgütler kabul ettiğini duyurdu. Silahların susmasının ardından açıklama yapan İsrail ve Filistinli güçler zaferi kimin kazandığına dair tartışmalara devam ederken, bölgede kalıcı barış umutlarının büyük darbe aldığına şüphe yok.

İSRAİL’E “İŞİNİ ERKEN BİTİR” MESAJI

On bir gün süren ve yaklaşık 250 kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların ardından oluşan siyasi enkazda tarafların sorumluluğu kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) de imzası bulunuyor. Zira Washington yönetimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) açıklama yapılmasını 3 kez engellerken, bu süre zarfında İsrail’e 735 milyon dolarlık silah satışını onayladı.

ABD Başkanı Biden, İsrail’e silahların susması için çağrı yaptığında ise çatışmaların üstünden bir hafta geçmiş ve yüzlerce ölünün yanı sıra yaklaşık 75 bin Filistinli evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. ABD merkezli Foreign Policy dergisi konuyla ilgili haberinde bir hafta sonra gelen ateşkes çağrısının özünde İsrail’e “İşini çabuk bitir” mesajı olarak okunduğunu aktardı.

“BIDEN YÖNETİMİ İTİBARINI ZEDELİYOR”

Selefi Donald Trump’tan farklı olarak “çok taraflı diplomasiye” dönüş sinyalleri veren Biden yönetiminin tek başına BMGK’yı felç etmesine müttefiklerinden de tepkiler gelmeye devam ediyor. Washington’ın bloke ettiği açıklamanın ardından Fransız diplomatlar Gazze’de insani koridor oluşturulması için yeni bir teklif verirken, Foreign Policy dergisine adının gizli kalması şartıyla konuşan bir diplomat “ABD, BM düzenini ve çok taraflılığı desteklemeye söz vermişti. Bunu Güvenlik Konseyi’nde göremedik.” ifadelerini kullandı.

“Biden’ın Gazze hamleleri ABD’nin BM’deki kredisini test ediyor.” başlıklı analizde görüşlerine yer verilen BM İnsan Halkları İzleme Temsilcisi Louis Charbonneau ise şu değerlendirmelerde bulundu:

“ABD’nin itibarı, insan hakları kurallarını ve uluslararası hukuku herkese, düşmanları kadar müttefiklerine de uygulamasına bağlıdır. İsrail’in tıpkı herkes gibi uluslararası standartlara uyması gerekiyor. Biden yönetimi bu konunda ısrar etmeyerek kendi itibarını zedeliyor.”

ABD POLİTİKASINDA İSRAİL PARANTEZİ

Biden yönetiminin “değerleri” ve “çok taraflı” diplomasiyi askıya alarak müttefiklerini tolere etmesi Türkiye’de de dikkatle takip ediliyor. Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkileri Bölümü’nden Prof. Dr. Hasan Ünal, CRI Türk’e yaptığı açıklamada İsrail’in ABD politikasındaki “özel” konumunun altını çizdi.

Prof. Dr. Hasan Ünal: Biden yönetiminin tutarlı bir dış politikası bulunmuyor.

Biden’ın başkanlık dönemi boyunca siyasi kampanyasını Trump karşıtlığı üzerine kurduğunu anımsatan Prof. Dr. Hasan Ünal “İsrail-Filistin krizinde gördük ki, Trump’ın yaptığının tersini yapamıyorlar. Amerika’daki gerçekler Biden yönetimini bir önceki iktidarın attıklarına benzer adımlara zorladı.” diye konuştu.

Biden yönetimi teslim alan gerçeklerin güçlü bir İsrail lobisi ve Amerika’daki “müesses nizam” olduğunu aktaran Prof. Dr. Ünal, buna karşılık ABD içinde aralarında Yahudi yazarların da bulunduğu yükselen Filistin yanlısı seslere dikkat çekti.

ABD’de 13 Mayıs günü Temsilciler Meclisi’nde düzenlenen oturumda aralarında New York Vekili Alexandria Ocasio-Cortez’in de bulunduğu kimi Demokrat siyasetçiler Biden’ı sert ifadelerle eleştirmişti. Gelişmeleri “Demokratlar arasındaki Filistin çatlağı büyüyor” başlığı ile okuyucularına duyuran The New York Times gazetesi parti içindeki sol kanat siyasetçilerin “işgal” kelimesini kullanmaktan çekinmediğini vurgulamıştı.

MAJÖR KONULARDA DEĞİŞİM SİNYALİ YOK

Prof. Dr. Hasan Ünal gibi ABD siyasetindeki “İsrail devamlılığına “işaret eden bir diğer isim de İstanbul Gedik Üniversitesinden Dr. Selim Sezer oldu. Joe Biden ve Kamala Harris ikilisinin kimi noktalarda Trump’tan ayrılmasına rağmen “majör konularda değişim sinyali vermediğini” söyleyen Dr. Sezer, “Geleneksel olarak tüm ABD başkanları şu ya da bu düzeyde İsrail destekçisidir. Bu ABD emperyalizminin ayrılmaz bir parçasıdır.” tespitinde bulundu.

Dr. Selim Sezer: ABD başkanları şu ya da bu düzeyde İsrail destekçisidir ve bu ABD emperyalizminin ayrılmaz bir parçasıdır.

Biden yönetiminin daha önce de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetkilerini İsrail aleyhine genişletmesine şiddetli biçimde karşı çıktığını hatırlatan Dr. Selim Sezer şunları kaydetti:

“Biden yönetiminin İsrail-Filistin siyaseti ile önceki yönetimin izlediği siyaset arasında yalnızca derece farkı olacağı artık daha net diyebiliriz. Tüm siyasi kariyeri boyunca güçlü bir İsrail yanlısı tutum almış olan Joe Biden, başkanlık dönemi boyunca da bu tutumu sürdürecektir. Ancak Trump kadar aşırıya gitmeyeceğini ve bazı noktalarda İsrail yönetimini ‘frenlemeye’ çalışacağını da beklemek mümkündür.”

ATEŞKES VAR AMA KALICI BARIŞ ŞİMDİLİK HAYAL

İsrail ve Filistin hattında şimdilik silahların susması uluslararası kamuoyuna rahat bir nefes aldırsa da kalıcı barış şimdilik mümkün gözükmüyor. Dr. Selim Sezer’e göre, bunun arkasındaki temel neden ABD’nin Orta Doğu siyasetinde saklı. Washington yönetiminin bölgedeki iki önceliğinin “İsrail’in güvenliği “ve “İran’ın sınırlandırılması” olduğunu belirten Dr. Sezer, şu ifadeleri kullandı:

“İsrail-Filistin çatışmasının bölge ve dünya siyasetindeki ağırlığının zayıflatılması için Beyaz Saray’dan bazı yeni ‘çözüm’ önerileri gelebilir. Ne var ki yeni yönetim, görevdeki dördüncü ayını tamamlamasına karşın Kudüs kararı da dâhil olmak üzere önceki yönetimin girişimlerinin hiçbirinden geri dönüldüğünü ilan etmemiş, geri dönüleceğinin sinyalini de vermemiştir. Ayrıca örneğin, Obama döneminde İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da izlediği uluslararası hukuka aykırı yerleşim politikaları bir düzeyde frenlenmeye çalışılırken, yönetimin kendi içinden buna itiraz edenlerin başında Biden geliyordu. Bu gibi hususlar dikkate alındığında, en azından şimdilik, yerel ve uluslararası aktörlerin rıza gösterebileceği bir çözüm planının üretilmesini beklemiyorum.”