Amerika Birleşik Devletleri (ABD), mahkûmlara yapılan işkencelerle sık sık gündeme gelen Guantanamo Hapishanesi’ni açalı 20 sene oldu. Verilere göre, şu ana kadar Guantanamo Hapishanesi’nde 9 kişi hayatını kaybetti. Ölümlerin 7’si intihar vakası.

Birleşmiş Milletler (BM) Amerikan hapishanelerinde mahkûmların gördüğü işkence ve kötü muameleyi birçok kez kınadı, insan hakları ihlallerinin endişe verici olduğunu açıkladı.

Peki, Guantanamo’daki işkenceler neden durdurulamıyor? Bunun bir nedeni, ABD’deki cezaevlerinin çoğunun özelleştirilmiş olması. Özel cezaevlerinin patronları, hükümetin de zımni onayıyla sırf kâr uğruna mahkûmları ucuz iş gücü olarak kullanıyor.

1980’li yıllarda, ABD’deki suç oranının hızla yükselmesiyle cezaevlerinin kapasitesi yetmemeye başladı. Hükümetin de desteğiyle özel cezaevleri kurulmasının önü açıldı.

Veriler, 2019 yılına kadar ABD’deki 200’den fazla özel cezaevine yaklaşık 120 bin tutuklu konulduğunu gösteriyor. Özel cezaevlerindeki mahkûmlar, hükümetin izniyle ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Bir diğer deyişle, Amerikan hapishaneleri modern kölelik sisteminin uygulandığı utanç yapıları olmayı bugün de sürdürüyor.

Özel cezaevlerindeki mahkûmlar, sadece imalat, tamir ve hizmet işlerinde değil, ölüm riski yüksek işlerde de görevlendiriliyor. Örneğin, 2021 yılında ABD’de Covid-19 salgınının ciddileştiği dönemde, hapishane yöneticileri, salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin naaşlarını mahkûmlara taşıttı.

California eyaletinde aylarca süren orman yangınları esnasında, itfaiyecilik konusunda hiçbir tecrübesi bulunmayan tutuklular alevleri söndürmek üzere ön saflara sürüldü. Böylesine yüksek riskli işleri yürüten mahkûmların elde ettiği gelir ise saat başına sadece 12 ila 63 cent arasında değişiyor. Bu, yasal olarak belirlenen asgari ücret seviyesinden çok daha az. Özel cezaevlerinin patronları, mahkûmların zorla çalıştırılmasından büyük kârlar elde ediyor. Ülkenin en büyük cezaevi şirketi olan CCA, 2000 yılında borsada işlem görmeye başladı. Şirket, son 20 yılda gelirlerini 500 kat artırdı.

Bu noktada şu soruyu da dillendirmek gerekiyor: Kölelik niçin  ABD’deki özel cezaevlerinde canlandı?

Öncelikle, ABD’nin sözde demokratik sistemi köleliğin canlanmasına fırsat sağladı. Özel cezaevlerinin patronları, kendi işlerini geliştirmek için seçim döneminde başkanlık ve valilik adaylarına mali destek veriyor. ABD’nin iki büyük özel cezaevi şirketi CCA ve GEO, 2010 ve 2015 yılları arasında politikacıları desteklemek ve lobi faaliyetleri yürütmek için 14 milyon 600 bin dolar harcadı. Bunun arkasında da politikacıların seçimi kazandıktan sonra söz konusu özel cezaevlerine daha büyük sübvansiyonlar sağlaması arzusu yatıyor.

Diğer yandan, yargı bağımsızlığı ilkesine güya sıkı sıkıya bağlı olan ABD’nin adalet sistemi, büyük ölçüde özel cezaevlerinin patronlarının etkisi altında. Patronlar, kârlarını maksimize etmek için yasalarda değişiklik talep edebiliyor ve daha çok insanın hapse atılmasının önünü açabiliyor.

Amerikan Yasama Değişim Konseyi (ALEC), uzun yıllardır CCA şirketinden fon desteği alıyor. CCA da ALEC’nin yardımıyla Amerikan yargı sistemine ve ilgili politikalara müdahale edebiliyor, cezaevlerinin özelleştirilmesi sürecine hız katılmasını, daha çok mahkeme açılmasını, mahkûm sayısının artmasını sağlıyor, hatta mahkeme kararlarına dahi etki edebiliyor.

2010 yılında Arizona eyaletinde onaylanan yasaya göre, yasa dışı göçmen olduklarından şüphelenilen kişiler haklarında yargı kararı olmaksızın cezaevine sevk edilebiliyorlar.

2018 yılında, ABD Adalet Bakanlığı yasa dışı göçmenlere “sıfır tolerans” politikası uygulamaya başladı. Ülkedeki göçmenlere yönelik davaların sayısında patlama yaşandı.

ABD’li uzman Jim Armstrong, “Mevcut yasa dışı göçmen krizinde daha çok kişinin tutuklanması, özel cezaevlerin daha çok para kazanması anlamına geliyor.” diye konuştu.

Diğer yandan, birçok ülke idam cezasının kaldırılması çağrısı yaparken, ABD’de bu talebin altında yatan nedenin farklı olduğunu vurgulamak lazım. Ülkede idam cezasının kaldırılmasının en hararetli savunucuları özel cezaevlerinin patronları. Zira, ömür boyu hapis cezası alacak herkes, bu acımasız patronların ömür boyu zorla çalıştırabileceği köleler olacak.

Dolayısıyla, ABD’li politikacıların “idam cezasının kaldırılmasının medeniyetin sembolü” olduğu iddiasının arkasında, mahkûmların insan haklarını ihlale dayanan kirli bir üretim zinciri bulunuyor.

ABD’li siyasetçiler ve özel cezaevlerinin sahipleri için mahkûmların insan hakları ve can güvenliği en ufak bir önem taşımıyor. Onlar için önemli olan, seçimlerden galip ayrılmak veya ceplerini daha çok doldurmak. ABD’nin sözde demokratik sistemi altında, siyasetçiler ile sermaye el ele vererek bu utanç verici “modern köleliğin” sürmesi için çaba harcıyor.