Global Times

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden görevdeki bir yılını tamamlamadan önce, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Çin Direktörü Laura Rosenberger, geçen hafta çarşamba günü ABD’nin Çin politikası konusunda özel bir değerlendirme yaptı. Bayan Rosenberger, ABD’nin, Çin’e karşı rekabeti kazanmasını garanti altına almak için Taiwan Boğazı ve Hint-Pasifik bölgesinde Çin’e karşı caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi. Bu arada, ABD, Çin ile rekabetini yönetmek için çabalar gösterecek, Çin ile iletişimi devam ettirecek ve rekabeti azaltmak ve potansiyel riskleri kontrol etmek için koruyucu önlemler alacak.

Geçen yıl birçok kez bu tür söylemlere tanık olduk. “Rekabet”, konu Çin ile ilişkilere geldiğinde Biden yönetimi tarafından sürekli tekrarlanan kilit bir sözcük. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bir keresinde “3C” politikası -rekabet, çatışma ve iş birliği (competition, confrontation, cooperation)” formülünü önermişti. İnceltilmiş bir formülasyon “sorumlu rekabet”, “güç konumundan iş birliği ve “çatışmaları önlemek için sağduyulu önlemler oluşturmak” şeklindeydi. Bu 3C’den “iş birliği” giderek bir kenara itildi ve “rekabet” merkezi rolü üstlenerek daha fazla önemli hale geldi ama Washington “rekabet” ile kesinlikle ne demek istiyor? Bunu ancak ABD’nin pratik eylemlerini dikkate alarak anlayabiliriz.

ABD, ÇİN’İ DIŞLAYAN TİCARET ÇEVRESİ YARATMAK İSTİYOR

Rosenberger, ABD’nin bölgesel ortakları ile Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi’ni başlatmak üzere olduğunu belirtti. Bu plan Çin’i hedef alıyor. ABD, Çin’i saran ama Çin’i dışlayan küçük bir ekonomik ve ticaret çevresi yaratmak istiyor. Rosenberger özellikle, ABD’nin artan numaralar yaptığı Taiwan Boğazı’ndan bahsetti. Bu Çin’in merkezi çıkarlarına karşı bir kışkırtmadır ve Çin-ABD ilişkilerinin siyasi temellerini zayıflatmaya devam etmektedir. Rosenberger, Çin’in etrafında bir stratejik ortam oluşturmak için müttefikleri ile çalışmaya kararlı olduğundan bahsetti. Japonya ve Fransa, geçen hafta perşembe günü dışişleri ve savunma bakanları arasında 2+2 görüşmeleri yapıldı. Cuma günü Blinken Japonya Başbakanı Fumio Kishida ile çevrim içi olarak görüştü. Yine Cuma günü İngiltere ve Avustralya arasında bir 2+2 görüşmesi oldu. Bu üç olayın ortam bir konusu var; Çin’in etkisine karşı çıkmak.

Washington’a şunu sormak istiyoruz; sözde sorumlu rekabet bu mu? Çin iki yıldır ABD’nin sözlerini dinliyor ve hareketlerini izliyor. Şu sonuca varmak zor değil; Washington’ın kalbinin derinliklerinde, çatışma ve kontrol etme özsel, iş birliği ise uygun görüldüğünde başvurulan bir şeydir ve rekabet bir söylem tuzağıdır. Beyaz Saray’ın sahibi değişti ama Çin politikası değişmedi. Biden defalarca Çin’le ilişkileri berbat etmek istemediğini ve iki ülke arasında bir çatışma istemediğini söyledi. Ancak ABD’nin gerçekteki hareketleri, bir Çin-ABD çatışması riskini yaratarak ve artırarak, sürekli Çin-ABD iş birliğinin temellerini sarsıyor.

ABD ULUSAL GÜVENLİK KAVRAMINI KÖTÜYE KULLANDI

ABD yetkilileri sürekli neredeyse her fırsatta “Çin ile rekabet” kavramından bahsedip fiyaka yapıyor. Ama gerçekte, başkaları tarafından da anlaşıldığı şekliyle, ne demek istediklerini biliyorlar mı? Eski Avustralya Başbakanı Paul Keating bir keresinde ABD anlayışını az ve öz olarak tarif etmişti. Keating, “Çin’in büyük sorununun, şimdi ABD kadar büyük bir ülke olması ve daha büyük olma potansiyeline sahip olması olduğunu ve bunun Amerikan zafer sarhoşları için affedilmez bir günah olduğunu” söyledi.

Son yıllarda ABD, Çin işletmelerine nedensiz baskı yapmak için ulusal güvenlik kavramını kötüye kullandı, bu kavramı sık sık tek taraflı geniş kapsamlı yargılama gücü için kullandı, Hong Kong, Xinjiang ve Taiwan’a ilgili sorunlarla ilgili olarak açıkça Çin’in iç işlerine karıştı ve Çin’in diğer ülkelerle ilişkilerini provoke etmek için elinden gelenin en iyisini yaptı. Bunlar ahlaksız ve hileli taktiklerdir. Aynı zamanda, Washington, Çin’i bastırma ve kontrol almaktaki hegemonik keyfiliğini gizlemek için, Batılı bağlamda tarafsız bir sözcük olan “rekabeti” kullanarak kasten bir söylem tuzağı yarattı.

ABD’nin bütün bu ahlaksız darbelerine rağmen Çin’i alt edemediğine ve zayıflatamadığına dikkat çekmek zorunludur. Aksine, Çin sürekli olarak daha da güçleniyor ve Çinlilerin gözü korkutulamaz. Tarihsel olarak yoksulken kimseden korkmadık ve şimdi de herhangi bir “rekabetten” korkmamız için bir neden yok. Daha önemlisi Çin’in ABD ile rekabet etmeye hiç niyeti yok, aksine sürekli olarak aşma ve atılımlar peşindi. Çin’in bir hegemonya stratejisi yok, aksine insanların geçim şartlarını iyileştirme ve daha iyi bir yaşam arzularını gerçekleştirme amacına sahip bir kalkınma niyeti var. Bu hiç kimsenin “kontrol” edemeyeceği bir şey.

ÇİN’İN HEGEMONYA STRATEJİSİ YOK

Rosenberger, ABD yetkililerinin ABD’yi rekabet edebilecek en iyi konuma getirme konusunda “genel bir aciliyet hissettiklerini” söyledi. Elbette, ABD’nin “kazanma” peşinde koşmasının “aciliyeti” Çin’in “yenilmesi” ise, o zaman ABD asla hedefine ulaşamayacak. “Rekabet” bayrağı altında diğer ülkelerin kalkınmasını bastırmak ve onları meşru hak ile çıkarlarından mahrum etmek, bir çıkışı olmayan ahlak dışı bir rekabettir.

Washington büyük bir güç için, fikirlerin düşüşünün gücün düşüşünden daha tehlikeli olduğunu anlaması gerekir. Çok kutuplu ve küreselleşmiş 21. yüzyıl döneminde ABD halen Soğuk Savaş araç sandığından araçlar bulmayı düşünüyor, her gün diğer ülkeleri nasıl kontrol altına alacağını düşünüyor, küçük “çeteler” oluşturuyor ve grup çatışması içine giriyor ki, bunlar sadece kendilerine zarar verir ve sonunda zaman tarafından bir kenara itilir.