Global Times / Xin Ping

Onlarca yıl, Kabil’in gökyüzü uçurtmalarla değil, alevler ve dumanla doldu. En son dumanlar çoğunluğu ortaokullu kızlar olmak üzere 85 cana mal olan patlamadan geldi. Amerikan askerleri Afganistan’dan çıkarken, Afgan halkının çektiği acı ve üzüntüler Amerika Birleşik Devletleri (ABD) işgalinden 20 yıl sonra da devam ediyor. ABD’nin düzensiz ve sorumsuz çekilmesi en uzun savaşı, sonsuz ümitsizlik ve ıstırapla birlikte sürekli savaşa dönüştürüyor.

Afgan topraklarına ayak basan ABD güçleri “bir kurtarıcının müjdesini” getirmedi. Aksine, bu 22 milyon Afgan için insani bir felaket yaratan silahlı saldırıydı. Her yıl yüzlerce hatta binlerce sivil ABD askerlerinin bombardımanlarında ya da hava saldırılarında öldü. Son 20 yılda Afganistan’da öldürülen sivillerin sayısı, Brown Üniversitesinin en ihtiyatlı tahminine göre 43 bin 74’tü. ABD işgali sonucu ölen, yaralan ve evlerini terk etmek zorunda kalanların toplam sayısı ise 150 bini aştı.

En iyi belgelenen rakamların yanı sıra, Temmuz 2010’da Wikileaks ABD’nin Afganistan’da Savaşla ilgili askeri kayıtlarını yayınladı ve koalisyon güçlerinin yüzlerce sivili kayıtlara geçmeyen saldırılarda nasıl öldürüldüğünü ortaya koydu. Ölenler bir otobüs yolcusu, Amerikan askerlerinin uyarılarını duymayan sağır bir kişi ya da küçük köylerdeki kadınlar ve bebekler olabilir. ABD askerlerinin gözünde bu masum kadın ve erkekler El Kaide’nin iş birlikçileri olabilir ve ortadan kaldırılmaları gerekir.

Teröre karşı savaş Usama bin Ladin’in 2011’de öldürülmesi ile övünüyor görünüyordu ama bu ABD askerlerinin Afganistan’daki varlığını meşrulaştırmayı zorlaştırdı. Yine de askerler kaldı ve daha fazla zarar verildi. Aslında, ABD askerlerinin işlediği en korkunç suçların bazıları işgallerinin ikinci on yılında işlendi.

En kötü olay, ABD ordusundan Robert Bales’in Kandahar eyaletinin Panjwayi kasabasında 17 Afgan’ı öldürüp, 6’sını yaraladığı Panjwayi katliamıydı. Öldürülenlerin 9’u çocuktu ve öldürülen 11 kişi aynı ailedendi. ABD yetkililerinin soruşturmaları sonucu vardığı sonucun aksine, Afganistan Meclisi soruşturması sonucunda, katliama 20 kadar ABD askerinin dâhil olduğu belirendi. Ama ellerinde masum sivillerin kanı olan bu katiller bir özür dileyerek idam cezasından kurtuldular. Mahvolan aileye 860 bin dolar tazminat ödendi -bu Amerikan askerleri tarafından öldürülen her kişi için 1,500 dolarlık kan parasının çok çok üstündeydi. Bu, ABD’nin insan haklarını ihlal ettiği suçlamasıyla karşı karşıya kaldığında gösterdiği tipik tepkiydi- suç ile hasarı hafif göstermek ve sonra da az ödeme yapmak.

ABD İNSAN HAKLARINI KORUMA BAHANESİ İLE BİRÇOK ÜLKEYE KARIŞIKLIK GETİRDİ

Bales’in tutumu “yalnız kurt” teorisiyle açıklanamaz, ne de herhangi bir savaş stresi bozukluğu ile mazur gösterilemez. ABD ordusunun askerleri belki ülkelerinin, onların Afganistan’da olmalarının nedeninin insan haklarının korunması olduğu yalanı ile kandırılmış olabilirler. Aslında bu şanlı başlık altında yerel halka ve inançlarına karşı açık bir saygısızlık ve hakir görme vardı. Bu askerlerin Bagram Toplama Noktası’nda, tutukluları işkenceyle öldürdüklerindeki barbarca eylemlerini ve Bagram Hava Üssü’nde Kur’an’ı yakmalarını açıklayabilir.

Ölen Afgan isyancıların ceset parçaları ile poz veren askerin gülen yüzünün arkasında acımasız bir kalp var; bu acımasızlık Afganistan’daki insan hakları ihlallerinde daha fazla suçu olan Washington’daki birçok politikacının damarlarında da dolaşıyor. Bunlar için, Afganistan ve Afgan halkı geçmişti, şimdi ve gelecekte her zaman “büyük satranç oyunlarındaki” bir piyondu ve insan hakları sadece oynanacak bir şeydir. Pratikte yaptıkları vaaz ettiklerinin tersidir. Bunlar adalet adına işgal yetkisini verenlerdir. Askerlerin suçlarını aklayanlardır. ABD ordusu ve istihbaratının ciddi ihlalleri ve muhtemel savaş suçları konusunda bir araştırma açmakta ısrar eden Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) çalışanlarının mal varlıklarını dondurma ve ailelerine seyahat yasağı getirme tehdidinden bulunanlardır. Bunlar yalan söyler ve kandırır. Öldürür ve gizler.

ABD’nin Soğuk Savaş’tan sonra Balkanlarda, Körfez’de, Suriye’de ve Afganistan’da yapmaya devam ettiği şey budur. ABD insan haklarını koruma bahanesi ile birçok ülke ve bölgeye karışıklık ve düzensizlik getirdi. ABD bütün dünyada kendisinin tetiklediği savaşlarda ölenlerin Dünya Ticaret Merkezi’nde ölenler gibi masum insanlar olduğunu ve Amerikan topçusunun hallaç pamuğu gibi attığı toprakların Sıfır Noktası’ndan binlerce kez daha değerli olduğunu asla kabul etmeyi reddediyor. ABD anlaşmazlıkları çözmenin her zaman daha iyi bir yolu olduğunu ve güç kullanmaktan kaçınmanın Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi’nde yazılı olduğu gerçeğini asla kabul etmez. ABD insan haklarının egemenlikten üstün olduğunu ileri sürdüğünde, gerçekte,  güçlü ülkelerin diğer ırklardan halkların haklarını çiğneyebileceklerini demek istiyordur.