Global Times

Eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe geçen hafta pazar günü Japonya’nın Ukrayna krizinden sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile bir nükleer silah paylaşma anlaşması yapmayı düşünmesi gerektiğini söyledi. Bazı NATO üyesi devletleri örnek göstererek, NATO’nun nükleer paylaşım düzenlemelerinin ABD’nin nükleer silahlarını Avrupa’da kendi gözetimi altında bulundurmasına imkân tanıdığını belirtti. Abe, Japonya’nın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı imzalamış olması ve nükleer silahları üretmeme, sahip olmama ve kendi topraklarında bulundurmama şeklindeki üç ilkeye rağmen, “Yüz yüze olduğumuz gerçekliği tartışmayı tabu haline getirmemeliyiz.” dedi. Sözlerindeki belirsizliğe rağmen Abe’nin niyeti açık; nükleer silahlar elde etmek için harekete geçmek istiyor.

Abe’nin sözleri bir heves değil. Böyle bir niyet uzun zamandır sağcı Japon politikacıları heyecanlandırıyor. Örneğin, Abe’nin kendisi Mayıs 2002’de kabine genel sekreter yardımcısıyken, Japonya’nın kendisini savunmak için küçük taktik nükleer silahlar kullanmasının “zorunlu olarak anayasaya aykırı olmadığını” söyledi. 2014’te Japonya başbakanıyken, Japonya “bildirmediği” 640 kilo plütonyumla ilgili bir dizi skandalla sarsıldı. Dahası, zamanın muhalefetteki Liberal Parti Başkanı Ichiro Ozawa ayrıca Japonya’nın Çin’e gem vurmak için “bir gecede” çok sayıda nükleer silah yapabileceğini iddia etti.

ABD, JAPONYA’DAKİ SAĞCI HAREKETİN FARKINDA

Dünyada atom bombaları atılan tek ülkedeki bir grup insanın ülkelerine bombayı atanı kendi topraklarına nükleer silah yerleştirmeye çağırması sadece ironik değil, aynı zamanda büyük bir gerçek risk. Sağcı Japon politikacılar nükleer silahlar konusunda dünyadaki herhangi bir ülkeden daha fanatikler ve bugün çarpıklık sınırında bir psikolojik sapıklığa ulaştılar. Yenilen ülkenin utancı ve intikam arzusu, her zaman bastırılmış olsa da, sürekli kanlarında gizli ve dizginlerini parçalamak istiyor. Daha da alarm verici olan ise, Japonya’nın nükleer silah üretme kapasitesine bir miktar sahip olması. Japonya, dünyanın en büyük ölçekli bilgisayar sistemlerine ve nükleer testleri simule etme kapasitesine sahip oldukça sanayileşmiş bir ülke. Japon basınında daha önce belirtildiği üzere, Japonya’nın ülke içinde ve dışında, depolanmış 47 ton plütonyumu var ve bu miktar 6 bin nükleer bomba üretmeye yeterli. Ek olarak, Japonya’nın nükleer taşıyıcı geliştirme konusunda da dikkate değer bir kapasitesi var ve bu sadece bir savaş başlığını taşıyabilecek katı yatıklı roketler geliştirmekte değil, aynı zamanda F-15 ve diğer savaş uçakları da modifiye edildikten sonra nükleer bomba taşıyabilirler ve bunların hepsi açık sırlar. Joe Biden ABD başkan yardımcısıyken 2016’da “Japonya’nın neredeyse bir gecede nükleer silahlar elde etme kapasitesi olduğunu” söyledi ve bir ABD nükleer silah uzmanı bir keresinde Japonya’nın “bir nükleer silah elde etmekten bir tornavidadan biraz daha uzakta olduğunu” ifade etti.

Japonya’nın sağcı deliliği ulusal kapasiteleri ile bir araya gelir gelmez, sonuçlar yıkıcı olacaktır. Bu büyük ölçüde Japonya’nın bir ulus olarak yapısında tam bir değişiklik askeri kapasitelerinin toptan serbest bırakılması ve belki de militarizmin yaklaşık 80 yıldır içinde tutulduğu kafesten kaçması anlamına geliyor. O zaman, nükleer terörizm korkusu Doğu Asya’da ortaya çıkacaktır. O noktada Asya’daki nükleer denge tamamen bozulacak ve jeopolitik durum büyük bir değişiklikle karşı karşıya kalacak. Hiçbir Asya-Pasifik ülkesi kendisini daha iyi duruma getiremeyecektir.

JAPONYA’NIN NÜKLEER BAŞLIKLARI HERHANGİ BİR ÜLKEYİ HEDEF ALABİLİR

Bu dünyanın nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejiminde büyük bir açıktır ve Washington’ın göz yumması ve hatta suç ortaklığı yüzünden düzeltilmedi. ABD, Japonya’daki sağcı hareketin farkında ama bu ülkeyi doğu Asya’da Çin’i dengelemek için en iyi dayanak olarak görüyor. Sonuç olarak, Çin’i kontrol altına almak için Japonya’yı kullanmak giderek Washington’ın bir önceliği haline geliyor. Bu da Japon sağcı politikacıların bir açılım görmesine ve bu açılımdan kendilerini yaklaşık 80 yıldır bağlayan stratejik bağları gevşetmek için en iyi şekilde kullanmalarına izin verdi ve bunun nihai hedefi de muhtemelen nükleer güçtür. Bu noktada, Japonya’nın nükleer başlıkları Çin gibi doğu Asya ülkelerini, ABD’yi ya da herhangi bir başka ülkeyi hedef alabilir.

Bu yüzden, Abe’nin ilgili açıklaması “kişisel bir açıklama” olarak görülmemeli ve kolayca bir kenara atılmamalıdır. Bu uluslararası topluluktaki herkesin kınaması ve ortaya çıktığı her anda karşı çıkması gereken bir olmalıdır. Bu uluslararası sistemi ve güvenlik modelini sürdürmek konusunda büyük bir doğru ve yanlış sorunudur ve hiçbir şekilde sulandırılamaz.