Global Times

Hayırsever kuruluşların bir konfederasyonu olan Oxfam’ın yaptığı bir araştırma, Covid-19 salgınının ilk iki yılında 160 milyondan fazla insanın yoksulluğa sürüklendiğini ortaya koydu. Bu arada dünyanın en zengin 10 kişisi servetlerini 700 milyar dolardan 1,5 trilyon dolara çıkararak, en yoksul 3,1 milyar insandan altı kat daha fazla zengin hale geldiler. Veriler, milyarderlerin Mart 2020’de 8,6 trilyon dolar olan toplam servetlerinin Kasım 2021’de 13,8 trilyon dolara çıkarak, önceki 14 yılın toplamına göre 5 trilyon dolardan fazla arttığını gösterdi. 

Servet uçurumundaki bu aşırı adaletsiz durum büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer gelişmiş ülkelerin kabul ettiği “teşvik politikalarının fazlalığından” kaynaklanmaktadır ve farklı mekanizmalar yoluyla kurtarma paraları “yasal olarak” zengin insanlar tarafından alındı. Son on yıllarda benzer bir durum ne zaman küresel bir kriz olsa defalarca meydana geldi ve 2008 yılındaki uluslararası finansal kriz sırasında büyük Wall Street şirketleri ABD hükümetinin yardımlarından yararlandı. Bu yardımlar, işsizlik dâhil olmak üzere sosyal sorunların çözümüne yönlendirilmedi, ancak bunun yerine şirket yöneticilerine, üç büyük Wall Street bankası Morgan Stanley, JPMorgan Chase ve Goldman Sachs’ta 29,7 milyar dolar tutarında rekor seviyedeki temettülerin ödenmesine kullanıldı. Bu sonunda ABD’deki alt sınıflarda kızgınlığı körükleyerek, “Wall Street’i İşgal Et” protestolarına yol açtı.  

ÇİN MUTLAK YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRDI

Bir bakıma bu, kapitalist sistemin modern sosyal krizlere yanıtta sistematik bir başarısızlığıdır. Sistem tarihsel olarak, refah devleti sistemi ve vergiler gibi araçlar yoluyla bir dereceye kadar zengin ve yoksul arasında büyüyen uçurumu bastırdı. Ancak belirli koşullarda yeniden ortaya çıkacak ve daha da kötüleşecek temel sorunları çözemedi. ABD ve birçok diğer gelişmiş ülkelerdeki mevcut gelir uçurumu, 1929-1932 yıllarında Büyük Buhran’ın patlak vermesinden önceki seviyeleri geride bıraktı. Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle, sosyal servetin zenginlerin daha zengin ve yoksulların daha yoksullaşması gibi çok ciddi bir olguyla birlikte, gelişmekte olan alanlardaki devlerin elinde yoğunlaşması büyük olasılıktır.

Bazı ülkelerde, servet uçurumu farklı insan gruplarının sosyal riskleri aşmadaki farklı yetenekleri anlamına gelmektedir. Salgın sırasında zenginler aşıları daha kolayca elde edebilir ve salgının yol açtığı ekonomik zorlukları önlemek için daha kalın “güvenlik yastığına” sahip olabilir. Bunun tersine, yoksullar aynı fırtınalara daha az karşı koyabilirler. Yoksulların serveti salgın sırasında azalmaya devam ederek, risklerle karşı karşıya kalma yeteneklerini daha da sınırlandırıyor. Zengin ve yoksul arasındaki uçurum ayrıca ülkelerde farklı yansıyor. Yüksek gelirli ülkelerde aşılama oranı zaten düşük gelirli ülkelere nazaran birkaç kat daha yüksek ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini salgın öncesi seviyelere getirmesi, gelişmiş ülkelere göre çok daha uzun sürecek. Kuzey ve Güney arasında büyüyen uçurum salgın sonrası uluslararası görünümü ciddi olarak etkileyebilir. 

ÇİN ORTAK REFAHI SAĞLAMAYI AMAÇLIYOR

Çin servet uçurumu sorununa her zaman büyük önem verdi ve bölgesel farklılıkları, kentsel-kırsal uçurumu ve gelir uçurumunu gidermek için büyük çaba sarf etti. Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana ÇKP ve devlet kurumları, yoksulluğa karşı mücadeleyi benzeri görülmemiş bir ölçekte, yoğunlukta ilerletmiş ve insanlık tarihindeki en büyük nüfusa fayda sağlamıştır. Çin mutlak yoksulluğu ve bölgesel yoksulluk sorunlarını ortadan kaldırdı. Yaklaşık 100 milyon insan yoksulluktan kurtarılarak, insan yoksulluğunun azaltılmasında bir mucize yaratıldı. Yoksulluğun azaltılmasındaki zorlu mücadeleyi kazandıktan ve her bakımdan orta seviyede bir müreffeh toplum inşa ettikten sonra Çin, ortak refahı sağlam bir şekilde geliştirmede tarihi bir aşamaya ulaştı. Elbette, Çin tarzı modernleşmenin önemli bir özelliği olarak ortak refah uzun vadeli bir amaçtır ve bunu gerçekleştirmek, hızlı bir adımdan ziyade uzun bir zaman alır. Ortak refahın ne eşitlikçi bir uygulamayı desteklediğini, ne de “yoksullara yardım için zenginlerden zorla aldığını” ya da Batı’da refah siyasetini desteklemediğini görmemiz gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2022 Davos Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasında işaret ettiği gibi, “Çin ortak refahı sağlamayı amaçlıyor, ancak bu eşitlikçilik değil. Örnek vermek gerekirse, ilk olarak büyük bir pasta yapacağız ve daha sonra mantıklı kurumsal düzenlemelerle pastayı uygun biçimde böleceğiz. Güçlü bir ekonomi herkesi kalkındıracağı için herkes kalkınmadan adil bir pay alacak ve kalkınma kazançları daha tatmin edici ve adil bir şekilde halkımızın yararına olacak.” Bu, Çin halkının yüksek kaliteli kalkınmada ve zorlu mücadele ısrar ederek ortak refahı desteklemedeki fikir birliğinin yanı sıra ÇKP ve hükümetin makul seçimidir. Sosyalizmin üstünlüğünün tam olarak gösterileceğine ve Çin tarzı modernizasyonun bu büyük tarihi süreçte küresel önemini göstereceğine inanmamız için sebebimiz var.