People’s Daily Online / Zhong Sheng

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) “demokrasi” mi yoksa “paranın egemen olduğu bir demokrasi” mi istiyor? ABD toplumu bu soruyu çok iyi düşünmeli. Ülkedeki bazı politikacılar açıklamaya cesaret edemedikleri bir yanıta sahip olsalar da “Amerikan demokrasisi, aslında paranın egemen olması nedeniyle, sadece bir maskedir”.

Merhum Amerikalı sanayici ve politikacı yetiştirmenin prototipi olan Marka Hanna’nın “Politikada iki şey önemlidir. İlki para, ikincisinin ne olduğunu hatırlayamıyorum.” sözleri yüzyıldan fazla bir süre önce Amerikan politikası hakkındaki gerçeği ortaya koydu ve bugün gerçekler tarafından tekrar tekrar doğrulanıyor.

2020 ABD başkanlık seçimi Hanna’nın 19. yüzyılın sonunda söylediklerinin son bir örneği. Seçimler sırasındaki karmaşık bir olgu bunu politik bir gizem gibi gösterse de, dikkat çekici aşırı para harcama komploları hiç de şaşırtıcı değildi.

ABD başkan ve Kongre üyesi adayları 2020 seçim kampanyasında toplam 14 milyar dolar harcadı, bu bir önceki 2016 seçiminde harcananın iki katından fazla ve hatta 10’dan fazla ülkenin 2020’deki Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’dan (GSYİH) daha fazla.

ABD medyasına göre, 2020 ABD seçimlerindeki ilk on bağışçı adaylara 640 milyon dolardan fazla bağış yaptı ve küçük bağışçılardan toplanan para hem demokrat hem de cumhuriyetçi başkan adalarının topladığı toplam paranın arasından daha azını oluşturdu.

TEK KİŞİLİK BİR ZENGİNLİK GÖSTERİSİ

Veriler, Amerikan tarzı demokrasinin tek kişilik bir zenginlik gösterisi gibi olduğunu gösteriyor. “Politik para toplama pazarında”, para toplama yeteneği Amerikalı bir politikacının kariyer ihtimallerini ölçme konusunda katı bir standart, bazen birincil standart haline geldi. İnsanlar hatta ABD başkanının görev dönemini Washington, D.C.’deki tek en yüksek fiyatlı mal olarak tanımlıyor.

Medyadaki haberlere göre, ABD Kongresi’nin bazı üyeleri yeniden seçilmek için para toplamak amacıyla günde 5 saatten fazla mesai harcıyor, bu neredeyse yasama faaliyetleri için harcanan zamana eşit.

20 yıldan fazla Temsilciler Meclisi’nde bulunan Demokrat politikacı James Moran, paranın Amerikan politikasındaki bir veba olduğunu söyledi ve paranın politik süreci bozduğunu ve zenginlere orantısız bir politik etki verdiğini belirtti.

Singapurlu akademisyen Kishore Mahbubani durumu şöyle anlatıyor: ABD bir zamanlar bir demokrasiydi, yüzde 100’ün hükümeti, yüzde 100 için, yüzde 100 tarafından ve ne yazık ki bir plütokrasi haline geldi. Yüzde 1’in hükümeti, yüzde 1 için, yüzde 1 tarafından. İktidar için para anlaşmalarının ABD’de tamamen yasal hale getirilmiş olması ironiktir. Geniş biçimde kınanan süper Politik Eylem Komiteleri’nin (süper PAC’lar) yaptığı şey bunun tipik bir örneğidir.

ABD Yüksek Mahkemesi 2010’da verdiği bir kararda şirketler ve grupların süper PAC’ler yoluyla sınırsız politik katkıda bulunmasına yeşil ışık yaktı. Bu karardan sonra, Yüksek Mahkeme 2014’te aldığı başka bir kararda, bireysel kampanya katkılarına getirilen belirli sınırları kaldırdı. Yüksek Mahkeme kararlarını kulağa hoş gelen terimlerle sarıp sarmalayama çalışırken ve kampanya bağışlarının ifade özgürlüğünün anayasal olarak korunmuş bir biçimi olduğunu söylerken, gerçekte bir şirketin her iki partiye de kampanya bağışı yapmasının yaygın olduğunu göz ardı etti. Bu bağış açıktır ki, kendisiyle çelişen bir bakış açısını serbestçe ifade amacını taşımıyor, aksine “riskleri” önleme ve politik kanalları kaybetmekten kaçınmayı amaçlıyor.

Görünüşte, süper PAC’ler bir politika kampanyası ekibine doğrudan para vermemelerini ya da adaylar ya da onların kampanya komiteleri ile iş birliği ilişkisine sahip olmamalarını gerektiren, ilgili yasal kurallara uymak zorundalar. Ancak reklam ve makale yayınlama gibi böyle çıkarların belirlediği “yan” kampanya operasyonları politik olarak faydalananları kime “teşekkür” etmeleri gerektiğini bilmelerini sağlıyor.

AMERİKAN TİPİ DEMOKRASİNİN KÖKLÜ SORUNLARI VAR

Açık “yasal yolsuzluk” ABD’de uzun zamandır tartışmalı bir konu ve zaman zaman düzeltilen ilgili yasalar kamuoyunu kandırmak için tasarlanmış süsler gibi, çünkü temel olarak demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe ve adalete karşılar. Paranın egemen olduğunu bir demokrasisi olan bir ülke nasıl sıradan insanların demokratik haklarını garanti edebilir?

ABD’nin ilk zamanlarında Bağımsızlık Bildirgesi’nin asli yazarı Thomas Jefferson, hükümet üzerinde orantısız bir etkiye sahip olurlarsa, finansal aristokrasinin ülkenin demokrasisini aşındıracağından endişe etmişti. Bu endişe bugün hale giderilebilmiş değil.

New York Times gazetesinin bir başyazısında, son on yıllarda “zenginlerin daha zengin olmaya devam ettiklerine, Yüksek Mahkeme’nin politikacılar için bu zenginlikten nasiplenmelerini daha da kolaylaştırdığına” dikkat çekti. Gazete “sonuç, politikacıları bağışçılara çok daha minnettar kılan bir silah yarışı” diye yazdı. Politika bilimcisi Martin Gilens ve Benjamin Page, “Amerika’da demokrasi?: Yanlış Giden Ne ve Bununla İlgili Ne Yapabiliriz?” adlı kitaplarında, ABD’deki zenginleri bir popüler politikayı sevmedikleri sürece başarılı biçimde engelleyebileceklerini kanıtladı.

Son tahlilde, mevcut Amerikan tipi demokrasi paranın kötü kokusunun gerçek demokrasiyi kirlettiği bir oyundur. Bazı ABD politikacılarının utanmazca, “para konuşur”u mükemmel bir biçimde açıklayan numaranın savunuculuğunu yapmaları ve hatta bu numarayı diğer ülkelerin politik sistemlerini değerlendirmenin bir kriteri olarak kullanmaları hayret verici ve gülünç.

Eğer demokrasiye para egemen olursa arada asla demokrasi olmayacağı anlaşılmak zorundadır. Amerikan tipi demokrasinin çeşitli köklü sorunlarının asıl nedeni ülkenin karar alma konusunda “halkın” sözünün” yerine “parayı” koymasıdır.