Global Times

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) eski polis memuru Derek Chauvin, 20 Nisan’da George Floyd’u öldürmekten suçlu bulundu. Bununla birlikte tüm polis memurları, geçici olarak büyük bir stresten ve gergin duygulardan kurtuldu ama ülke sistematik ırk ayrımcılığı sorununa çare bulunmaktan uzaktır.

Aynı gün Ohio’da 15 yaşındaki siyahi bir kız polis tarafından vurularak öldürüldü. Dokuz gün önce Daunte Wright’ın annesi, oğlu polis tarafından öldürüldüğü için kameraların önünde sinirleri bozuldu. Yirmi iki gün önce, 13 yaşındaki İspanyol bir genç polisin açtığı ateş sonucu öldü. Benzer lanet uzun yıllar boyunca ABD’deki azınlıklara musallat oldu.

Sayılar, Afrikalı Amerikalıların uğradığı adaletsizlikleri ortaya koyuyor. Floyd’un öldürülmesinin ardından geçen mayıs ayından bu yana en az 181 Afrikalı Amerikalı polis tarafından öldürüldü. Siyahlar, ABD nüfusunun yalnızca yüzde 13’ü olmasına rağmen, 2020’de polis tarafından öldürülenler yüzde 28’ini oluşturuyordu. Bu oran öldürülen beyazların üç kat daha fazlası.

Siyah Amerikalıların trajedisinin tohumları, atalarının insan değil yük olarak Kuzey Amerika’ya giden gemilere yüklendikleri 400 yıl kadar önce ekildi. Bugün bile, Afrikalı Amerikalılar hiçbir zaman gerçek “özgürlüğe” ulaşamadılar. Sadece 400 yıl önce olduğu gibi aynı kan ve gözyaşı öyküsü nedeniyle dünyanın dikkatini çekiyorlar. Geçmişte, efendilerinden kaçan siyah köleler ayak parmaklarını kaybedebilirdi. Bugün polis şiddetinden kaçan siyahi Amerikalılar hayatlarını kaybedebilir. Sadece hayatta kalmak için “Siyahların Hayatları Değerlidir” diye haykırmak için gerçekten çaresiz olmalılar.

Daha da kötüsü, çaresizliklerinin tek kaynağı polis şiddeti değil. Covid-19 salgınına gelince, Afrikalı Amerikalılar, hispaniklerle birlikte beyazlardan çok daha yüksek ölüm oranları kaydediyor. Dahası, siyah insanlar ABD’de giderek artan evsiz nüfusun yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor. Bunların dışında Asyalı Amerikalılar da ırkçılık ve nefret suçları tarafından giderek daha fazla tehdit ediliyor. Amerika, “insan haklarının deniz feneri” olarak kendini överken, azınlıkların nefes alma hakkı bile garanti edilmiyor.

ABD’deki amansız ve acımasız sistematik ırk ayrımcılığına rağmen, dünyanın dört bir yanında kendini insan hakları savunucuları olarak takdir eden Amerikalı politikacılar, herhangi bir anlamlı değişiklik meydana getirmekten acizdirler ama suçu başkasının üzerine atıp koridorun diğer ucundakilere saldırmakta başarılıdırlar. Çin’in Xinjiang’ı ile ilgili meselelerde harekete geçme hırslarını bulmayı başardılar.

AMERİKA’DA AZINLIKLARIN NEFES ALMA HAKKI GARANTİ EDİLMİYOR

Trump yönetimi görevi bıraktıkları son dakikaya kadar Çin’e “soykırım” ve “insanlığa karşı suç” iftiralarını sürdürdü. Yeni ABD yönetimi bu komployu neredeyse tamamen devraldı. İnsan hakları bahanesiyle, Beyaz Saray, Dışişleri Bakanlığı, Kongre ve hatta Ticaret Temsilciliği’nden aktörlerle kasıtlı yazılmış tiyatrolarıyla ilgili “endişelerini” ikiyüzlü bir şekilde ifade etmek için hiçbir çabadan kaçınmıyorlar. Hepsinin bu sahnede bir rolü var.

İronik bir şekilde, Xinjiang meselesini Ulusal Güvenlik Stratejisine dâhil etmenin ve Xinjianglı yetkilileri temelsiz bir şekilde cezalandırmanın dışında, Amerikalı politikacılar kaliteli yerel ürünleri boykot ederek yerel halkın geçim kaynaklarına zarar vermeye çalışıyorlar. Her zaman olduğu gibi, bu davranışları kâr etmek ve açgözlülük yapmaktan başka bir şey açıklamaz. Xinjiang’ı, itibarını ve ürünlerini damgalayarak istikrarsızlaştırmaya ve Çin’in gelişimini Amerikan hegemonyasına tutunmak amacıyla geciktirmeye çalışıyorlar.

Ya Amerikalı politikacılar dayanışma, tutku ve güçlerini Xinjiang hakkında yalan söylemekten ırk ayrımcılığı, polis şiddeti ve ülkede silahların yayılması gibi sorunları çözmeye kaydırabilirlerse? Floyd ve Wright, hayatlarını kaybettikleri için politikacılar tarafından “teşekkür” edilmek yerine ailelerinin yanında olur muydu?

Acınası bir şekilde, Amerikalı politikacılar polis memurlarının bir sonraki siyahi insana doğrultacağı silahlarını asla ellerinden almayacaklar. Amerikan azınlıklarının üzerine yığılmış büyük ayrımcılık baskısını da ortadan kaldırmayacaklar. Yapacakları tek şey, “Amerikan demokrasisi ve insan hakları” sloganı altında saklanmak ve diğer ülkeleri parmaklarıyla dürtmek gibi görünüyor.