CGTN / Adham Sayed

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden halkının karşısına çıkıp Afganistan’dan felakete dönüşen geri çekilmelerini meşrulaştırdığında, bazıları ABD’nin sonunda dersini aldığını ve Biden’ın konuşmasına dayanarak, kısa zamanda yeni bir savaşa girmeyeceklerine inanmıştı.

Biden devamlı insani ve mali kayıpları sıraladı ve bu rakamları iddiasını abartmak ve geri çekilmenin gerekliliğini göstermek için kullandı. Ancak konuşmasından sonra hızla, çekilmeden birkaç gün sonra ABD yönetimi yeni ve daha vahşi savaşlar için çalışmaya ve planları harekete geçirmeye başladı. Dolayısıyla ABD, İngiltere ve Avustralya bir araya gelerek Çin’e baskı yapmayı ve sonunda onlara teslim olmasını amaçlayan bir nükleer denizaltı anlaşmasını ilan ettiler.

ABD’nin aklında, insan ırkını, Çin ile özgürlük ve ilerlemeye kavuşmak isteyen her ülkenin gelişmesini bastırabileceği yeni bir soğuk savaşa doğru sürükleme hedefi var. ABD’nin klasik saldırgan yaklaşımını, yeni nükleer ittifaklardan başlayarak haksız ekonomik yaptırımlar koyma ve ticaret savaşlarına ve özellikle Çin olmak üzere diğer ülkelerin teknolojik gelişmesini bastırmak için ulusal güvenlik kavramını kötüye kullanması dahil, uluslararası ilişkilerin her alanında görebiliriz. 

Bu eski oyunun bir aracı, ABD Başkanı Biden’ın çağrısı ile bir ay kadar önce çevrim içi olarak yapılan sözde Demokrasi Zirvesi’ddi. Bu yeni, eski bir metot. Açık hedefi demokratik ve özgür olduğunu iddia eden bir ittifak kurmak, ama kapalı kapılar ardında olabileceği kadar tiranca. Fakat, bu hastalıklı eski oyun tehlikeli olabilir aka bu kez işi yaramayacak. ABD’nin hedefi, bir zamanlar Sovyetler Birliği’ni yaptığı gibi Çin’i izole etmek. Pekâlâ bu umutsuz bir çaba, özellikle Çin’i izole etmek küresel ekonomi için felaket bir adım olacağı için. Dünyadaki bütün finansal piyasalarda paniğe yol açan Çin’deki bir şirketin borç krizini örnek gösterebiliriz. Bu durumda, Çin’i izole etmek nasıl bir şey olacaktır?

AMERİKAN MODELİ

“Başka ulusları ezen bir ulus özgür olamaz.” Başka ülkeleri ezen bir ülke demokratik olamaz. Biz Amerika’nın gittiği her yerdeki yıkıcı sonuçlarını görürken kendi modelini bize empoze edemez. Aksine, her yerdeki insanlar kendilerine en iyi uyan ve kendi demokrasi anlayışlarını temsil eden kendi siyasi sistemlerini seçme hakkına sahiptir. Gelin hepimiz demokrasinin, hükümetlerin sadece dünya halklarının değil, Batılı halklarının kendisinin bir güven krizinden geçtiği Batı’nın özel bir özelliği olmadığını kabul edelim.

Eğer demokrasi halkın çıkarlarını temsil etmek ve böylece onlar için daha iyi bir yaşam kurmak için yönetişim demekse, sözde Amerikan demokrasisinin ürettiği şey bu mu? Sözde Amerikan demokrasisi ırkçılık ve ırk ayrımcılığı üretti ve bu demokratik bir sistem olamaz. Siyahların “nefes alamıyorum” çığlığı bugüne kadar kulaklarımızda halen çınlıyor. Çok yüksek eşitsizlik oranları üreten bir sistem demokratik olamaz. “İşgal et” başlığı altında, “halkın yüzde 99’u yüzde 1’lik zenginlere karşı” sloganı ile Amerika’da yapılan protestoları hatırlıyoruz. Ve burada şu sonu gündeme geliyor, eğer Amerikan demokrasisi gerçekten çoğunluğun yönetimi ise, kime hizmet etmesi gerekiyor? Çoğunluk yani yoksullar, evsizler ve insanların ihtiyaç içindeki çoğunluğu mu yoksa yüzde 1’lik zenginler mi?

ABD Başkanı Donald Trump gibi birinin her eyleminde temsil ettiği bütün ırkçılığa, bilim düşmanlığına ve geriliğine rağmen başkanlığa ulaşmasına izin veren bir sistem ciddi bir gözden geçirmeyi gerektirir. “Baskı grupları” ve “finansman” adı altında yolsuzluğu meşrulaştıran bir sistem demokratik olamaz. Bunu kanıtlamak için, Amerikan seçimlerine para egemen olurken, herkesin özgürce katılma hakkına sahip olduğu, aday olabileceği ve oy kullanabileceği bir adil seçim beklemek imkânsızdır. İstatistikler son başkanlık seçiminin 6,6 milyar dolara mal olduğunu gösteriyor.

Demokrasiyi yayma bahanesi ile savaş yayan, ülkeleri yıkan ve halkları yok eden bir hükümet demokratik olamaz. Bunları söyledikten sonra, Amerikan sistemi mükemmellikten çok uzak olduğu için, onu dünya halklarına empoze etmek yerine, onu gömmek ve dünyayı neden olduğu trajedilerden kurtarmak herkesin yararınadır. Amerika sınırları içinde bu bir ırkçılık, eşitsizlik ve oligarşi sistemidir. Fakat uluslararası düzeyde savaş, yaptırımlar ve tekel üçlüsü üzerinde gelişen suçlu ve yağmacı bir emperyalist hükümettir. Tarihteki en suçlu imparatorluklara benzemektedir.

ÇİN MODELİ

Gerçek bir demokratik sistem halkın çıkarına öncelik verir, dolayısıyla bir sisteme ne ad verdiğimizin önemi olmaması gerekir. Dolayısıyla, çoğunluk yönetiminden bahsettiğimizde, burada çoğunluk halktır. Demokrasi halkın hükümetlerine verdiği güvendir. Bu güven birkaç şekilde ölçülebilir ama ana ölçü halkın hükümetin planlarına sözde ve fiilen verdiği destektir.

Çin’deki salgın döneminde, hükümet “halkın canı önce gelir” sloganına göre hareket etti, bu da virüsün yayılmasının rekor bir zamanda kontrol edilmesine katkıda bulundu. Halkın hükümetin önemlerine tümüyle uyması halk ile devlet arasındaki büyük güvenin kanıtıydı. Bu zorunlu olarak diğer ülkelerde de görülen bir durum değil. Çin modeli “insanlık için ortak kadere sahip bir topluluk” sloganına hayat verebilen ve bunu gerçekliğe dönüştüren bir modeldi. Karşılıklı kâra dayalı Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne ek olarak, Çin’in salgını kontrol etme konusunda, özellikle Arap ülkeleri ile deneyimlerin paylaşımı ve aşı ihracatı yoluyla iş birliğinde büyük uluslararası iş birliğini tanık olduk. Bu Çin aşılarının 18’den fazla gelişmekte olan ülkede üretilmesine yol açtı. Dolayısıyla, eğer bir siyasi sistem halk ve hükümet arasındaki güvenin düzeyi ile değerlendirilecekse, şu soruyu sorabiliriz; “Amerikan halkı sistemlerine ve hükümetlerine güveniyor mu?” Aynı soru Çin hakkında da sorulabilir.

Kısaca, gelin şu seçilmesinden bir yıl sonra ABD başkanının halk desteğinin yüzde 45’e düştüğünü gösteren kamuoyu yoklamaları ve Amerikan halkının seçim döneminde hükümetlerinin yaptığı vaatleri yerine getireceğine güvenmediklerin ve hükümete seçimlere hile karıştırıldığı için güvenmediklerini gösteren birçok başka kamuoyu yoklamalarının üzerinde düşünelim. Başkan Biden’ın daveti ile yapılan “Demokrasi Zirvesi”ne hazırlık döneminde yapılan diğer kamuoyu yoklamalarında genç Amerikalıların çoğunluğu Amerikan demokrasisini ya “sorunlu” ya da “başarısız bir demokrasi” olarak görürken, sadece yüzde 7’si sağlıklı olduğunu düşünüyordu.

Ya Çin? 2022 Edelman Güven Barometresi 18 Ocak 2022’de, Çin hükümetine halkın güveninin yüzde 91’e yükseldiğini gösterdi. Bu on yıl içindeki en yüksek düzeydi. Sonuç farklı ülkelerden 36 binden fazla kişi arasında yapılan araştırmaya dayanıyor.  Bu güvenin demokrasiyi ölçmenin asıl kriteri olduğuna inanıyorum. Ve bu Trump’ın “halkın iradesinin tahrif edilmesi” dediği şeyden çok daha önemli olduğuna inanıyorum.