CGTN / Elias Jabbour

Arjantin, 19. yüzyılda dünyadaki en büyük 5 ekonomiden biri olan büyük bir Güney Amerika ülkesi. En kültürlü halklardan biri olarak bilinen Arjantin’in halkı ülkeleri hakkındaki şiddetli mücadele ve düşünme biçimleri ile tanınırlar. Arjantin Cumhuriyeti’nden ilginç olduğu kadar stratejik de olan bir kavram doğdu; “halk milliyetçiliği”.

Bu kavram Arjantin milliyetçi lideri Juan Domingo Peron’a atfen Peronizm denen şeyden doğdu ve daha güçlü biçimlerini Venezuela’da Hugo Chavez, Brezilya’da Lula da Silva ve Arjantin’de Nestor ile Cristina Kirchner’in devlet başkanlığına seçilmeleri ile başlayan Latin Amerika’daki ilk halk hükümetleri dalgasından aldı. Bu siyasi marka Peronist Alberto Fernandez’in Arjantin devlet başkanlığına seçilmesiyle Arjantin siyasetinin merkezine geri döndü. Ama Arjantin’in aynı zamanda yönsüzlüğün damga vurduğu bir ülke olduğu da bir gerçek. Brezilya 50 yılda (1930-1980) bir sanayi gücü haline gelirken, Arjantin’in uluslararası iş bölümünde konumu giderek zayıfladı. Brezilya ve Meksika’da çok güçlü olan ithal ikameci politikalar yoluyla sanayileşme süreci Arjantin’de aynı derinlikte yaşanmadı. Asıl olarak Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kurumlara olmak üzere dışa bağımlılık ülkeyi askeri bir diktatörlükten (1976-1983) Menem hükümeti döneminde (1989-1999) vahyi bir yeni-liberalizme geçirdi.

ARJANTİN DIŞ POLİTİKASI

Arjantin hükümeti yeni-liberal olmanın yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bölgedeki koşulsuz müttefiki haline geldi. 2000’lerin başında yaşanan peş peşe ekonomik krizlerden sonra Nestor Kirchner 2003’te ekonomiden siyasete her anlamda ulusal egemenliği yeniden kazanmak için cesur bir programla işbaşına geldi. Arjantin, Brezilya ile birlikte IMF’nin boyunduruğundan kurtuldu ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte Latin Amerikan bütünleşmesinin başlangıcını kurmaya başladı. Bölgedeki siyasi kutuplaşma ve muhafazakâr dalga Mauricio Macri’yi 2015’te devlet başkanlığına getirdi. Macri vahşi yeni-liberalizme, anti sosyal politikalara ve IMF’ye ağır bağımlılığa güçlü biçimde geri döndü. Bunun sonucu seçimde yenilgisi ve 40 milyar dolarlık bir dış borç mirası bırakmak oldu. Kısacası, Arjantin Macri ile açlık haritasına göre döndü ve ülkenin geleceğine ağır dış borç yükledi.

Ancak, son birkaç hafta “Arjantin’in dönüşü” diyeceğim şeyi sentezledi. Bu sadece ülkenin IMF ile bir borç yeniden yapılandırma anlaşmasına varabilmesi değil, aynı zamanda bu büyük ülkenin Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin bir parçası olması anlamına da geliyor. Brezilya’nın aksine Çin’le iyi ilişkilere sahip olmanın, Mauricio Macri hükümetinin (2015-2019) ne durdurmak ne de soğutmak istediği bir Arjantin devlet politikası olduğunu belirtmek gerekir. Arjantin dış politikasının bu stratejik aklının Juan Domingo Peron’un mirasının bir olumlu kalıntısı olduğunu belirtmek önemlidir.

STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ ALANLARI

Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez Kış Olimpiyatları’nın açılışına katıldı ve orada Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile dostça bir ikili görüşme yaptı. Bu görüşmede Arjantin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne girmesi nihai karara bağlandı ve Fakland Adaları’nın egemenliği konusunda Çin’in açık desteğini kazandı. Çin’in gelecek 5 yılda Atucha III nükleer santralının da inşası dâhil 23,5 milyar dolarlık alt yapı yatırım finansmanını içeren geniş ve kapsamlı bir anlaşma imzalandı. Uluslararası ilişkiler standartlarına göre benzeri görülmeyen bir şey dâhil, birçok stratejik iş birliği alanı var; iki ülke arasında bir döviz anlaşması. Bu Arjantin’in kronik dış zayıflıklarını yenmeye başlaması için büyük bir olasılık olabileceği anlamına geliyor. Öte yandan, Arjantin’in bu anlaşmalarla beraber stratejik niyeti ülkenin, uluslararası iş bölümündeki konumunu değiştirerek, sanayileşme ihtimallerini genişletmek olabilir.

Siyasi olarak iki ülke uluslararası alanda benzer tutumlara sahipler bu da aralarındaki ilişkiyi bir stratejik ortaklığa yükseltiyor. Çin’in uluslararası dayanışması kendini göstermekte fazla gecikmedi. İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’un sömürgeci, kibirli, modası geçmiş tutumu teyit eden kışkırtmaları ve İngiltere’nin Malvinas Adaları üzerindeki sözde egemenliği ile ilgili Çin hükümetine yönelik kışkırtmasına karşı, Çinli gazeteci Chen Weihua, İngiltere’nin Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki egemenliğini sistematik olarak ihlal etmenin yanı sıra İngilizlerin yanlış bir şekilde Fakland Adaları’na bir filo göndermediğini göstermekte çok zekiydi. İki ülke arasındaki ilişkilerin mevcut düzeyi Latin Amerika ve Karayipler için tünelin sonunda ışık görünmesi anlamına geliyor. Bu aynı zamanda Arjantin Cumhuriyeti için büyük bir geri dönüşü temsil ediyor.