CGTN / Matteo Giovannini

Çin’in çok da uzak olmayan bir gelecekte küresel ekonomiyle mükemmel biçimde bütünleşmiş aktör olma konusundaki uzun yürüyüşü tarihsel ekonomik reformların bir toplamı ve komşu ülkelerle stratejik ikili iş birliği anlaşmaları başlatması dolayısıyla içme kazanıyor.

Ülkenin, uzmanlar ve kurumların bu yüzyılda en hızlı büyüyeceğini tahmin ettikleri bir bölge olan Asya Pasifik’teki diğer büyük ekonomilerle ilişkilerini daha da artırmasını amaçlayan son kararlar, serbest ticaret anlaşmaları ve sermaye piyasalarının bağlantıları şeklinde ittifakların oluşturulması ile iyi bir şekilde sunuldu. Bu bakımdan, bu hafta Shanghai Borsası ile Kore Borsası arasında sınır ötesi borsa yatırım fonları (ETFs) başlatılması konusundaki Mutabakat Zaptı (MOU) konusunda anlaşmaya varıldığının açıklanması bir sürpriz değil.

Belirtilmesi gereken ilk nokta, bu kararın Çin’in iç sermaye pazarlarını dünyanın geri kalanına daha açma yönünde olduğu ve Shanghai ve Londra borsaları arasında diğer küresel bağlantıların kurulmasının yanı sıra Shanghai-Hong Kong ve Shenzhen-Hong Kong borsaları arasında hisse senedi ve Shanghai ile Hong Kong arasında borç bakımından borsa bağlarının kurulmasından sonra gerçekleştiğidir.

BÖLGESEL FİNANSAL İŞ BİRLİĞİNİ SÜRDÜRME AMACI

ETF Bağlantı Düzeni kurulması yönündeki ilk öneri, düzenlemecilerin zaten iyi işleyen Borsa Bağlantı programını genişletmek için, kıta Çin’i ile Hong Kong finansal piyasaları arasındaki ticaret bağlantılarını, bu finansal araçların çapraz listelenen ticaretini genişletmeyi düşündükleri 2016’da yapıldı. Ancak, ilk sınır ötesi ETF Bağlantı Düzeni 2019’da Japonya Borsa Grubu, Shanghai Borsası ve Shenzhen Borsası arasında Asya’nın en büyük iki finansal piyasası arasındaki yatırım imkânlarını daha da geliştirmek için kuruldu.

Bana göre, Japonya ile bir iş birliği programı başlatmanın amacı Çin’in iç finansal piyasasının uzmanlık ve etkinlik açısından büyümesinin koşullarını yaratmak, en iyi uluslararası pratiklerden öğrenmenin yanı sıra dünyanın ikinci büyük ve üçüncü büyük sermaye piyasaları arasındaki finansal bütünleşmeyi yüksek bir düzeye çıkarmaktı.

Güney Kore ile yapılan anlaşma şimdi Çin’in daha önce ilan ettiği, daha gelişmiş ve erişilebilir bir sermaye piyasası haline gelmenin yanı sıra, Shanghai ile Seul arasında indeks geliştirme ve hisse senedi piyasalarındaki iş birliğini düzeyini derinleştirmeye bağlılığını güçlü biçimde destekleyecek bir ileri adımı temsil ediyor.

Eğer Hong Kong ile anlaşma Özel İdari Bölge ile Kıta Çin’inin finansal piyasaları arasında daha iyi bir bütünleşmenin oluşmasına hizmet ettiyse, Japonya ve Güney Kore ile yapılan anlaşmalar da temel olarak teknolojik ve ekonomik olarak Asya’nın en gelişmiş üç ekonomisini birbirine bağlamanın yanı sıra bölgesel finansal iş birliği sürdürmeyi amaçlıyor.

ÇİN, GÜNEY KORE’NİN EN BÜYÜK TİCARET ORTAĞI

Ben ayrıca, bu hafta ilan edilen Bağlantı Düzeni’nin sadece, sonuçta yüksek düzeyde çeşitlilik ve yatırımcılar için düşük riske sahip olan karşılıklı iç finansal araçlara daha fazla erişim bakımından açık karşılıklı faydalar sunmadığını, aynı zamanda geçen yıl Çin ile Güney Kore arasında Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının imzalanmasından sonra zaten mükemmel olan ekonomik ilişkileri tamamlayıcı bir unsur olduğunu düşünüyorum.

Buna ek olarak, Çin’in Güney Kore’nin en büyük ticaret ortağı olması gerçeği kesinlikle kazan-kazan iş birliği yönünde etkili oldu. Bir yandan Güney Koreli yatırımcılar, Çin tahvillerinin gösterge küresel endekslere dâhil edilmesinin sonucunda doğrudan Çin piyasasına ulaşabilecekken, öte yandan Çin iç finansal piyasasının statüsünü mevcut küresel statüsüne yükseltebilecek.

Son olarak, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin sadece ekonomik nedenlerle değil, aynı zamanda yıllar içinde büyütülmesi gereken halklar arasındaki tarihsel ve samimi bağlarla da tanımlandığı inkâr edilemez. Bu bağlamda, önümüzdeki Çin ve Güney Kore arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 30. yıl dönümü kutlamaları,  iki ulus arasındaki bağı sembolize etmek isteyen ETF Bağlantı Düzeni’nin uygulanması kararında önemli bir itici olarak görülmek durumundadır.

Sonuçta, başka bir sınır ötesi Bağlantı Düzeni’nin kurulduğunun ilan edilmesi Çin’in küresel finansal piyasalarda daha aktif ve sorumlu bir katılımcı olmanın yanı sıra, herkesin bütünleşme ile kapsayıcılık yoluyla ekonomik büyümenin faydalarından yararlanabileceği birçok taraflı dünya görüşünün ihraç edicisi olma çabasını destekliyor.