Ukrayna sorunu, dış politika gündeminin ilk sırasındaki yerini koruyor. Rusya, Ukrayna sınırındaki gerilimin azalması için yerine getirilmesini istediği şartları açıkladı dün. Şartlar şöyle: Ukrayna’ya yapılan silah sevkiyatı durdurulsun. Batılı askeri danışman ve eğitmenler Ukrayna’dan çekilsin. Ukrayna ve NATO ülkelerinin ortak tatbikatları sonlandırılsın. Daha önce Ukrayna’ya verilen yabancı silahlar geri alınsın. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise halen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceği yönündeki yalanı yaymakla meşgul ki, ABD’nin bu yalanı Ukrayna tarafından bile eleştiriliyor, abartılı bulunuyor.

Bu aşamadan sonra ne olur? Tartışalım…

ABD’nin, yanına NATO ve Avrupa Birliği’ni (AB) de alarak, Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla tehdit etmesinin işe yaramadığını biliyoruz. Bu türden ekonomik yaptırımlar geçmişte de Rusya’ya karşı etkili olmamıştı zaten. ABD’nin Rusya’yla sıcak çatışmaya girmesi de söz konusu olmadığına göre, süreç ABD aleyhine seyrediyor demektir. Kaldı ki ABD; Ukrayna konusunda, Almanya ve Fransa’yı bile tam olarak ikna edebilmiş değil.

Nesnel koşullar da ABD aleyhine üstelik. İç siyasette Biden yönetimi güç kaybediyor. Dış politikada başarısı yok. Afganistan’daki hezimetin şokunu atlatamadı daha. En önemlisi, Çin ve Rusya arasında geçen hafta imzalanan stratejik iş birliği anlaşmasında altı çizilen noktalar, ABD’ye yönelik uyarılar, hedefler, beklentiler ve tehdit tanımları, iki ülke ilişkilerinin kapsamını, derinliğini, boyutlarını da gösterdi.

Tüm bunların yanında, Rusya; ABD’den çok daha akıllı davranıyor. İttifak ilişkilerini daha sağlam, sağlıklı bir zeminde geliştiriyor. Örneğin, hem Çin’le hem Hindistan’la ilişkileri güçlü. Üç ülke zaten hem Shanghai İş Birliği Örgütü hem BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) içinde birlikteler. Almanya’yla da ilişkileri iyi İsrail’le de. Kuril Adaları nedeniyle 2. Dünya Savaşı’ndan beri sorun yaşadığı, bu nedenle resmen barış anlaşması imzalamadığı Japonya’yla da ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor. 

NATO’NUN GENİŞLEME SAPLANTISI

Soğuk Savaş bittiğinde, Sovyetler Birliği dağıldığında 16 üyesi olan NATO’nun, bugün 30 üyesi var. Aradan geçen 31 yılda hep Orta Avrupa’ya, Doğu Avrupa’ya, Balkanlara, Baltık Denizi’ne doğru genişlemiş NATO. Yani, Rusya’yı yakın çevresinden kuşatmaya odaklanmış. Bunu da büyük ölçüde başarmış. Ukrayna hamlesi ise bu adımların zirvesi. Gürcistan’la birlikte Ukrayna’nın üyeliği demek, Karadeniz’in bir NATO denizi olması demek aynı zamanda.

Peki, Rusya bunu kabul edebilir mi? Hayır.

Kabul etmeyeceğini 2008’de Gürcistan’la savaşarak, 2014’te Kırım’ı topraklarına katarak gösterdi zaten. Üstelik bugün, Rusya o güne oranla daha güçlü, ABD ise daha zayıf. Avrasya yükseliyor. Atlantik ise geriliyor, kendi içinde önemli sorunlar yaşıyor. Kısacası, ABD hegemonyasına karşı, çok kutuplu bir dünya düzeni şekilleniyor.

Barış Doster