CGTN / Sumesh Shiwakoty

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık ve Avustralya arasındaki üçlü güvenlik anlaşması AUKUS’u açıklayan ABD Başkanı Joe Biden, anlaşmanın “uzun vadede Hint-Pasifik bölgesinde barış ve istikrarı” sağlayacağını söyledi. Başkan Biden yanılıyor. Aksine bunun tersi doğru. 

AUKUS, mevcut uluslararası nükleer silahların yayılmasını önleme hükümlerine ciddi biçimde zarar vererek, silahlanma yarışını kızıştıracak. Anlaşma Pasifik bölgesine daha da askeri bir karakter verecek. Sadece bu üç ülkenin askeri-sanayi kompleksleri bu işten fayda sağlayacakken, nihai bedeli ödeyecek kimseler Pasifik’in ada ülkelerinin insanları olacak. 

Dünyanın önde gelen nükleer politika uzmanlarının ve bilim insanlarının birçoğu AUKUS’un, son derece hassas askeri nükleer teknolojinin yayılmasına yol açması konusundaki endişelerini dile getirdi. Bu anlaşma uyarınca nükleer denizaltıları kullanmak için Avustralya, 1970 yılındaki Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndaki (NPT) bir boşluğu istismar edecek ilk ülke olmalı. NPT, nükleer silahlara sahip olmayan ülkelerin nükleer denizaltıları elde etmesine ve nükleer yakıt için kullanılan nükleer malzemeleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) denetleme sisteminden çıkarmasına izin veriyor.  

BIDEN’DAN “İSTİKRAR” VURGUSU

Avustralya’nın nükleer denizaltılarının yakıt ikmaline ihtiyacı olmayacağı belirtisinden, düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum yerine ABD ve Birleşik Krallık gibi yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum (HEU) kullanacağını tahmin edebiliriz. Nükleer silahların yayılmasını önleme hükmü için tehlike ortadadır, çünkü şu anda Amerikan ve İngiliz nükleer denizaltıları nükleer silah yapmak için benzer uranyum yoğunlaştırması olan yüzde 90’ın üzerinde HEU kullanıyorlar. 

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan James Acton, Avustralya’nın nükleer silahları ele geçirmesi mümkün görünmese bile, bunun “zarar verici bir teamül” oluşturarak, nükleer silahların yayılması hükmünün gelecekte nükleer silahların artmasının engellenmesini zorlaştıracağına dikkat çekiyor. O haklı. Diğer nükleer ülkeler de nükleer silahları elde etmekle ilgilenen ülkelere nükleer teknolojileri sağlamak için aynı boşluğu istismar ederek silahlanma yarışını kızıştırabilir. AUKUS aynı zamanda, uzun menzilli saldırı kapasiteleri için su altı teknolojileri konusunda iş birliğini de kapsadığı için Pasifik bölgesini aşırı derecede askerileştirecektir. Bu, rakip güçlerin Pasifik bölgesini daha fazla askerileştirmesine yol açacaktır.  

Diğer taraftan AUKUS anlaşması, ABD ve Birleşik Krallık’ın NATO’dan yakın müttefikiyle aralarını açtı. Avustralya’nın, Fransız savunma şirketi Naval Group ile 66 milyar dolarlık dizel denizaltılar satın alma anlaşmasını tek taraflı olarak iptal etmesi, Fransa savunma sanayine ciddi ekonomik darbe vurdu. 

Daha önce hiçbir zaman ABD’deki büyükelçisini geri çağırmayan Fransa, kızgınlığını Washington ve Canberra büyükelçilerini geri çağırarak gösterdi. Fransa dışişleri bakanı anlaşmayla “sırtından bıçaklandıklarını” söylerken, Fransız muhalif siyasetçiler Fransa hükümetinden NATO’yu terk etmesini istedi.

AUKUS ANLAŞMASI MÜTTEFİKLERİN ARALARINI AÇTI

Biden’ın, Hint-Pasifik bölgesinde inanmamızı istediği ciddilikte bir askeri tehdit gerçekten olsaydı, ABD başkanı Hint-Pasifik bölgesinde iki milyon vatandaşı ile 7 bin askeri bulunan ve ABD ile ittifakı 1778 yılına kadar giden Fransa’yı, bu güvenlik tehdidine karşı koymak için dâhil ederdi. Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın İngiliz parlamentosunda açıkça tüyo verdiği gibi, AUKUS anlaşmasının ülkesinde istihdam yaratacak olmasıyla, görünen o ki ABD ve Birleşik Krallık için ekonomik teşvikler, bölgede algılanan herhangi bir güvenlik tehdidine ağır basıyor.

Dış politika kararlarının altında yatan düşüncenin askeri sanayinin kâr güdüsü olduğu yadsınamaz görünüyor. ABD’nin 20 yıl süren başarısız Afganistan işgali ABD’li savunma şirketleri için büyük bir zafer. Brown Üniversitesinin hazırladığı bir rapor, 2001 yılından bu yana ABD’nin küresel olarak askeri operasyonlarının Amerikalı vergi mükelleflerine bedelinin yaklaşık 8 trilyon dolar olduğunu gösterdi. Bu sürede ABD’nin en büyük beş savunma şirketinin hisselerinin fiyatları üç ila 12 kat artarak, tüm borsaları yüzde 58 oranında geçti. 

DIŞ POLİTİKA KARARLARININ ALTINDA ASKERİ SANAYİNİN KÂR GÜDÜSÜ VAR

Bu arada halen Amerikalıların, İngilizlerin ve Fransızların onlarca yıl önce yaptığı nükleer denemelerin çevresel sonuçlarıyla yaşamayı sürdüren Pasifik adalarında yaşayan insanlar, Pasifik bölgesini nükleer silahlardan arındırmak için çok sıkı çalıştılar. Onlar zaten Japonya’nın arıtılmış nükleer atık sularını Pasifik Okyanusu’na boşaltma planının yaşam alanlarını olumsuz etkilemesinden endişe duyuyorlardı. 

Şimdi onların daha fazla endişeleneceği şeyler var; nükleer denizaltı anlaşması, onların uzun süredir bölgeyi nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge yapma hayallerini boşa çıkarıyor. Onlar şimdi denizaltılardan kazara nükleer atığın yayılmasının yaşam alanlarını zehirlemesi olasılığıyla karşı karşıya bulunuyorlar. 

Bölgedeki diğer ülkeler de AUKUS anlaşmasını protesto ediyor. Örneğin, Yeni Zelenda nükleer denizaltıların kendi sularında hoş karşılanmayacağını ifade ederken, Malezya ve Endonezya birlikte, anlaşmanın bölgede gerilimi ve silahlanma yarışını artıracağına ilişkin kaygılarını dile getirdi. Ancak egemenlik arayışında olan ve askeri-sanayi komplekslerinin karına bağımlı AUKUS ülkeleri için Pasifik ülkelerinin bu endişeleri pek önemli bir konu gibi görünmüyor. İklim değişikliği ve nükleer silahların yayılması gibi uluslararası sorunların baskı yaptığı bir çağda, egemenlik ve 19. yüzyıldaki güç dengesi modeline dönüş peşinde olan herhangi bir ülke, ilkel, kendi kendini engelleyen bir düşünceyle meşgul olur.