Almanya-Fransa liderliğindeki Avrupa’nın, bir süredir inşa etmeye çalıştığı “stratejik özerklik”, her ne kadar Ukrayna krizi nedeniyle frenlendiyse de, Stratejik Pusula’ya yine de girmişti.

Nitekim, ABD’nin Ukrayna kriziyle ilgili hedeflerinden biri de, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürebilmek, yani pratikte Berlin-Paris ikilisinin stratejik özerklik arayışını önleyebilmekti.

AVRUPA ORDUSU ÇABASI

Stratejik özerklik, Avrupa’nın Soğuk Savaş sonrasında Amerikan hegemonyasından çıkarak bağımsız bir çizgi izleyebilmesinin adıydı. Bir ekonomik merkez olarak Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) stratejisinden ayrı, Rusya ve Çin ile kendi özel ilişkisini kurmak istiyordu.

ABD’den stratejik özerklik kazanmak, elbette son tahlilde bir Avrupa Ordusu inşa edebilmeye bağlıydı. İşte son birkaç yıldır gerek NATO’ya karşı “beyin ölümü” metaforu ile yapılan eleştiriler, gerek AB Savunma Birliği girişimi, gerekse Avrupa İlk Giriş Gücü çabası, Avrupa Ordusu inşa edebilmenin aşamalarıydı.

Öyle olduğu için de ABD adına konuşan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, birkaç kez AB’nin bu “ordu” arayışının NATO’ya zarar vereceği uyarısını yapmıştı.

ABD-İNGİLTERE’NİN HEGEMONYA ÇABASI

Avrupa, ABD hegemonyasından çıkmanın adı olan stratejik özerkliğini oluşturamazsa, 21. yüzyılda güçlü bir merkez olabilme hedefini yitirmiş olacak.

Berlin’in de, Paris’in de bunu gördüğü açık. İki başkentin, Washington’ın tüm ağırlığına rağmen, Ukrayna krizi konusunda frenleyici pozisyonlar alması, enerji yaptırımı gibi en kritik alana girmemeye özen göstermeleri, Avrupa coğrafyasını uzun süreli bir savaşın zemini yaptırmamak üzere konumlanmaya çalışmaları bu nedenle…

Diğer yandan ABD, özellikle AB’den ayrılmış İngiltere’yi de devreye sokarak ve onu Doğu Avrupa merkezli bir alanın liderliğine taşıyarak, Berlin-Paris ekseninin bu stratejik özerklik arayışını kırmaya çalışıyor.

PARİS’İN GEVŞEK TOPLULUK ÖNERİSİ

Ukrayna’nın NATO üyeliği, Rusya’nın müdahalesiyle rafa kalktı. Ancak ABD Ukrayna’nın AB’ye üyeliğini zorluyor.

Paris’in işte bunu fırsata çevirerek, stratejik özerklik hedefi için alan açmaya çalıştığı anlaşılıyor. Şöyle ki…

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Ukrayna’nın AB üyeliğinin bugünden yarına gerçekleşmesinin teknik olarak mümkün olmadığını, üyeliğinin on yılları bulabileceğini belirterek, bir pratik çözüm önerisi sundu: Avrupa Siyasi Topluluğu.

Macron, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan gibi ülkelerin AB’ye üye olabilmeyi beklerken, Avrupa Siyasi Topluluğu gibi bir yapıya dahil edilebileceğini savundu. Hatta Macron, bu topluluğu sadece AB’ye katılmak isteyen ülkelere değil, AB’den ayrılan ülkelere de açık olabileceğini söyledi. Yani Macron, İngiltere’nin de Avrupa Siyasi Topluluğu içinde yer alabileceğini savundu.

Özetle Paris, stratejik özerklik hedefini yürütebilmek için, Avrupa Siyasi Topluluğu adlı yeni bir araç oluşturma niyetinde…

ANKARA İÇİN YENİ “KAPI” OLUR MU?

Peki, Paris’in gündeme getirdiği Avrupa Siyasi Topluluğu, Türkiye-AB ilişkileri açısından yeni bir “kapı” olur mu? Zira Türkiye’nin pek çok nedenle AB üyesi olamayacağı, artık AB’ci çevrelerin bile kabullendiği bir gerçek. Benzer şekilde AB’den de geçen yıllarda üyelik dışı ortaklık benzeri ilişkilerin kurulabileceği savunuluyordu.

İşte Paris’in Avrupa Siyasi Topluluğu önerisi, Ankara açısından da Brüksel açısından da “yararlı” bir çözüm olarak görülebilir. Zira 9 Mayıs Avrupa günü nedeniyle Ankara’dan yapılan açıklamalar, iktidarın AB üyeliği hedefinin hâlâ stratejik olduğuna işaret ediyor.

“AB’nin, Ukrayna Savaşı’yla birlikte kendine yeni bir hikâye yazmasının zamanı geldi” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin “mevcut meydan okumaların aşılmasında AB’ye somut katkı sağlayacağını” savundu! Erdoğan “Güvenlik, göç, tedarik zincirleri ve enerji başta olmak üzere pek çok alanda, Türkiye’nin AB için stratejik önemde olduğunu” belirtti.

ÇİN’DEN STRATEJİK ÖZERKLİK DESTEĞİ

AB’nin ABD’den stratejik özerk olmasının, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde yaşanacak büyük güç mücadelesi açısından taşıdığı anlam, AB’nin yakın komşusu Rusya kadar, uzak komşusu Çin’in içinde çok önemli.

O nedenle konu, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz arasındaki çevrim içi görüşmede de gündeme geldi. Xi Jinping, Çin-Avrupa ilişkileri bağlamında çok önemli üç mesaj verdi:

1. Avrupa’nın güvenliği, Avrupalıların elinde olmalı.

2. Çin, Avrupa’nın stratejik özerkliğini destekliyor.

3. Çin-AB ilişkisi, üçüncü bir tarafın hükmünde ve kontrolünde olmamalı.

Özetle stratejik planda yaşanan şudur: ABD, Ukrayna krizini AB-Rusya ilişkilerini bozmanın ve Avrupa’yı yeniden tahakküm altına almanın aracı olarak kullanmaya çalışırken, Çin de Avrupa’nın ABD’den stratejik özerklik kazanmasını destekleyerek, ABD’den bağımsız bir Çin-AB iş birliği inşasına çalışıyor.

Mehmet Ali Güller