CGTN / Zhu Zheng

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile 10 Mayıs’ta yaptığı telefon görüşmesinde Avrupa’nın stratejik özerkliğinin önemini teyit etti. Bu Cumhurbaşkanı Xi’nin alman mevkidaşı Olaf Scholz’a daha bir gün önce Avrupa’nın kendi güvenliğini kendi ellerine alması gerektiği sözlerini tekrar ediyordu.

Telefon görüşmesi Avrupa Birliği (AB)-Çin ilişkilerinin Ukrayna’daki Rus savaşından olumsuz biçimde etkilenmesinin yanı sıra insan hakları, ticaret ve ekonomik yaptırımlarla ilgili bir dizi anlaşmazlığın yaşandığı zor bir zamanda yapıldı. Xi’nin Avrupa’nın stratejik özerkliğinin önemi ile ilgili sözleri Macron’un uzun süredir sahip olduğu tutumla uyumlu. Cumhurbaşkanı Macron aşırı sağ rakibi Marine Le Pen’den farklı görüşlere sahip olan Macron 5 yıl önce AB’yi canlandırma ve vatandaşlarını koruma sözü ile seçildi. Macron, vizyonunun merkezi olarak, AB’nin bağımsızlığını koruyabilmesi ve kendi güvenliğini sağlayabilmesini bekliyor. Bu vizyon Ukrayna’daki savaş nedeniyle çökmüş görünüyor.

FRANSIZ ULUSAL VARLIKLARININ BÜYÜK KISMI AMERİKAN ŞİRKETLERİNE SATILDI

Durum kısmen AB’nin Pan Amerikan stratejisinin sonucu. Birçok yorumcunun gözlemlediği gibi, bu stratejiye göre, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sadece Avrupa’yı, bu ABD çıkarlarına uygun olduğu için Rusya’ya daha fazla yaptırım yapmaya çağırıyor. Ama Avrupa’nın çıkarlarına Macron’un ısrar ettiği gibi, Rusya’ya yaptırımlar koymakla “kesinlikle hizmet edilmez.”

Özellikle Fransa’nın enerji fiyatlarındaki son hızlı artışa bakarsak, Macron haklı. Yıl başından bu yana Fransa enerji şirketleri nükleer santralları kapatarak piyasalarda paniğe neden oldu; ocakta ülkenin 56 nükleer santralından 10’u güvenlik endişeleri nedeniyle çalışmayı durdurdu. Güvenlik endişeleri sadece görünüşte bir gerekçe. Perde arkasında daha çok stratejik bir hesap var. Geçen on yılda Fransa enerji şirketleri Amerikan düzenleme otoritelerinin yaptırımlarına maruz kaldı. Fransız şirketleri sadece -çoğunlukla yolsuzluk ya da yaptırımları ihlal etmek şeklindeki- suçlamaları çözmek için ağır tazminatlar ödemek zorunda kalmadı, aynı zamanda Fransız ulusal varlıklarının büyük bir kısmı Amerikan şirketlerine satıldı.

AVRUPA DOĞAL GAZININ YÜZDE 40’INI RUSYA’DAN İTHAL EDİYOR

Örneğin, önde gelen bir Fransız enerji ve ulaştırma grubu olan Alstom hakkında 2010-15 arasında ABD’de bir dava açıldı, 2015’te tamamlanan bir anlaşma ile varlıklarını bir Amerikan büyük şirketi olan General Electric’e (GE) satarak uzlaşma sağladı. Mevcut Fransız enerji krizinin, şaşırtıcı olmayan bir biçimde Amerikan enerji stratejisiyle büyük bir ilişkisi var. Washington’ın nihai hedefi Fransa’yı kendi arzına bağımlı hale gelmeye zorlamak ve bu amaca ulaşmak için Avrupa piyasalarında karışıklık yaratmak amacıyla değişik araçları kullandı. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Macron’un devletin kontrolündeki enerji devi Electricite de France (EDF) aracılığıyla açık denizde rüzgâr parkları ve yeni nükleer santrallar kurma sözü Washington’ın komplosuna karşı bir tepki olarak görülebilir.

Aslında Avrupa güvenlikten savunmaya ve kritik teknolojilerin arzına kadar her şeyde kendine yeterliliği sağlamalı. Yoksa, devam eden diplomatik anlaşmazlıkların ateşine düşecektir. Örneğin, Avrupa ve Rusya’nın oynadığı enerji pokeri AB’nin stratejik olarak tarafsız kalmasının ne kadar önemli olduğunu gösterdi; AB sadece ABD’den bağımsızlığını bir yolunu bulmamalı aynı zamanda Rus gazına da daha az bağımlı olmalı. Genel olarak, Avrupa doğal gazının yüzde 40’ını Rusya’dan ithal ediyor, bu günde 422 milyon dolar ödemek demek.

Avrupa doğal gaz fiyatları zaten bir yıl öncesinin 6 katına çıkmış durumda ve AB sorunu ele almak için önlemler almazsa yeni zirvelere yükselmeye de devam edecek. Bu AB’nin stratejik özerkliğini ilan etmesi ve bazı değişiklikler yapması için bir uyarı. Washington’ın tutsağı olmaya son vermek ve Rusya ile müzakereler yürütmek akıllıca bir adım olur. Aynı zamanda Çin ile ticari ilişkilerini artırmak ta Avrupa’nın çıkarınadır, stratejik özerkliğini korumak aslında, zamanlı ve akıllıca bir tavsiyedir.