CGTN / Bradley Blankenship

Danimarka medyası yakında, Danimarka Savunma İstihbarat Servisi’nin (FE), aralarında Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de bulunduğu üst düzey Avrupalı liderleri gözetlemek için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ile iş birliği içinde çalıştığını öne sürdü. ABD, 2014 yılında Almanya’da casusluk yaparken yakalandığı ve ABD istihbaratının geçmişte Danimarkalı meslektaşlarıyla iş birliği yaptığı bildirildiği için bu özellikle şaşırtıcı olmasa bile, iki taraf arasındaki ilişkiyi ayan beyan ortaya koyuyor. 

Uluslararası kurumlarda Amerikan liderliğinden vazgeçen ve birçok taraflılık bahanesini terk eden eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi altında zorlu bir dört yıldan sonra bu ifşaatlar dikkate alınmaksızın ilişkiler hiç kuşku yok ki sallantıda bulunuyor.

ABD Başkanı Joe Biden’ın, “Amerika geri geldi” ifadesini söyleyerek, transatlantik ilişkilerinin yönünü geri çevirmeye çalışması, Biden ve ekibinin, çok taraflı kuruluşlarda daha fazla yer alarak, küresel ilişkilerde daha aktif rol oynayarak ve genel olarak ittifaklar arasında güven duygusunu destekleyerek Amerika’nın dünya sahnesindeki prestijini düzeltmek istediği anlamına geliyor. Bu yeni bir gelişme gibi görünse de gerçekte öyle değil.

Aslında Biden’ın başkan yardımcısı olduğu dönemde eski ABD Başkanı Barack Obama da selefi George W. Bush görevini tamamladıktan sonra aynı şeyi yapmaya çalıştı. ABD’nin sözde “Terörle Savaşında” açık aşırı tepkisi ve ardından Irak ile Afganistan işgalleri ABD’nin küresel güvenilirliğini yok etti, özellikle ABD’nin tek taraflı savaşlarını takip eden ülkelerin –sözde gönüllüler koalisyonu– olduğu Avrupa’da terör olaylarının arttığı ve kamuoyu güvensizliğinin yükseldiği görüldü.

ABD YÖNETİMİ GÖZETLEME PROGRAMLARI YOLUYLA FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRECEK

Transatlantik ilişkilerin ve hatta devam eden küresel düzenin bıçak sırtında olduğu söylenebilir. Barack Obama göreve geldiğinde çok taraflı çabalara daha fazla dâhil olarak ABD’nin güvenilirliğini sağlamaya çalıştı, Küba, İran, Çin ve Rusya gibi algılanan düşmanlarla diyaloğu destekledi ve Güney Afrika’nın lideri Nelson Mandela’nın cenazesinde o zamanki Küba lideri Raul Castro ile el sıkışmak ve Hiroşima’da atom bombasının kurbanlarını onurlandırmak gibi, zararlı Amerikan istisnailiğinin etkisini azaltan sembolik eylemlerde bulundu. 

Obama’nın iyi niyet gösterileri ve somut jeopolitik manevraları yoluyla ABD, kendi liderliği altında sendeleyen küresel düzeni bir arada tutmayı başardı. Amerika söylenebileceği gibi, utanç verici Bush yıllarından sonra “geri döndü”. Farklı açıklamalara göre, Obama Avrupa’da oldukça saygı gördü ve Angela Merkel’i en yakın müttefiki ve kişisel dostu olarak düşündü. Obama, “uluslararası diplomasiyi ve halklar arasındaki iş birliğini güçlendirmek için gösterdiği olağanüstü çabalarından” ötürü 2009 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

NSA’nın Avrupalı liderleri gözetleme suçlamalarının bu kadar tahrip edici olmasının nedeni tam olarak budur. Çünkü bu, Avrupa Birliği (AB) ve ABD arasındaki ilişkilerin düşük seviyede olduğu Trump dönemi sırasında olmadı, aksine Obama’nın başkan olduğu ve ABD ile Avrupa’nın eşit ortaklar olarak muhtemelen yön belirlemeye çalıştığı, Ukrayna krizi gibi zor durumların söz konusu olduğu 2012 ve 2014 yılları arasında oldu. 

Basit şekilde açıklarsak, bu suçlamalar çok taraflılığı ve diplomasiyi benimseyen bir liderlik başta olduğu zaman bile ABD’nin Avrupa’yı bir ortak olarak değil, aksine jeopolitik bir piyon olarak gördüğünü gösteriyor. Hatta “Amerika geri geldiğinde” bile Amerika her zaman ilk sıradadır ve bunun değişeceğini gösteren hiçbir şey yoktur. 

Elbette, bu neredeyse on yıl önceydi ve farklı bir başkan dönemindeydi, ancak muhbir Edward Snowden’a göre, Biden “bu skandalla ilk seferinde aşırı şekilde ilgilenmişti”. Aynı zamanda Biden’ın başkan olarak şimdiye kadarki eylemleri –açık bir örnek için aşı milliyetçiliği– ABD’nin AB’nin çıkarlarını göz önünde tuttuğunu gösteren statükodan ciddi bir kopuş göstermiyor.

Bu suçlamaları Avrupalı liderler göz ardı etmemeli ve iddiaların tam olarak soruşturulması gerekiyor. İleriye dönük olarak, AB, ABD’den karşılıklılık talep etmeli ve AB’nin belirlenmiş stratejik bağımsızlık dış politika hedefine zarar veren çok fazla Amerikan etkisine son vermelidir. Sert önlemler ve net sınırlar olmaksızın, ABD yönetimi, AB üyesi ülkelere karşı gözetleme programları yoluyla Avrupa’nın bağımsızlığına zarar vermeyi sürdürecektir.