CGTN

Avrupa Birliği (AB) Çin ile Kapsamlı Yatırım Anlaşması’nı (CAI) savunmasına ve arayışına rağmen, Avrupalı politikacılar şimdi Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) yatıştırmak için CAI’yi öldürüyor.

Avrupa Ticaret Komiseri Valdis Dombrovskis, 4 Mayıs’ta mevcut ortamın CAI konusunda ilerlemeye “olanak sağlamadığını” söyledi ve bu durum anlaşmanın AB tarafından “askıya alındığı” veya “rafa kaldırıldığı” yönünde bir medya kargaşasına yol açtı.

AB, daha sonra görünüşte bu açıklamada bir geri dönüşe işaret eden bir açıklama yaparak, Dombrovskis’in sözlerinin bağlamından koparıldığını, ancak “(anlaşmanın) onay sürecinin AB-Çin ilişkilerinin gelişen dinamiklerinden ayrılamayacağını” bildirdi. AB’nin açıklaması, CAI anlaşmasının onaylanmasının Çin’in Avrupa Parlamentosu’nun üyelerini kapsayan yaptırımların durumunun nasıl gelişeceğine bağlı olacağını açıkça gösteriyor.

Daha fazla laf, aynı mesaj; anlaşma şimdi sallantıda bulunuyor. Brüksel, bu konuda Çin ile olan ilişkisinde aralarını açmak için ABD’ye kolayca izin verdi ve yanlış bir şekilde “ne yardan ne serden vazgeçebileceğini” farz etti. Çin ile piyasaya girmenin ödüllerini topluyor, ancak Çin’in egemenliğine zarar vermek için ABD’nin yanında hareket ediyor.

Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin son haftalarında görevi devralacak ABD Başkanı Joe Biden yönetimi karara bağlanmamış anlaşma konusundaki memnuniyetsizliğinin işaretini vermişti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan geçen yıl 22 Aralık’ta anlaşma haberlerine ilişkin attığı tweet ile “Biden-Harris yönetimi, Çin’in ekonomik uygulamaları hakkında ortak kaygılarımız konusunda Avrupalı ortaklarımızla erken danışmalarda bulunmaktan memnuniyet duyacaktır.” dedi. Mesaj çok açıktı. Biden yönetimi, AB’nin Çin ile Avrupa şirketlerine Çin piyasasına daha fazla girme olanağı sağlayan bağımsız bir anlaşma yapma arayışından memnun değildi.

AVRUPA BİRLİĞİ NE İSTİYOR?

Elbette, başından itibaren Çin ile AB’nin arasını açmak ve CAI anlaşmasının altını oymak amacıyla kullanılan konu Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ydi. Bölge, ABD’nin Çin ile ilişkiye girmenin maliyetlerini artırmada stratejik kazanç elde etmesi, her bir anlaşmayı tartışmalı hale getirmesi, insan hakları bahanesiyle muhalefete siyasi alan açması ve Çin ile Batılı ülkeler arasında daha fazla ekonomik etkileşimi engellemesi amacıyla yürütülen acımasız bir propagandayla giderek daha fazla kullanıma açık hale geliyor. Trump yönetimi, görevinin son günlerinde Xinjiang’daki durumun bir “soykırım” olduğunu iddia ederek, Biden yönetimini bunu kabul etmeye ve sorumluluğu sürdürmeye zorlamıştı.

Biden yönetimi ardından bu konuda Çin’e karşı koordineli bir yaptırım arayışına girdi. Avrupa, CAI konusunda anlaşma sağlamada ve Çin ile istikrarlı ilişkileri sürdürmede büyük bir siyasi irade göstermesine rağmen, Avrupalı bakanlar, Amerika’nın baskısına boyun eğerek ve koordineli hareket etmeyi kabul ederek büyük bir stratejik hata yaptılar. Daha sonra dünya, Xinjiang ile ilgili tamamıyla uydurulmuş “gerçeğe” dayanarak Çin’e yaptırım açıklayan Amerikalıları takip eden AB’yi gördü. Bununla birlikte Çin, piyasa ya da iş için ulusal egemenliği ve güvenliği konusunda asla anlaşmaya varmayacaktır. AB’nin adımına Çin’in misillemeyi amaçlayan yaptırımlarla karşılık vermesi, AB’ye bu tür yanlış bir yol izlerse maliyeti olacağı konusunda net bir işarettir.

Avrupa daha sonra kurban rolünü oynadı. Birçok siyasetçi ve yorumcu Çin’in Avrupa’ya yönelik yaptırımlarını “kabul edilemez” olarak değerlendirerek, bu yaptırımları karşılıklı eylemler olduğu bağlamından kopardı. Daha sonra Avrupa Parlamentosu’nda CAI’nın onaylanmaması gerektiğine dair sesler yükseldi.

Bu şu soruyu sormayı gerektiriyor: “AB ne istiyor?” Bu istikrarlı veya mantıklı bir diplomasi değil. Bir taraftan Çin’den piyasasına giriş ve karşılık talep eder, fakat diğer taraftan Çin karşıtı eylemlerde bulunur ve buna karşılık beklemez. Yapılan eylemlerin sonuçları vardır. Bu, Avrupalı güçlerin piyasasını sömürürken Çin’in egemenliğini ayaklar altına alabileceği 19. yüzyıl değildir. Ve Çin konusunda ABD’nin gündemine el pençe divan durmak sonunda AB’nin refahına, stratejik özerkliğine ve bağımsızlığına zarar veriyor. ABD, Avrupalı şirketlerin Çin’deki Amerikan şirketlerine nazaran daha iyi ayrıcalıklar elde etmemesini garanti etmekten fazlasıyla mutlu.

Avrupa ekonomik gelişme ve işletmelerinin Çin piyasasına girişini istiyorsa, ABD’nin Çin karşıtı politikalarını desteklememeli ve daha sora hiç kimseyi gücendirmemek umuduyla ileri geri eğilmemelidir. CAI’yı siyasi olarak olumsuz bir duruma sokmak ve kaderini yanlış suçlamalara ve saldırgan bir Çin karşıtı gündeme bağlamak ciddi bir yanlış hesaptır. CAI ölürse, sadece Avrupalı siyasetçiler onu öldürdüğü için olacaktır.