Global Times / Zhao Junjie

Kısa süre önce Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in Kiev’e yapmayı planladığı ziyaretin Ukrayna hükümeti tarafından reddedildiği bildirildi. Steinmeier, geçmişte Rusya ile nispeten iyi ilişkilere sahip olan Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) bir üyesidir. İddiaya göre bu hareket, Ukrayna hükümetinin Alman lider ve Alman hükümetine karşı şüphe duymasına neden oldu. Alman tarafı “iptal edilen” geziden rahatsız olurken, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Alman cumhurbaşkanından bir talep aldığını reddetti.

Basit bir diplomatik bölüm gibi görünse de, Avrupa ülkelerinin Rusya-Ukrayna çatışması açısından iç ayrılıklarını ortaya çıkardı. Çatışmanın patlak vermesinden sonra, Avrupa ülkeleri neredeyse oy birliğiyle Rusya’yı kınadı ve yaptırım uyguladı. Bu anlamda, sözleri ve eylemlerinin Ukrayna hükümetinden onay alması gerekiyor. Ancak Steinmeier’in ziyaretinin ardındaki saçmalık çok şey anlatıyor.

Birincisi, Kuzey Akım 2 projesi göz önüne alındığında, Ukrayna, Almanya ve Fransa’nın Rusya’ya taraf olduğuna inanıyor. İkincisi, diyaloglar verimli olmadı ve Ukrayna, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya yeterince baskı yapıp yapmadığını sorguluyor. Üçüncüsü, ABD Başkanı Joe Biden Rusya’yı “soykırım” yapmakla suçladıktan sonra, Fransa ve Almanya’dan liderler aynı şeyi yapmadılar. Zelenskiy, Emmanuel Macron’un ülkesindeki durumu “soykırım” olarak tanımlamayı reddetmesinin “çok acı verici” olduğunu söyledi.

AVRUPA ÜLKELERİ BİRLİK İÇİNDE DEĞİL

Çatışmanın tırmanmasına baktığımızda, Avrupa ülkeleri göründükleri kadar birlik içinde değiller. Sözlerinde ve eylemlerinde ayrılıklar var. Çatışma bölgesine yakın konumdaki bazı Doğu Avrupa ile Baltık ülkeleri, kendi ulusal güvenlik kaygıları dışında, “Rus tehdidine” karşı korunmak için NATO’nun askeri varlığını destekleme eğilimindedir. Buna karşılık, Batı Avrupa’daki birçok ülke, Rusya’yı tartışırken diplomatik duruşlarında nispeten ılımlı bir tutum sergiliyor. Ukrayna hükümeti, tüm Avrupa ülkelerinin yanında sağlam durmasını bekliyor, ancak gerçekler acımasız.  Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkeleri Ukrayna’yı her konuda tatmin edemiyor. Her ülkenin dikkate alması gereken kendi çıkarları vardır.

Avrupa ülkeleri için Rusya’yı kınamak ve yaptırım uygulamakta bir sonuç var ve kendi ulusal çıkarlarını görmezden gelmek mümkün değil. Almanya enerji arzı için Rusya’ya bağımlıdır ve kendi enerji güvenliği çıkarlarına göz yumamaz. Benzer şekilde, Avrupa ülkelerinin Rusya-Ukrayna çatışmasıyla uğraşırken, mültecileri kabul etmeye yönelik tutumları farklı olduğu gibi, tutumlarında ve dış politika yönelimlerinde de farklılıklar vardır. Pratik çıkarları bir kenara bırakırsak, Avrupa’daki iç bölünmelerin tarihsel arka planı açısından farklılıklar kaçınılmazdır.

İlk örnek Polonya. Polonya’nın Rusya’ya yakınlığı nedeniyle tarihte birçok kez Rusya ile çatışmalar yaşamıştır. Bu nedenle, Polonya hükümetinin Rusya-Ukrayna ihtilafında Rusya’ya karşı sert bir şekilde durması şaşırtıcı değil. İkinci vaka Finlandiya. Ayrıca Rusya’ya yakınlığı nedeniyle tarihte Rusya tarafından yutulmuştu ve Rusya’dan derinden korkuyordu. Bu nedenle devam eden Rusya-Ukrayna çatışması, Finlandiya’nın tarafsız dış politikasının sonunu hızlandırdı ve şu anda NATO’ya katılmak için başvurmaya hazırlanıyor. Üçüncü vaka Almanya. Almanya ve Rusya arasındaki ilişkiler eskiden sıcaktı. Almanya ile Rusya arasındaki şikayetler ayrılmaz bir şekilde bağlantılıydı. 1870’lerde Almanya’nın birleşmesinden sonra, Alman Reich’ın eski şansölyesi Otto von Bismarck, İngiltere’ye karşı Rusya ile el ele vermeye karar verdi. Bismarck, Alman ulusunun uzun vadeli çıkarlarının Britanya İmparatorluğu’nun çıkarlarıyla temelde çeliştiğini biliyordu. Almanya, İngiltere’nin sağlayamadığı, Rusya’nın sağlayamadığı hayatta kalma alanı ve stratejik kaynaklardan yoksundu.

AVRUPA ÜLKELERİ ARASINDA BÖLÜNME

Bununla birlikte, o zamanki eski Alman imparatoru II. Wilhelm, Bismarck’ın vizyonunu takip etmedi ve Rusya’ya saldırmak gibi ölümcül bir hata yaptı. Almanya’nın iki dünya savaşındaki başarısızlığının acı dersleri, Almanya ile Rusya bir kez birbirlerine tamamen karşı çıktıklarında ve karşı karşıya geldiklerinde, ancak İngiliz ile Amerikan güçleri tarafından bastırılacak bir konumda olabileceklerini gösteriyor.

Bu ders bugün Almanya için geçerliliğini koruyor. Avrupa’nın en güçlü sanayi üreticisi olan Almanya, kaynak açısından zengin bir ülke olan Rusya’yı son derece tamamlayıcı niteliktedir. Almanya ile Rusya’nın avantajları birleştiğinde, İngiliz ve Amerikan kuvvetleri için bir kabus olacak. Yeni Alman hükümetinin yönetim tecrübesi olmamasına rağmen, bu tarihi yasaları ve dersleri bilmesi gerekiyor.

Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışma, yalnızca iki ulus arasında doğrudan bir çatışma değil, aynı zamanda Avrupa ülkeleri arasındaki çıkar ve çatışma oyununun da odak noktasıdır. Bir süre daha, savaşın evrimi ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarının artmasıyla birlikte, Avrupa içindeki çelişkiler ile bölünmeler devam edecek. Özellikle Almanya-Rusya ilişkisinin nasıl ayarlanacağı ve gelecekteki yönü, bir bütün olarak Avrupa güvenlik yapısını etkileyen temel bir faktör olacaktır.