Global Times / James Smith

Çin ana karasının, dünyada şimdiye kadar görülen Covid-19 salgınına karşı en etkili müdahalelerden birini izlediği gerçektir. Çin, 1,4 milyarlık nüfusu ve dünyadaki en kalabalık nüfuslu şehirlerden bazılarına sahip olmanın dezavantajına rağmen, kapsamlı, “her yolun denendiği” bütün nüfusun testten geçirilmesi, hedeflenmiş yerel karantinalar ile vakaların ve temaslıların seyahat geçmişini benzeri görülmemiş ölçekte kaydetmek için yüksek teknolojinin kullanılmasından oluşan sıkı bir sıfır Covid-19 yaklaşımı izledi.

2020 yılında Wuhan kentinde salgının başlamasından bu yana bu yaklaşımı izleyen Çin’de sadece 106 bin vaka ve 4 bin 636 ölüm görülürken, bunun aksine Batılı ülkelerde vaka sayısı on milyonları ve ölü sayısı (ABD’de 900 bin) yüz binleri buldu. Çin toplumuna, ekonomik büyümenin sürmesine izin veren benzeri görülmemiş istikrar sağlayan bu stratejiye rağmen, Batı medyası ve hükümetleri, ilk günden itibaren salgını neredeyse mümkün olan her açıdan Çin’e karşı bir kamuoyu savaşı sürdürmede kullandı. Bakış açısı değişmeye devam ediyor; gizleme iddialarından, sayıların önemsiz gibi gösterildiğine dair ispatlanmamış iddialardan, laboratuvar sızıntısı hikâyesiyle ilgili açık komplo teorisinin kullanıma sokulmasına, Çin aşılarına karşı bir kampanya yürütülmesine kadar. Ancak şimdi, Batılı ülkelerin, halkın şiddetli muhalefeti yüzünden daha fazla kısıtlama uygulamada siyasi iradesini kaybetmesi üzerine Covid-19 salgınında teslim olmaya yönelmesiyle, anlatının karakteri Çin’in “sıfır Covid-19” stratejisine baskıcı olarak saldırmaya yöneldi. 

BATI COVID-19 SALGININA TESLİM OLDU

Söylemdeki dikkate değer bu değişim, geçen yıl aralık ayında Çin’in Xi’an ve çevreleyen Shaanxi eyaletinde uyguladığı karantina konusundaki medya yayınında somutlaştı. Çin karşıtı propaganda anlatısını sürdürmede lider BBC, Çin yetkililerini kentte “açlık ve ölümü” dayatmakla suçlayan vahşet propagandası hikâyelerini açıkça yayımlamaya başladı ve Batı’da kaybedilen insan yaşamı hesabı ve yetkililerin sonunda salgınla mücadeleden vazgeçmesi göz önüne alındığında çok çirkin bir iddiada bulundu. Bununla birlikte bu anlatı devam etti ve kentteki birçok gazetecinin “Covid-19 aldatıcı spekülasyonuna” saldırması veya sosyal medyadaki prosedürlerden şikâyet etmesiyle, Beijing’deki Kış Olimpiyatları’na yönelik ana akım medyanın saldırılarının unsuru haline geldi. Her durumda sıfır Covid-19 artık “kötüdür”.

Benzer şekilde, Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde anlatı değişti. Salgının en başında, ulusal güvenlik yasasının uygulanmasından önce, kentin sıfır-Covid-19 yaklaşımı aslında Batı medyası tarafından övüldü, kentin ana karaya karşı direnişinin bir parçası ve demokrasi için ideolojik bir savunma olarak ifade edildi. Elbette, Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nin salgınla mücadelede uzun süredir devam eden uzmanlığı ulusal güvenlik yasasını hesaba katmadan sürerken, kent bir kez daha şu anda gaddar ve baskıcı olarak gösterilen sıfır Covid-19 politikası yüzünden Batı medyasının saldırısına uğradı.

ÇİN’İN “SIFIR COVID-19 POLİTİKASI” BATI’YA ÖRNEK OLMALI

Batı medyası, Hong Kong ile Çin ana karasındaki sıfır Covid-19 politikasına baskıcı ve maliyetli olmakla saldırırken, Taiwan bölgesinde uygulanmakta olan aynı politikayı alışıldığı şekilde görmezden geliyor ve bunun yerine Covid-19 salgınıyla ilgili politika seçimlerine övgü diziyor. Bu sıfır Covid-19 yaklaşımı ve seyahat kısıtlamaları niçin ana karadaki işletmeler için yıkıcı olarak ifade edilirken, Taiwan’da yapılmıyor? Bu yanlı yaklaşım, Taiwan’ın kendisinin salgının başından itibaren bağımsızlık yanlısı güçlerin kendi gündemlerini yürütmek için ana karaya karşı kullanılmasıyla birlikte, virüs eleştirisinin nasıl siyasi bir silah olarak ustalıkla kullanıldığını gözler önüne seriyor. Taiwan’ı “küresel Covid-19 toparlanma endeksinin zirvesine” yerleştiren yakın tarihli bir makale, bu açık siyasi ve ideolojik taraflılığı teyit ediyor. 

Yine de coğrafi ve nüfus büyüklüğü açısından Covid-19 salgınıyla mücadele güçlüğünün karşılaştırılabilir olmadığı dikkate alındığında, ana kara yerine Taiwan’a Covid-19 salgını mücadelesinde övmek özünde haksızlıktır. Çin’de Covid-19 salgınını kontrol altına almada gerekli insan organizasyonunun ölçeği, kesinlikle şimdiye kadar uygulanan önlemlerden daha azını gerektirmez.

Batı’nın bireysellik, özgürlük ve demokrasi adına milyonlarca insanın ölümüne izin vermesi ve daha sonra Çin’in kendi önlemlerinin baskıcı ve otoriter olarak gösterilmesi, sonuçta, eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump yönetiminin Amerikan politikasını yeniden ayarlamasından bu yana neredeyse her alanda Çin’e karşı yürütülen katıksız kötü niyet ve propaganda savaşının göstergesidir. Bu dengesiz dünyada, ölüm yaşamdır ve yaşam ölümdür. Çin’in daha iyisini yapacağı düşüncesi, kabul etmek için çok fazlaydı.