CGTN / Dinos Stasinopoulos

Çin’in geçen 20-30 yılda büyük ölçekli yoksulluğu azaltma, devasa altyapı yatırımları ve teknolojik yenilikteki liderliği ile yükselişi ekonomik bir mucizedir. Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) görece gerileyişi küresel ekonomik ve ticaret faaliyetlerinin Asya’ya ve özellikle Çin’e yönelmesine yol açtı. Bu gelişmeler Batılı ülkeleri ve özellikle ABD siyasi kurumunun ekonomik sorunlarının kaynağının Çin olduğunu varsayma eğilimi gösterdi. Sonuç olarak, siyasi sarkaç Çin ile ilişkiyi destekleme konusundaki bir uzlaşmadan Çin’in artan nüfuzunu engellemek için önlemler alınması çağrısına değişti.

ABD hatta bu arada Çin’i küresel tedarik zincirlerinden koparmak, çokuluslu şirketlerin Çin’e yatırımlarını kısıtlamak ve Çin’den yapılacak ithalata gümrük vergileri koymakla ilgili cezalandırıcı önlemler başlattı. Avrupa’daki ülkeler de Çin’den ve diğer Asya ülkelerinden ithalata geniş bağımlılığı azaltmak için ticaret politikalarında değişiklikler çağrısında bulundu. Ancak bu önlemler şimdiye kadar Çin’i tedarik zincirlerini yeniden tasarlamaya ve bu önlemlerin etkilerini azaltma yönünde cesaretlendirmiş görünüyor. Çin için sosyal medya, e-ticaret ve internet tüketim şirketleri ne kadar önemli olursa olsun, bunların gerçek ekonomiye etkileri üretim kadar büyük değil. Son teknoloji yarıiletkenler, elektrikli otomobil pilleri, ticari uçaklar ve telekomünikasyon ekipmanları Çin için tedarik zincirlerinin güzergâhlarını değiştirmede daha büyük önceliğe sahip.

ÇİN, BATI’YA EKONOMİK BİR TEHDİT DEĞİL

Bunun aksine, ABD’nin ekonomisini Çin’den koparmaya yoğunlaşması onun ekonomisinin temellerini ciddi biçimde yeniden şekillendirmesini ve görece gerileyişinin temelindeki nedenleri ele almasını engelledi. ABD’de imalat sektörü ve yenilik kapasitesi gerilerken, Çin’in arz ağları, mühendisleri ve üretim uzmanları üretim kalitesi ve yeterlilik bakımında daha da nitelikli hale geliyor. ABD’nin imalat milliyetçiliği onun “Önce Amerika” politikasının sınırlarını kabul etmesini önlüyor. ABD çok uluslu şirketlerini bağımsız ve birbiriyle bağlı küresel bir ekonomide ne pahasına olursu olsun korumak ekonomik olarak anlamlı değil ve herkese zarar verecek. ABD’ye ek olarak belirli Avrupa ülkeleri de imalat milliyetçiliğine odaklanan politikaları düşündüler ya da çoktan kabul ettiler.

Salgın küresel ekonominin kırılganlıklarını ve yapısal zayıflıklarını ortaya çıkardı. Salgın ayrıca ekonomik büyümeyi teşvik etmek ve dünya içi daha iyi bir gelecek kurmak için ekonomik politikaların kapsamlı bir gözden geçirilmesini gerektiren fırsatlar sunuyor. Çin’in salgından hızla çıkması birçok hükümeti her şeyi kapsayan büyüme için tek uygulanabilir bir rota olarak hükümetin daha fazla rol oynamasını yeniden düşünmeye ikna etti. Bu politika değişiklikleri salgının neden olduğu şokları azaltmayı amaçlıyor ve Çin yaklaşımının unsurlarını yansıtıyor. Bu değişiklikler farklı özel ve kamu katılımı karışımlarının seçici biçimde uygulanmasını ve hükümetlere ekonomilerine müdahale edip yönlendirmeleri gücünü vermeyi içeriyor.

BATI KENDİ EKONOMİSİNE ODAKLANMALI

Covid-19 sonrası döneminde Avrupa’nın Çin ile ilişkisi ilkelere ve farklılıkların yapıcı yönetiminin tamamladığı olumlu bir ortaklık gündemine dayanmalıdır.  Çin ile iletişim içinde olmak daha iyi küresel yönetişim ve uluslararası ekonomik birlikte var olmak için hayati öneme sahip. Çin, Batı’ya ekonomik bir tehdit değil. Çin’in ekonomik büyümesini engelleme girişimleri kendi kendine zarar veren ve maliyetlidir ve kesinlikle dünya için ekonomik kayıplara neden olur. Batı asıl olarak kendi rekabetçiliğini güçlendirmek ve Çin ile bazı kilit alanlarda yapıcı bir biçimde rekabet etmek için kendi ekonomisi üzerine odaklanmalıdır. Rekabet aynı zamanda çıkarlara, ilkelere ve farklılıkların yapıcı yönetiminin tamamladığı olumlu bir ortaklık gündemine dayanmalıdır. Bütün taraflar duygusal yargılardan kaçınmak ve bunun yerine pragmatizm ve sorunları çözmeye odaklanmakla daha fazla şey kazanırlar.