CGTN / Rabi Sankar Bosu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Şubat’ta Batı’dan gelen tehditleri göz ardı ederek “Ukrayna’nın silahsızlandırılması ve Nazilerden arındırılması” amacıyla Ukrayna’ya “özel askeri operasyon” başlatmasının üzerinden on bir gün geçti. Tüm dünya korkmuş gözlerle Ukrayna’da devam eden çatışmalara çok sayıda can kaybıyla tanık oluyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bu savaş benzeri durumu, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) müttefikleri aracılığıyla Rusya’nın komşu ülkelerindeki askeri gücünü artırarak yarattığı artık herkes için açıktır. Amerika, herhangi bir sınırında Rusya’nın ABD ya da NATO yanlısı bir ülkeye müsamaha göstermeyeceğini çok iyi biliyor. ABD ve NATO ülkeleri, Ukrayna’nın omuzları üzerinden Rusya’ya karşı silahlarını ateşlemeye karar verirse bu Rusya için “devlet güvenliğine yönelik bir tehdit” olmaz mı?

Çin, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunu desteklemese de Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying, ABD’yi Rusya-Ukrayna çatışması nedeniyle açıkça kınadı ve şunları söyledi: “Son zamanlarda ABD, Ukrayna’ya silah gönderiyor, gerilimi artırıyor, panik yaratıyor ve hatta savaş olasılığını artırıyor.”

UKRAYNA, ABD’NİN YAKIN BİR MÜTTEFİKİ

Ukrayna krizinin, Başkan Joe Biden’ın eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden olumsuz etkilenen NATO müttefikleri üzerindeki hegemonyasını güçlendirmeye yönelik “Büyük Oyun” 2.0 stratejisi için sadece bir fırsat olduğu açık. Birçok uluslararası analist, Biden’ın “Soğuk Savaş” zihniyetiyle çürüyen Amerika’nın kayıp ihtişamını geri getirmek ve 2022 ABD ara seçimleri öncesinde imajını iyileştirmek için Ukrayna’yı Rusya ile yenilmez bir çatışmada tuzağa düşürmeye hevesli olduğuna inanıyor. Öte yandan, Batılı medya kuruluşlarının Vladimir Zelenskiy’i büyük bir vatansever ve Ukrayna’nın cesur başkanı olarak göstermeye çalışması sadece bir propagandadır. Gerçekte, ABD’nin yakın bir müttefikidir ve her şeyi onun emriyle yapmaktadır. ABD, 27 ulustan oluşan Avrupa Birliği (AB), Birleşik Krallık ve NATO’nun devam eden Rusya-Ukrayna çatışması hakkında söyleyecek çok şeyi olabilir, ancak mevcut gerilimin sorumluluğundan kaçamazlar.

Putin’in Ukrayna’nın Donetsk ve Lugansk bölgelerini bağımsız devletler olarak tanımasının ve Rus askeri operasyonunun ardından Zelenskiy, Batı’ya Rusya’ya yaptırımlar uygulaması için bir çağrıda bulundu, onlardan askeri destek istedi ve Rusya’nın Ukrayna’ya “tam ölçekli” saldırısından Putin’i sorumlu tuttu. ABD, AB, İngiltere, Avustralya, Kanada ve Japonya; Rusya’yı cezalandırmak için Ukrayna’nın yanında yer almak amacıyla Rusya’ya bir dizi yaptırım uyguladı. Şimdi en önemli soru; ekonomik yaptırımlar, iletişim, ulaşım veya medya yasakları gibi bu ambargoların 2020 itibarıyla 1,48 trilyon dolar Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) ile dünyanın 11. büyük ekonomisi ve devasa bir nükleer güç olan Rusya için etkili olup olmayacağıdır.

Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinden bu yana ABD liderliğindeki Batılı ülkelerin Rusya’ya çeşitli ekonomik yaptırımlar uyguladıklarını belirtmekte fayda var. Ekonomik yaptırımlar gerçekten işe yaramış olsaydı Rusya, daha fazla yaptırım korkusuyla Ukrayna’ya karşı askeri operasyonunu başlatma riskini almazdı.

Şu an itibarıyla, Batılı ülkelerin yaptırımlar arasında yedi Rus bankasına SWIFT yasağı ve Putin’in yakın çevresindeki ultra zengin Rus oligarklarının cezalandırılması ve Belarus’a yönelik ekonomik yaptırımlar yer alıyor.

UKRAYNA-RUS KRİZİ SİYASİ OLARAK ÇÖZÜLMELİ

ABD ve müttefikleri, Rus bankalarının SWIFT sisteminden yasaklanmasının Rus ekonomisini felce uğratacağı görüşündeler. 24 Şubat’ta Biden, Rusya ile uluslararası ticareti sınırlayacak bir yaptırım paketi açıkladı. ABD Başkanı, “Saldırgan Putin’dir. Putin bu savaşı seçti ve şimdi sonuçlarına hem o hem de ülkesi katlanacak.” dedi. Her türlü Rus hava yolunun yasaklanması konusunda AB, İngiltere ve Kanada’ya katılan ABD; 2 Mart’ta Rusya’nın havacılık sektörüne darbe indirmek için hava sahasını Rus uçaklarına kapatmıştı. Rusya, uçuşlarını yasaklayan ülkelere misilleme olarak hava sahasını kapattı.

Bir adım daha ileri giderek AB, 2 Mart’ta AB ve üye devletlerine karşı “sistematik bilgi manipülasyonu ve dezenformasyon” iddiasıyla RT ve Sputnik de dâhil olmak üzere neredeyse tüm Rus medya kuruluşlarının AB ülkelerinde yayın yapmasını yasakladı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, RT ve Sputnik’in kapatılmasını haklı bulduğunu öne sürerek bu medya kuruluşlarının “artık Putin’in savaşını haklı çıkarmak ve AB’de bölünme yaratmak için yalanlarını yayamayacaklarını” söyledi. Ancak Sputnik ve RT’nin AB’deki yayın faaliyetlerinin askıya alınması, Rusya’yı dünyanın geri kalanından izole etme yönünde Batı’nın umutsuz bir hamlesidir. Daha da önemlisi Batı dünyası tarafından Rus medyasının sosyal medyada yasaklanması veya engellenmesi, Batılı “ifade özgürlüğü” fikirleriyle çelişerek gerçek bir alay konusu olmuştur.

Ne yazık ki, Ukrayna krizinden hemen sonra Batılı politikacılar, medya yayınları ve TV stüdyoları; ortada tebrik edilecek hiçbir şey olmasa da Başkan Zelenskiy’i övüp kötü yönetimini rapor etmezken devam eden çatışma için Rusya, Çin ve Hindistan’ı suçladı. Batı medyasında yayınlanan hemen hemen her başyazıda Putin bir kötü adam ve bir savaş tacir olarak tasvir edildi. Batılı gazeteciler veya yazarlar gerçekten krizin “her iki tarafını” da sunuyor mu?

ABD öncülüğündeki Batı dünyasının Rusya’ya karşı cephaneliğinden bir sürü “yaptırım” füzeleri fırlatarak Putin’e diz çöktürmeye çalıştığı söylenebilir ancak birçok Avrupa ülkesi Rus doğal gazına ve petrolüne bağımlı olduğu için sonuç, gelecekte Batı için iyi olmayacaktır. Ukrayna’nın Rusya ile iyi ilişkiler kurmak yerine Amerika’ya bağlı olarak gelişeceğini düşünmek akılsızca ve çocukça bir düşüncedir. Ukrayna-Rus krizi siyasi olarak müzakere ve istişare yoluyla çözülmelidir.