CGTN / Keith Lamb

Çin İzleme Enstitüsü (CWI) tarafından yakın zamanda “Xinjiang ile ilgili Tüm Yalanlar Hakkında Bilinmesi Gerekenler: Nasıl Ortaya Çıktılar?” başlığıyla yayımlanan rapor, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki soykırım, kamplar ve taciz iddialarına ilişkin kanıtları bir araya getirdi.

Raporun tamamı sözde kanıtlardaki ciddi kusurları ele alıyor. Örneğin, biri paranın izini sürdüğünde, bu iddiaların tüm finansmanının Washington’dan geldiğini görür. Rejim değişikliği faaliyetlerini finanse eden Ulusal Demokrasi Vakfı (NED), hem Çin İnsan Hakları Savunucuları Ağı’nı (CHRD) hem de Dünya Uygur Kongresi (WUC) gibi uluslararası ayrılıkçı ağı finanse ediyor. Xinjiang çarpıklığına yönelik “kanıtları” güçlendirenler, bir dizi şüpheli organizasyondur. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI) gibi bazıları, yeterince mülayim bir isme sahip ama Çin ile artan gerilimlere açık bir ilgisi olan Batılı silah şirketleri tarafından finanse ediliyor ki, bu daha fazla silah satışına yol açacak.

Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı (VCMF) gibi diğerleri, örgütleri için ön yargısız görünen bir başlık seçmekte o kadar gizli değiller. Nitekim VCMF, Covid-19 kaynaklı küresel ölümleri komünizmin kurbanları olarak sınıflandırdı. İstatistik söz konusu olduğunda bu çılgın mantık, tesadüfen Xinjiang’daki sahte iddiaları çevreleyen “kanıtların” ana kaynağı olan VCMF’de “Çin araştırmaları konusunda kıdemli bir kişi” olan Adrian Zenz’e aktarılıyor.

CWI raporu, Zenz’in verdiği 1 milyonu aşkın gözaltı rakamının, Türkiye merkezli Uygur sürgün grubu İstiklal TV’nin tek bir haberinden geldiğini detaylandırıyor. Zenz’in daha sonra, Xinjiang’da her yıl kişi başına ortalama 800 ila 1.400 arasında hamileliği önleyen yeni IUD yerleştirmeleri iddiası var. Bu iddia, bölgedeki her kadına bu prosedürün günde birkaç kez uygulanacağı anlamına geliyor.

Denizaşırı eylemcilerin de oldukça güvenilmez oldukları görüldü. Örneğin, Uygurlu eylemci Rushan Abbas CIA, Ulusal Güvenlik ile çalıştı ve Guantanamo Körfezi’nde danışman olarak görev yaptı. Çok sayıda duygusal tanık, zulüm yoluyla “tanıklıklarını” değiştirdi. Mesela Mihrigül Tursun’un “ölü kardeşinin” hayatta olduğu ortaya çıkmıştır.

BATI’NIN KENDİ KENDİNE İLAN ETTİĞİ İNSAN HAKLARI ŞAMPİYONU OLMA UNVANI

CWI raporu, bazı sebepler nedeniyle Batılı kurumlara zarar veriyor. Batı’nın kendi kendine ilan ettiği insan hakları şampiyonu olma unvanını sarsıyor. Birincisi, bunun nedeni Xinjiang “zulmünün” dikkatleri, savaşın neden olduğu acılar ve gelişme eksikliği gibi dünyada meydana gelen gerçek zulümlerden uzaklaştırmasıdır.

İkincisi, Batı’nın kendisini anlamasının merkezinde, devletten ayrı olarak sivil toplum nosyonu yatmaktadır. Bununla birlikte açıkçası bu ayrım, devlet aracılığıyla aktarılan sermayenin gücü, devlete komuta eden elitler için devlet ihalesini yürüten sivil toplum kurumları yarattığından anlamsızdır.

Eğer devlet içindeki bazı aktörlerin sahte zulüm iddialarıyla Çin ile anlaşmazlık çıkarma stratejisi varsa, bu, devleti kontrol eden elitlerin düşmanlarının sadece Çin değil, Batı’da saldırgan eylemleri kabul etme konusunda kandırılan kitleler olduğunun bariz bir şekilde anlaşılmasına yol açar. Nitekim, Batılı vatandaş kitlesinin sorunlarının yarattığı hayal kırıklıkları ve suç, iç sınıf çelişkilerinden ziyade her zaman bir dış düşmana odaklı tutulmalıdır.

Üçüncüsü, Batı medyasının Xinjiang’daki zulüm kanıtlarındaki bariz kusurlar konusunda sessiz kalması, neredeyse özgür bir toplumun veya tarafsızlığın ürünü olmayan bir medyaya işaret ediyor. Hiç şüphe yok ki Batı medyasının birkaç oligarkın elinde olması bunu açıklayabilir. Gerçek şu ki, muhabirlerin bir başlarına gerçeği söyleyecek yerleri yok, seçkinlerin gündemlerini kabul ettikleri için istihdam ediliyorlar.

Daha içten pazarlıklı olan şey, Batı toplumlarında var olan grup düşüncesidir. Bireysel ifade ülkesi olmaktan uzak vatandaşları, kabul edilebilir görüşlerin dar sınırlarından sapmaktan kurtulmuşlardır. Basitçe ifade etmek gerekirse, sadece Xinjiang’daki resmi çizgiyi sorgulamak ciddi sosyal sonuçlara yol açacaktır.

Bu sessiz terör, yayılan nüfuslarına, derin devlet finansmanına ve bir politikacının kariyerini mahvedebilecek oligarkların kontrolündeki kitle iletişim araçlarına bağlı olan seçilmiş politikacılara kadar uzanıyor. Bu gerçek, bazı Batılı demokrasilerin Çin’in Uygurlara karşı soykırım yaptığını körü körüne ilan etmesiyle belirgin bir şekilde sergileniyor.

Bununla birlikte, CWI raporunun gösterdiği gibi, “kanıtlardaki” kusurlar ve bunun finansmanı Orwellian’ın ötesinde ve sonuçları, toplu kandırmacaya dayalı Irak işgaliyle işlenen gerçek zulümlerden potansiyel olarak daha kötüdür. Hal böyle olunca, bugün Batı’da her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan şey, toplu kandırmacanın gücüne direnen ve doğruyu konuşmaktan korkmayan kahraman birey ruhudur.