Global Times / Barry Sautman & Yan Hairong

Çin’in etnik azınlıkları için salgının sonuçları, Batı ana akım söyleminde beklendiği gibi olmadı. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Çin’in yönetim sisteminin, liberal demokrasilerin etkili bir yolla yaptığı şekilde virüs salgınlarıyla mücadele edemeyeceğini iddia etti. Bu arada, İngiltere’nin önde gelen bir iş dergisi Covid-19 gibi hastalıkların demokrasi dışı ülkelerde daha ölümcül olduğunu belirtti.

Hindistan gibi ülkelerde salgın sırasında etnik azınlık gruplarının Çin’dekinden daha iyi durumda olacağı beklenebilir, ancak gerçek tam tersi; ABD, İngiltere ve Hindistan’da azınlıklar kurbanlar arasında aşırı temsil ediliyor. ABD’de, yalnızca Asyalı Amerikalılar hariç olmak üzere, yerliler, siyah ve Pasifik Adalılar ile Latin Amerikalıların tümü beyaz Amerikalıların iki katı veya daha fazla Covid-19 ölüm oranına sahiptir.

Çin’de etnik azınlıklar Covid-19 kurbanları arasında yeterince temsil edilmiyor gibi görünüyor. Covid-19 ile ilgili etnik kökene dayalı istatistikler hazır değildir, ancak yine de çıkarımlar yapmak mümkündür. Orta Çin’in Hubei eyaleti, ülkedeki toplam vakaların yaklaşık yüzde 66’sına sahiptir ve başkenti Wuhan, Covid-19 salgınının merkez üssüdür. Hubei’in etnik azınlıkları esas olarak Enshi’de yaşıyor ve eyalette, vilayet genelindeki en düşük vaka oranı olarak bir milyon sakin başına yalnızca 74 Covid-19 vakası kaydedildi.

ABD’nin en büyük yerli kabilesi olan Navajo ile karşılaştırıldığında, burada kayıtlara 18 Mayıs 2021 itibarıyla 30 bin 722 Covid-19 vakası ve bin 293 ölüm geçti. 173 bin yerli (2010 nüfus sayımı) nüfusa göre yani milyon başına 177 bin 854 vaka ve 7 bin 474 ölüm, vaka oranının yaklaşık 1,75 katı ve tüm ABD nüfusunun ölüm oranının 4 katı. Navajolar için bu sonuç, yüzde 40 yoksulluk oranı, sağlık hizmetleri ve altyapı için yetersiz finansman, yüksek kalp hastalığı, diyabet ve obezite oranları ile şehir sakinlerinin yüzde 30-40’ının akan suya sahip olmaması nedeniyle ellerin tavsiye edilen sıklıkta yıkanmasının zorlaşmasından kaynaklanıyor.

3,5 milyonluk nüfusun yüzde 90’ı Tibetlilerden oluşan Çin’in Tibet Özerk Bölgesi’ndeki salgın durumu ile yaklaşık 86 bin nüfuslu Hindistan ve Nepal’deki Tibet sürgünleri arasındaki durum arasında da bir karşılaştırma yapılabilir.

ÇİN’DEKİ ETNİK TİBETLİLER, HİNDİSTAN’DAKİ ORTAK ETNİK GRUPLARINDAN ÇOK DAHA İYİ KORUNDU

Medyada çıkan haberlere göre, 3 Mayıs 2021 itibarıyla Hindistan, Nepal ve Butan’daki 2 bin 584 Tibetlinin test sonucu pozitif çıktı ve 59 ölümle sonuçlandı. 18 Mayıs 2021 itibarıyla durum daha da kötüye gitti. Hindistan, Nepal ve Butan’daki Tibetliler arasında 3 bin 510 vaka ve 88 ölüm meydana geldi.

Çin resmi verileri, Çin topraklarının yaklaşık sekizde birine sahip olan Tibet Özerk Bölgesi’nde yalnızca bir vaka olduğunu ve ölüm olmadığını gösteriyor. Harvard Tıp Fakültesi’nden Profesör Dr. William Haseltine, Çin’in Covid-19 istatistiklerinin güvenilirliğini onayladı. Kısacası, Çin’deki etnik Tibetliler, Hindistan’daki ortak etnik gruplarından çok daha iyi korundu. İronik olarak, Hindistan’daki sözde Tibet hükümeti, ülkeleri, Çin’e virüsü yaydığı için Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açmaya çağırdı. Aslında, Queensland Üniversitesi virologu Ian McKay’in gözlemlediği gibi Wuhan’ın kapanması, virüsün Çin’in diğer bölgelerine yayılmasını etkili bir şekilde azalttı.

Çin ile Hindistan’daki Tibetlilerin salgında nasıl başarılı oldukları arasındaki fark, Hindistan’dakilerin yeterli bakım için gerekli araçlardan yoksun olmasından kaynaklanmıyor. Hindistan’daki Tibetliler, Batı Sivil Toplum Kuruluşları’ndan (STK) ve Tibet Rehabilitasyon Politikası kapsamında Hindistan hükümetinden önemli miktarda fon ve başka destekler alıyor. ABD hükümeti, Tibet sürgün gruplarına yılda 9 milyon dolar verirken, ABD Kongresi de 23 milyon dolarlık hibe verdi.

Çin’deki Tibetlilere kıyasla Hindistan’daki Tibet sürgün topluluklarının daha riskli salgın durumu, ulusal ve belki de yerel düzeydeki felaket politikalarının sonucudur. Karşılaştırma, hem Batı’nın liberal demokratik siyasi sistemlerin Çin’in sisteminden zorunlu olarak üstün olduğu konusundaki ısrarı hem de iktidardaki partilerin değiştiği her yerde etnik azınlıkların daha iyi durumda olması gerektiğine dair spesifik iddiayla çelişiyor.