CGTN / Sid Mohasseb

Eğer Biden vergi gelirlerini artırmak, iş yaratmak ve “Amerikan Rüyası”nı korumak istiyorsa, işe yeni başlayanlar ve küçük şirketler için kurumlar vergisini kaldırması gerekir.

Amerika’da aile şirketleri de çok uluslu şirketlerde aynı oranda vergi ödüyor. Bireysel gelir vergisi, bireyin ne kadar kazandığına bağlı olarak 7 farklı oranda ödeniyor. Küçük şirketleri boğan sabit bir oran yerine, aynı sisteme kurumlar vergisinde de ihtiyacımız var. Salgın sonrası toparlanmamız için küçük şirketler asli bur unsur.

Şirketlerin adil vergi paylarını ödemeleri için, kurumlar vergisinin adil olması gerekir. Bireyler için artan oranlı bir vergi sistemi var -ne kadar çok kazanırsanız, o kadar yüksek ödersiniz- ama şirketler için bu oran sabit. Bu adil değil. Özellikle de birçok ülke gibi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de şirketin kişiliği fikrine bağlı olduğu için bir şirket hukuki bir şahsiyettir.

Amerikan şirketlerinin çoğunluğunu oluşturan küçük işletmeler için kurumsal ve kişisel vergi arasında gerçekte hiçbir fark yok. Adil artan oranlı vergiler fikrinin (ne kadar çok kazanırsanız o kadar çok ödersiniz) Batı uygarlığında derin kökleri var. Ünlü ekonomist Adam Smith bu kavram hakkında yüzyıllarca önce yazdı. Vergilerden nefreti meşhur olan John Locke bile, artan oranlı vergilendirmeden yanaydı.

Fikir, Antik Yunan’da ve Aristoteles’in argümanlarından kaynaklandı ve demokrasiyle yakından ilgili. Hepimiz bunun bireyler için anlamlı olduğunda anlaşabiliriz. Peki, öyleyse neden aynı ilke şirketlere uygulanmasın? Ben uygulanması gerektiğini düşünüyorum, özellikle her bireyin kendi içinde bir girişimci olduğuna inandığım için. Herkes bir CEO, bir fırsat ve refah yaratıcısı olabilir ve olmalıdır. Ama hükümet politikaları bunu teşvik etmeli ve kapitalizmi artan sosyal bölünmeler tehdidinden korumalıdır.

İki kişi, Elon Musk ve Jeff Bezos şimdi en alttaki Amerikalıların yüzde 40’ından daha fazla servete sahip.

ABD’deki üst sınıfın toplam zenginlikten aldığı pay son 40 yılda yüzde 60’tan 79’a çıkarken alt sınıfın payı yüzde 7’den yüzde 4’e düştü ve orta sınıfın payı ise yüzde 32’den yüzde 17’ye düştü.

Bu daha fazla kurumlar vergisi toplamayı hedeflememiz anlamına gelmiyor, toplamamız gerekir. ABD hükümetinin elde ettiği 3,46 trilyon dolar gelirin sadece 230 milyon doları ya da yaklaşık yüzde 6,6’sı şirketler tarafından ödendi.

GİRİŞİMCİLERE BÜYÜMEKLERİ İÇİN ADİL BİR FIRSAT VERİLMELİ

Bazı şirketler, özellikle de Büyük Teknoloji şirketleri daha fazla ödeyebilir, çünkü bunlar ödemeleri gereken en düşük oranı bile ödemiyorlar. Örneğin, İngiltere’de Amazon 2019’da 13,73 milyar poundluk (19,2 milyar dolar) satış yapmışken 293 milyon pound (410 milyon dolar) vergi ödüyor, ya da yüzde 2. Bununla ödemesi gereken yüzde 21’lik kurumlar vergisi arasında büyük bir fark var.

Gerçek kapitalizmi korumak için, daha fazla adil olmamız gerekir. Adillik sadece toplumsal bir değir değildir, o bütün vatandaşları zenginlik yaratarak refah içinde yaşamak için eşit fırsat sağlamakla da ilgilidir.

Küçük şirketler ve yeni işe başlayan şirketler çok uluslu şirketlerden oransal olarak çok daha fazla ödemeleri adil değildir. Ama bu aynı zamanda ekonomik olarak da boğucudur; şirket kuranlara nefes alacak, büyüyecek ve yeni işler alacak alan sağlamak yerine, fiilen düşük vergi ödeyen büyük güçlü rakiplerle karşılaşıyorlar (çünkü daha iyi vergi avukatlarına ücret ödeyebiliyorlar).

“Amerikan Rüyası” bir kişinin yeni bir iş başlatabileceği, sıkı çalışacağı ve kendi kaderinin hâkimi olabileceği fikrine dayanır. Şimdi sahip olduğumuz azalan oranlı bir kurumlar vergisi politikası, bu fikri hiçe saymaktır.

2020’de ABD’de 804 bin 398 yeni iş kuruldu. Bu girişimcilere büyümek için adil bir fırsat vermemiz gerekir. İlk engelde onları vergilendirerek, yeni Facebook ve Google’ı doğmadan öldürüyoruz, bu da eşit şekilde daha az vergi geliri demektir. Yeni başlayan şirketler için vergiyi azaltarak ya da kaldırmak, uzun dönemde federal hükümetin vergi gelirlerini sanılanın aksine artırabilir. Daha da önemlisi, bu bize Amerika’nın gerçekte ne anlama geldiğini hatırlatabilir ve topluluklarımız ile kuşaklarımızı, her zamankinden daha çok birlik, büyüme ve yeniliğe ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda bir araya getirebilir.