CGTN / Abu Naser Al Farabi

Joe Biden’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 46. başkanı olarak göreve başlamasından bu yana bir yıl geçti. Farklı ihtisas alanlarından uzmanlar, onun bir yıllık başkanlık hesap defterine ışık tutmaya başladılar ve şimdiye kadarki başarıları ve hatalarının bilançosunu çıkarmaya hazırlanıyorlar. Ancak, yemin ettiği, siyasi olarak daha parçalanmış, demokratik olarak daha kırılgan ve uluslararası olarak daha az güvenilir olduğu bir Amerika’da, genellikle seleflerinin değerlendirme çizelgelerini oluşturmada kullanılan tipik ölçüt, onun görevdeki ilk yılını değerlendirmede niteliksel olarak daha az temsilci olurdu.  

Selefinin ABD demokrasinin dokusu üzerinde bıraktığı anti-demokratik baskı, bu dokuyu ve özellikle son on yılda büyük ölçekli bir felaket riskinin eşiğine ulaşan çatışmacı dış politikayı parçalara ayırmaya yetecek şişkinliğe ulaştığı zaman tam tersine bakmak önemlidir. Biden’ın başkanlık yolculuğuna başladığı yerdeki koşullar dikkate alındığında, Amerika’nın tahammül ettiği geniş çaptaki yaralarını iyileştirmeyi ne kadar başarabildiğini değerlendirmek daha iyi olacaktır. Fakat Biden’ın bu yaraları iyileştirmek şöyle dursun, şimdiye kadar büyük oranda selefiyle aynı yolda yürüdüğü, daha fazla kötüleşmesine yol açtığı görülüyor. Biden, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın takipçisi gibi görünüyor, ancak hakikatte selefi Donald Trump’ın vekili olarak ortaya çıkıyor. 

ABD’DE SEÇİM SİSTEMİNE GÜVEN ÇOK DÜŞÜK

İlk zamanlar, Amerika’nın kendi demokrasisi, ABD istisnacılığının gerçekten göğüs gerdiren yönü, bir ölüm sarmalına girmese dahi, neredeyse çökmeye doğru ilerliyor. Joe Biden’ın başkanlığının onaylanmasını ve yeniden seçilmesini engellemek amacıyla Trump’ın geçen yıl 6 Ocak’ta kışkırttığı ABD Kongresi baskınından bu yana seçim zamanı şiddet ve iç çekişme Amerikan toplumunda o derece kabul gördü ki, yakında yapılan bir araştırma, her üç Amerikalıdan birinin hükümete karşı şiddetin haklı olduğuna inandığını ortaya koydu. Daha da önemlisi, Trump’ın 6 Ocak’taki olayları başlatan asıl figür olduğu kanıtlanmasına rağmen, Cumhuriyetçilerin yüzde 72’si onun “çok az” sorumluluk taşıdığına ya da “hiç” taşımadığına inanıyor. 

Seçim sistemine olan güven o derece korkutucu bir seviyeye düştü ki, Cumhuriyetçilerin yarısından fazlası Biden’ın, seçim sahtekârlığı sayesinde Beyaz Saray’ı kazandığını düşünüyor. Dahası bu ABD’deki çirkin siyasi kutuplaşmanın ortaya çıkmasıdır. Gelecekte yetişkin seçmenlerin yaklaşık yüzde 38’i, Cumhuriyetçilerin yüzde 67’si, kendi adayları kazanmazsa 2024 yılındaki başkanlık seçimine güvenmeyeceklerini söylüyor. 

Bu korkunç gelişmeler arasında, seçim idaresi ve eyalet meclislerinde diğer bir ürkütücü, ancak sessiz anti demokratik gerileme yaşanıyor. Merkezi New York’ta bulunan tarafsız kamu politikası enstitüsü Brennan Center’a göre, geçen yıl 41 eyalette (34’ü 19 eyalet meclisinde zaten kabul edilmiş) sunulan 216 yasa tasarısı açıkçası siyasallaştırma, suçlu yaratma ve seçim idaresine müdahale etmeyi amaçlıyordu. Bunu yanı sıra bir dizi yasa tasarısı da seçmeni baskı altına alma ve seçimi tahrip etmek amacıyla geçmesi için hazırlanıyor. 

BIDEN’IN İHMAL SUÇU

Trump’ın savunduğu “2020 yılındaki seçim sahtekârlığı” iddiasının Amerikan toplumunda daha fazla yaygınlık kazanmasıyla birlikte onun Cumhuriyetçi Parti üzerindeki hâkimiyetinin artması, 2022 yılındaki ara seçimler ve 2024 yılındaki başkanlık seçimini aklında tutarak, seçim mekanizmasının kendi lehine müdahale etmesi için çılgın bir telaş var. Seçim idaresi üzerinde taraflı bir kontrol eşi benzeri görülmemiş ölçekte yürütülüyor. Profesyoneller ve tarafsız seçim yetkililerine karşı tehditler, tacizler ve saldırılar her tarafta yaygınlaşmış durumda ve Brennan Center’a göre, “ABD’de her üç seçim yetkilisinden birinin işinde güvende olmadığını hissettiği ve her altıda birinin ise tehditler aldığı” bir seviyeye bile ulaşmış bulunuyor. 

Ülkedeki bu tür istikrarsız koşullar arasında Biden, seleflerinin ABD’nin hayali rakiplerine karşı oynadığı saldırgan taktik oyunlarına kendini epeyce kaptırmış görünüyor. Trump’ın başkanlığının içerde ve dışarıda ABD’nin güvenilirliğinde eşi benzeri görülmemiş bir çöküşe yol açtığı çok iyi biliniyor. Biden’ın başkan olmasıyla birlikte seleflerinin izlediği yoldan geri çekilmesi bekleniyordu. Ancak bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, demokratik sistemin neredeyse çöküşe ilerlemesiyle beraber ABD yurt içinde sembolik olarak yanarken,  Biden seleflerinden daha sert bir tavırla görevini sürdürüyor. 

BIDEN’IN 2024 YILINDA YENİDEN ADAY OLMASI MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR

Ukrayna’dan İran’a ve Venezuela’dan Çin’e kadar Biden, yangını daha fazla körüklüyor, daha büyük yangınlara yol açma riski yaratıyor gibi görünüyor. Yaptırımlar ölçek ve sayı olarak artıyor ve İran, Venezuela, Afganistan ve birçok başka bölgede yüz binlerce insanın yaşamına zarar veriyor ve ekonomik milliyetçilik ile ticari ve mali ilişkilerin kötüye kullanılması geçerliliğini koruyor. Askeri kışkırtma ve silahların yayılması Pasifik bölgesini barut fıçısına çeviriyor ve Ukrayna-Rusya krizi etrafında olan şeyler, saldırgan bir askeri genişleme ve topyekûn bir savaşın kızışması eşiğinde Soğuk Savaş tarzı bir tahrik söz konusu. 

Yaşı ve partisindeki bölünmüşlük göz önüne alındığında Biden’ın 2024 yılında yeniden aday olması mümkün görünmüyor. Ülkenin seçim sisteminin çöküşe doğru sürüklendiği dikkate alındığında, demokrasi zayıf bir ip üstünde sallanırken ve insanlar Covid-19 salgını yükü altında ezilirken, Biden’ın ülke içindeki yapıyı ve dışardaki güvenilirliğini yıpratan tehditleri ortadan kaldırması “bir kez ve herkes için” bir fırsattır. Görev süresinin tamamlanmasına üç yıldan az bir süre kalan Biden’ın, mevcut ABD dış politikası tutumunu yeniden düzenlemesi ve zamanı ile enerjisini parçalanmış evine çeki düzen vermeye ve yönlendirmeye ihtiyacı bulunuyor.