CGTN / Andrew Korybko

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden son zamanlarda Afganistan, Rusya ve Irak ile ilgili olarak aldığı pragmatik kararlar nedeniyle birçok kimse tarafından takdir edildi. Biden, bu bahar döneminin başında ABD’nin 11 Eylül’e kadar Afganistan’daki askeri güçlerini tamamen çekeceğini açıkladı, bu süre daha sonra 31 Ağustos’a çekildi.

Biden daha sonra haziran ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cenevre’de görüştü, bundan sonra iki ülkenin temsilcileri bu hafta başında aynı kentte ilk stratejik istikrar istişarelerini yaptılar. Sadece birkaç gün önce, ABD’nin bu yılın sonundan önce Irak’taki muharebe kuvvetlerini çekeceği açıklandı.  

Görünüşte, Biden barışı destekliyormuş gibi görünebilir, ancak bu ‘’pragmatik’’ adımlar aslında Çin’e karşı niyetleri gizliyor. Açıklayıcı olmak gerekirse, yukarıda alınan üç karar yapılması gereken doğru şeylerdir ve gerçekte daha önce yapılmalıydı, ancak Biden’ın Çin’i ‘’kontrol altına alma’’ planlarını ilerletmede onlardan faydalanılabilir.

ABD, Orta ve Doğu Avrupa’da (Rusya), Batı Asya’da (Irak) ve Batı-Orta-Güney Asya’nın üç bölgeli pivot alanında (Afganistan) gerilimleri azaltarak, teorik olarak askeri ve stratejik kaynaklarını Asya-Pasifik’te Çin’e karşı yönlendirmek için serbest bırakabilir. 

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Shanghai İş Birliği Örgütü savunma bakanları toplantısında, “İstikrarsızlık kendisini en keskin bir şekilde Güneydoğu Asya’da ortaya koydu. Washington, bölge ülkelerini NATO benzeri yapılar oluşturmaya zorluyor.” dedi. Şoygu şöyle devam etti: “İleriye doğru yüksek alarm grupları oluşturulurken, bölge dışından ülkelerin güçleri ve kapasiteleri her zamankinden daha fazla sıklıkta tatbikatlara dâhil oluyor, bu da askeri faaliyet akışı sırasında kaza riskini artırıyor. Balistik füze savunma sistemi büyük ölçekte konuşlandırıldı ve orta menzilli olanlar dâhil olmak üzere saldırı silahlarıyla bağlantılı.”

ABD’NİN ASYA-PASİFİK’TE ÇİN’İ “ÇEVRELEME POLİTİKASI”

Şoygu’nun kastettiği şey, ABD’nin Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi’nde askeri krizleri kışkırtmak için saplantılı çabalarıdır. ABD’nin, askeri müttefiki Japonya ve/veya Güneydoğu Asya’daki müttefiklerinden bazılarına, açık bir biçimde ya da güya “füze savunma sisteminin” bir parçası olma kılıfı altında orta menzilli füzeler yerleştirme şansı olabilir. İkincisi hakkında, onun popüler tanımı aslında yanıltıcıdır, çünkü füze savunma kapasiteleri Çin gibi diğer ülkelerin ikinci saldırılarını etkisiz hale getirmeyi amaçlamaktadır, dolayısıyla sözde “savunmada” olana ilk saldırıyı başlatmada teorik avantaj sağlamaktadır.

Rusya Savunma Bakanı Şoygu ayrıca, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un her fırsatta Asya-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırmakla eleştirdiği ABD, Avustralya, Hindistan ve Japonya’dan oluşan QUAD (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) ittifakını yakından izliyor gibi görünüyor. Moskova, Washington’ın ‘’Hint-Pasifik’’ stratejisinin gerçekten Çin’i “kontrol altına alma” girişimini gizlemesinden ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin (ASEAN) geleneksel merkezinden ayırmasından endişe duyuyor. Uluslararası ilişkilerde özne olmak yerine, onlar giderek ABD’nin zihninde canlandırdığı NATO benzeri yapıların nesnesi haline geliyorlar. 

Amerika’nın “Hint-Pasifik” planları çok iddialı ve tüm devlet aygıtları onlara daha fazla dikkat etmeden ilerleyemez. Afganistan, Rusya ve Irak’a odaklanmaya devam etmek, ABD’nin dikkatini Çin’i “kontrol altına almak” için büyük stratejik hedefinden uzaklaştırıyor. ABD’nin, Asya-Pasifik (Çin), Orta ve Doğu Avrupa (Rusya), Batı Asya (Irak) ve Batı-Orta-Güney Asya pivot alanı (Afganistan) arasında bölünmek yerine Asya-Pasifik’e odaklanma stratejisini sağlamlaştırmak için son zamanlarda üç ülkeyle de gerilimi azaltmaya çalışmasının nedeni bu yüzden zorlayıcı olabilir. 

Diğer bir ifadeyle, ABD şu anda, Asya-Pasifik’te Çin’i “çevreleme politikası” kapasitesini güçlendirmeyle ilgili yanlış sebepler sayesinde Afganistan, Rusya ve Irak’ta doğru şeyi yapıyor. ABD’nin Çin’e karşı saldırgan politikasının kontrolden çıkmasının düşünülemez sonuçları göz önüne alındığında, Biden’ın güya bu üç ülkeyle barış yapım sürecinin yüzeysel olduğu ve ABD’nin Çin karşıtı niyetlerini gizlemek için tasarlandığı haklı olarak söylenebilir. Joe Biden, bu yüzden gerçekçi bir şekilde barışın değil, savaşın başkanı olarak tanımlanabilir ve hatta seleflerinden bile daha tehlikeli olabilir.