Birleşmiş Milletler (BM) 75. Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kuruluna hitap etti.

Görevi devraldığında 4 öncelik saptadıklarını dile getiren Bozkır, şunları kaydetti:

“İlk öncelik, Birleşmiş Milletlerin ve küresel faaliyetlerin mutlaka çok taraflılık ilkesi içinde yürümesi şartı var. Eğer bunu ortadan kaldırırsak o zaman tek taraflı kararlarla Birleşmiş Milletlerin yönlendirilmesi, dünya sorunlarına tek ülke üzerinden çözüm bulunma çabası ortaya çıkıyor. Onun için çok taraflılık en önemli unsurlarından birisi ve bunu bugüne kadar gerçekleştirdik. Aslında Covid salgınıyla da bir anlamda bu çok taraflılığın ne kadar elzem olduğunu ve tek taraflı kararlarla dünyanın bu büyük pandemi sorunuyla yüzleşemeyeceğini ve sorunlara çözüm bulunamayacağını anlamış olmak, pandeminin bize getirdiği olumlu bir taraf oldu.”

İkinci unsurun; dünyada muhtaç durumda olan ülkelerin sorunlarının mutlaka Genel Kurulda dile getirilmesi, Genel Kurula güven duyulması olduğunu söyleyen Bozkır, “Genel Kurulun bu az gelişmiş devletlerin, orta gelir düzeyindeki ülkelerin, bizim ‘mazlum ülkeler’ diye tabir ettiğimiz ülkelerin sesi olması önemli olduğu için buna da önceliklerim arasında yer verdim. Ve bugüne kadar da gerçekten bu ülkelere yönelik olarak BM Genel Kurulunun faaliyetlerini hem düzenledik hem de buna yer verdik.” dedi.

Bozkır, şöyle devam etti:

“Diğer bir husus, kadınların yaşam standartlarının iyileştirilmesi, hayatın içinde tüm alanlarda daha eşit biçimde yer alması, güçlendirilmesi konusuna da önceliklerimiz arasında yer verildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre 2021 yılında 235 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duyacak ve bunlar arasında en savunmasız durumdaki 160 milyonun insani ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için 35 milyar dolar kaynak gerekiyor. Yaklaşık 690 milyon insan yetersiz beslenme tehlikesiyle karşı karşıya ve 22 ülkede 72 milyon insanın mücadele ettiği açlığın kökeninde de çatışma ve ihtilaflar yer alıyor. Ciddi bir kıtlık tehlikesi söz konusu ve özellikle Yemen bu kıtlık tehlikesini en çok hisseden ülkelerden bir tanesi ve bütün bu ihtiyaçların karşılanması için 4 milyar dolara ihtiyaç duyuluyor. Ülkede 16 milyon insanın bu yılın ilk yarısında açlıkla yüz yüze geleceği tahmin ediliyor.”

Volkan Bozkır, Covid-19 salgınının çok boyutlu etkileri nedeniyle, dünyanın Büyük Buhran’dan sonra en derin küresel ekonomik daralmayla karşı karşıya olduğunu; 1870 yılından beri en büyük gelir kaybının yaşandığını; çok önemli bir Covid sonrası tabloyla karşı karşıya kalınacağını vurguladı.

Bozkır, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sadece salgından kurtulmak değil, salgından sonraki dönemde ne yapacağımızı da şimdiden planlamamız ve hangi ülkelere öncelik vereceğimizi kararlaştırmamız lazım. Dolayısıyla 115 milyondan fazla insanın aşırı fakirliğe ve açlığa sürüklenme tehlikesi var. Burada, çok önemli konulardan bir tanesi hijyen koşulları. Ülkemizde görmediğimiz bir sıkıntı yaşanıyor. Dünyada 4,2 milyar insanın suyu yok, bırakınız içme suyunu, suyu yok; dolayısıyla suyu düşünmemiz lazım. Dünyada 800 milyon insanın elektriğinin olmamasını hatırlamamız lazım; elektriği olmayanın dijital ulaşımı olmayabilir. Amerika’da 40 milyon kişinin internet bağlantısı yok, Afrika’da ne kadar zor şartlarda ve gerçekten bunu gideremediğimiz takdirde eğitimden bahsedemeyiz, Covid salgınıyla mücadeleden bahsedemeyiz ve dünyadaki, şu andaki mevcut statünün korunmasından da bahsedemeyiz. Onun için pandemi sonrası bakımından bütün bunlarla ilgili ayrı toplantılar yaparak gelecekte karşılaşacağımız ikinci, üçüncü, dördüncü soruna hazırlıklı olmaya çaba sarf ediyoruz.”

Az gelişmiş ülkeler ve kadının sosyal yaşamdaki rolüyle ilgili direkt kendisine bağlı çalışacak danışma kurulları oluşturduklarını anlatan Bozkır, BM sisteminin yavaş işleyen mekanizmaları içinde, kendi sorumluluğunda kurulan bu iki danışma grubunun çok önemli çalışmalar yaptığını vurguladı.

Aşı konusunda dünyanın çok sıkıntılı bir tabloyla karşı karşıya olduğuna işaret eden Bozkır, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünya buna hazırlıksız yakalandı, çok önemli bir adım atılmış olsa dahi, aslında şu anda dünya nüfusunun yüzde 20’si, yüzde 70 aşıya sahipken geri kalan nüfus belki de hiç aşıyla karşılaşmamış bir konumda. Onun için bu aşı konusunu sürekli dile getirmemiz lazım. Ülkelerin sadece kendini düşünüp kendisini garantiye aldıktan sonra ‘Benden sonra öbür ülkeler ne yaparsa yapsın.’ psikolojisine girmesi kabul edilemez. Bunu, sürekli Birleşmiş Milletler gündeminde tutuyoruz ve bu aşının bütün dünyaya ulaşabilecek şekilde adil dağıtımı, hakkaniyete uygun dağıtımı için de çok kuvvetli mesajlar veriyoruz.”