CGTN / Bradley Blankenship

Birleşmiş Milletler (BM) Tazminat Komisyonu’na göre, 9 Şubat’ta Irak, 1990 yılındaki Kuveyt’i işgalinden sonra zarar gördüğünü kanıtlayan bireyler, şirketler ve hükümetlerin zararını karşılamak için 52,4 milyar dolarlık tazminat ödemesini nihayet tamamladı. Savaştan sonra BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) kurduğu BM Tazminat Komisyonu, bu borcu ödemek için son 30 yılda Irak’ın petrol satışlarının farklı yüzdesini -yakın geçmişte yüzde 3- önceden almıştı. 

En sorumlu taraf olan eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in, ABD’nin onay verdiği son derece kusurlu bir davada zaten öldürülmüş ve hükümetinin devrilmiş olması gerçeği bir yana, Irak’ın savaş için bütün ülkelere tazminat ödemesi dikkat çekicidir. Bu uluslararası hukukun ne kadar adaletsiz uygulandığını ve güç siyasetinin, adaletsizlik için bir kalkan değil, adaletsizliğe karşı bir kalkan olması gerektiği varsayılan uluslararası hukukun kutsallığını ne kadar etkilediğini gösteriyor. 

IRAK’TAKİ SON DURUM

Elbette, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Cenevre’deki BM Büyükelçisi Bathsheba Crocker, 8 Şubat’ta ülkesinin “Irak’ın, BM Tazminat Komisyonu’nun talep ettiği bütün ödemeleri tamamlamasının tarihi bir başarı olduğunu” takdir ettiğini belirterek, bu haberlere sevindi. Ancak niçin ABD, başlattığı sayısız savaş ya da bu savaşlar yüzünden öldürdüğü ve yerinden ettiği milyonlarca insan için herhangi bir tazminat ödemedi?

Irak’ta şimdi ne olup bittiğine bakın. 2003 yılında Başkan George W. Bush yönetiminde ABD, Saddam Hüseyin hükümetinin, yaklaşık dokuz yıl süren ve bazılarının tahminlerine göre ilk birkaç yılda bir milyon kadar Iraklının ölümüne yol açan savaşa sebep olan “kitle imha silahlarına” sahip olduğunu iddia eden yalanlara dayanarak Irak’ı işgal etti. O zamandan bu yana Irak’ta ABD’nin genellikle kadınlar ve çocuklara karşı olmak üzere işlediği savaş suçları iddialarına ilişkin sayısız rapor gördük, bu da Washington yönetiminin bu suçları ortaya çıkaran Julian Assange gibi kimseleri hapsederek ve onlara işkence ederek uluslararası hukuku daha da ihlal etmesine yol açtı. 

Irak’tan kısa bir süreliğine çekildikten sonra ABD güçlerinin, IŞİD’e karşı koymak için yeniden ülkeye girmesi, bölgede kendi dış politika kararlarının oluşmasına yardımcı olmasına başka bir ironi kattı. Bu, ABD güçlerinin daha fazla insan hakları ihlallerine ilişkin suçlamalara yol açtı. Bugün bile ABD, Irak’ı izinsiz işgal ederek uluslararası hukuku ihlal ediyor. Washington, kendi hesabına, yakın zamanda Irak’taki “muharebe görevinin” sona erdiğini açıkladı, ancak “danışman rolünü” sürdürmeye devam edecek, örneğin, ABD ordusu aslında ayrılmadan çekildi. Bu siyasetin arkasındaki ciddiyetsizlik bellidir ve derhal düzeltilmesi gereken uluslararası hukukun açık bir ihlali olmaya devam ediyor. Özellikle ABD, Irak hava sahasını, küresel insansız hava aracı suikast programında bir tiyatro olarak kullanmaya devam edeceği gerçeğini gizlediği için.

ABD ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR

Bütün bunların olması ve olmaya devam etmesiyle, Irak’ın tüm ülkelere tazminat ödeyebilmesi ve en azından yüz milyarlarca dolarlık tazminat almaması şaşılacak şeydir. Elbette, bir ülkenin uluslararası yasaları ihlal ederek sebep olduğu zararlar için tazminat ödemesi gerekmesi adildir, ancak en büyük suçlular cezasız kaldığında, bu tüm kavramı alay konusu yapıyor. Ancak bu tür çifte standartlar kuraldı. Bu hafta BMGK yaptırımlarla ilgili genel konularda nadir görülen genel bir görüşme düzenledi. Bu görüşme, özel bir hedefe yönelme anlamındaki BMGK yaptırımlarını, kendi siyasi amaçları için kötüye kullandığı gerçeği yüzünden ABD’ye karşı sert, fakat haklı eleştirilere yol açtı. ABD aynı zamanda, BMGK’ye zarar veren ve insani krizlere sebep olan tek taraflı yaptırımları çok taraflı yaptırımların yerine gereğinden fazla kullanıyor. Bu tek taraflı yaptırımların hukuka aykırılığını tartışmaya gerek bile yok, Washington ve küçük ortaklarının konsey yaptırımlarıyla uyguladığı aşırı genişlemenin en korkunç tarafı, uluslararası hukuku bir maskeleme olarak kullanmalarıdır. Kendi ifadesiyle, bu pozisyon uluslararası hukuka ve BM’nin kullandığı mekanizmalara ters düşmektedir. 

Uluslararası hukuk senin için geçerli, benim için değil anlayışının hâkim olduğu bu güç siyaseti uygulamasının sadece tarihsel eşitsizlikleri derinleştirdiği ve küresel güvenliği tehdit ettiğini görmek zor değil. Oluşumundan ve uygulanmasından, BM Sözleşmesi’ne dayanan uluslararası hukukun, daha adil bir sosyal düzen yaratması gerekiyor. Uluslararası hukukun, kendi siyasi gündemlerini uygulamak için güçlü bir ülke ya da ülkeler grubu tarafından kullanılması gerekmiyor. Fakat maalesef, özellikle Irak savaş tazminatı vakasında görüldüğü gibi uygulamada tam olarak böyle işliyor.