Haber / Analiz: Gökhun Göçmen

“Eğer Bay Nixon, Ay’a gideceğini açıklasaydı kendisini izleyenleri daha fazla şaşırtamazdı.”

The Washington Post gazetesi, eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Richard Nixon’ın Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) ziyaret etme planını dünyaya bu ifadelerle duyurmuştu. Oysa Nixon yönetiminin “beklenmedik” kararının ardında tarafların hummalı çalışması yatıyordu.

Washington ve Beijing yönetimleri arasında buzları kıracak ilk mesajın taşıyıcısı ABD’nin Pakistan Büyükelçiliği olmuştu. Her iki ülke ile sıkı ilişkilere sahip olan Pakistan’ın ABD Büyükelçisi Agha Hilaly, “Tek Çin” ilkesine saygı duyulması halinde ÇHC’nin ilişkileri normalleştirmeye hazır olduğunu dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’a iletmişti.

WASHINGTON’A MESAJ: EUREKA !

Beijing yönetimi Nisan 1971’de sadece mesaj iletmekle kalmayarak buzların kırılması için bir adım daha attı ve ABD masa tenisi takımını ülkeye davet etti. Literatüre “ping-pong” diplomasisi olarak geçen temasların ardından Temmuz 1971’e gelindiğinde Kissinger ve özel asistanı Winston Lord Çin’e gizli bir ziyaret düzenlendi. Uluslararası kamuoyu, Kissinger’ın Güney Asya gezisinin son durağı olan Pakistan’da “karın ağrısı” nedeniyle istirahat ettiğini düşünürken Kissinger, Nixon’ın muhtemel Çin ziyareti için koşulların pazarlığında bulunuyordu.

Eski ABD Başkanı Richard Nixon (ortada), dönemin Çin Başbakanı Zhou Enlai; (solda) ve ÇKP Politbüro Üyesi Zhang Chunqiao

Kissinger’dan beklenen mesaj Washington’a “Eureka” koduyla gönderilirken, Nixon ev sahibi ülkeyi tanımak için çalışmalara başlamıştı. Winston Lord, Nixon’ın Çin üzerine çalışmasını “Birçok başkanla birçok zirve toplantısına katıldım, ancak hiçbir başkanın bu gezi için Nixon kadar dikkatli bir şekilde hazırlandığını görmedim, olağanüstü bir hazırlıktı.” sözleri ile özetliyordu.

DOMİNO TEORİSİ BOŞA ÇIKTI

Henry Kissinger’ın Beijing temaslarının ardından takvim yaprakları 21 Şubat 1972’yi gösterdiğinde ABD Başkanı Richard Nixon, eşi ve çoğunluğu gazetecilerinden oluşan 87 kişilik ekibi ile Çin’e iniş yaptı.  

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da kurulmasından bu yana ilk ülkeyi ziyaret eden ilk ABD Başkanı olan Richard Nixon ve ekibi ülkenin kurucu lideri Mao Zedong ve Başbakan Zhou Enlai bir araya geldi. Sekiz gün süren ziyaretin en önemli çıktısı ise Shanghai Bildirisi oldu.

Washington yönetimi, Shanghai Bildirisi aracılığı ile Çin’in temsilcisi olarak Taiwan Adası’ndaki otoriteyi değil Çin Halk Cumhuriyeti’ni işaret etmekle kalmadı, aynı zamanda 20 yıllık çevreleme siyasetinin de iflasını itiraf etmiş oldu. Zira ABD yönetimi normalleşme sürecine değin Asya’daki sosyalist iktidarın diğer ülkelere de nüfuz edeceğini esas alan “domino teorisi” yaklaşımını benimseyerek hasımlarını yalnızlaştırmak konusunda ısrar ediyordu.

TARİHİN TEKERİ GERİYE DÖNER Mİ?

Eski ABD Başkanı Nixon’ın Çin ile normalleşme hamlesini 1979’da Carter döneminde kurulan resmi ilişkiler izlerken, dışa açılma sürecinin başlaması ile birlikte Beijing yönetimi Batı’daki beklentilerin aksine siyasi sistemini muhafaza ederek ekonomik gücünü katladı. Bir diğer ifade ile dönemin Soğuk Savaş koşullarında Sovyetlere karşı taktiksel bir adım olarak görülen Nixon’ın ziyareti, bugün dünya düzenini belirleyen denklemi beraberinde getirdi. Kissinger’a göre Çin ve ABD liderleri arasında tokalaşma “bir çağın açılmasından” başka bir şey değildi.

Gelinen noktada ABD Başkanı Joe Biden, tıpkı selefi Donald Trump gibi Taiwan Adası’nda “stratejik belirsizlik”, ekonomi ve teknolojide yaptırımlar ve boykot siyaseti ile tarihin tekerini 50 yıl öncesine döndürme isteğini gizlemiyor. Böylesine bir yönelimin güç dengelerinin ve küresel sorunların dramatik şekilde değiştiği 2022’de nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek ise güç değil.