CGTN / Adriel Kasonta

Çin’in güneybatısındaki Kunming kentinde düzenlenen son derece başarılı Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Toplantısı’ndan (COP15) sadece birkaç gün sonra, Çin’in iklim Özel Temsilcisi Xie Zhenhua ve Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Yeşil Anlaşması’ndan Sorumlu Birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, çarşamba günü Londra’da bir araya gelecek. Xie ve Timmermans, bu hafta sonu Birleşik Krallık’ta İskoçya’nın Glasgow kentinde başlayacak BM İklim Değişikliği 26. Taraflar Toplantısı’ndan (COP26) önce yapacakları görüşmede politika tutumlarını koordine edecek. 

İki yetkilinin Glasgow öncesi yüz yüze yapacağı görüşme, Çin-Avrupa Birliği (AB) iklim ilişkileri ve daha da önemlisi Üst Düzey Çevre ve İklim Diyaloğu bağlamında daha kapsamlı anlaşılmalıdır. Özellikle, 27 Eylül’de ikinci çevrim içi diyalog sırasında, Başbakan Yardımcısı Han Zheng ve Timmermans yayımladıkları ortak bildiride, iklim eylemine liderlik etmede el ele vererek ve “2020 yılı sonrası küresel biyolojik çeşitlilik çerçevesine” gerçekçi olsa da iddialı bir şekilde olanak sağlayarak, yeşil iş birliğini derinleştirme niyetlerini teyit ettiler. 

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ “KÖTÜLEŞTİRDİĞİNE” İNANILIYOR

Taraflar, biyolojik çeşitlilik krizlerinin yarattığı güçlüklerin “iklim değişikliği tarafından hızlandırıldığı” konusunda uzlaştılar ve iklim değişikliğinin, biyolojik çeşitliliği “kötüleştirdiğine” inanılıyor. Bu anlamda, her ikisi de BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Paris Anlaşması bağlamında belirlenen, Çin ve AB’nin acil ve kararlı bir eylemini gerektiriyor. 

Timmermans, “AB, tüm ekonomisindeki sera gazı emisyonlarını azaltma hedefini, 1990 yılına kıyasla 2030 yılına kadar en az yüzde 40’tan yüzde 55’e yükseltti ve 2050 yılına kadar iklim nötrlüğünü başaracak.” dedi. Timmermans, ayrıca Brüksel’in, mevcut on yılın sonuna kadar sera gazı emisyonlarını en az yüzde 55 azaltmayı amaçlayan farklı fikirlerden oluşan “55’e Uygun” paketini hazırladığını ifade etti.  

Çin Başbakan Yardımcısı Han da Çin’in, 2030 yılından önce karbondioksit emisyonlarını zirveye çıkarma hedefine ulaşmasının ve 2060 yılından önce karbon nötrlüğe varmasının “1+N” politika çerçevesini benimsemesine bağlı olacağını bildirdi. Burada “1” üst liderliğinin yol gösterici fikri ve “N” uygun seviyede eylemin tatbik edilmesi için ayrıntılı plan anlamına gelmektedir. İki yetkili, “Glasgow’da başarılı bir COP26’yı teşvik etmek için” anlaştı ve “birlikte çalışma ve Paris Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasını sağlamak için taraflarla birlikte hareket etme” sözü verdi. Ne yazık ki, Timmermans’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in sözlerini tekrarlamasını takiben, AB Beijing’e “2030’dan önce emisyonlarını zirveye çıkarması” için baskı yapmakta ısrar ederse bütün bunlar tehlikeye girebilir. 

AB’NİN EYLEMLERİ KENDİNE HİZMET EDİYOR

Dikkat edilmesi gereken husus, Çin’in küresel emisyonların yaklaşık yüzde 27’sinden sorumlu olarak dünyanın en büyük karbon yayıcısı olduğuna ilişkin ana çıkarımlarına rağmen, küresel emisyonları azaltma sorumluluğunun gelişmiş ülkelerin sorumluluğunda olduğu yaygın biçimde kabul görmektedir. Londra’daki Ulusal Tarih Müzesi’nden Profesör Andy Purvis’den alıntı yapacak olursak, onlar (gelişmiş ülkeler) “yüzlerce yıl önce ekonomik sermaye için doğal sermayelerini nakde çevirdiler.” 

Çin açısından bakılırsa, Cumhurbaşkanı Xi Jinping yakında, Çin’in uluslararası kömür santrali projelerine finans desteği vermeyi durduracağını ve gelişmekte olan ülkelerde biyolojik çeşitliliği desteklemek için 232,47 milyon dolarlık fonu devreye sokacağını açıkladı. Dahası, hükümet kirliliği hedef almak için temmuz ayında emisyon ticaret sistemini başlattı. Beijing’in 2025 yılından önce kendi topraklarında kömür santrallerini yasaklayıp yasaklamayacağı belirsizliğini korurken, dikkat edilmesi gereken nokta, ülkenin bu gidişatı telafi etmek için yenilenebilir ve temiz enerjiye ciddi biçimde yatırım yapmasıdır. 

Gerçek şu ki, AB’yi de etkileyen ve AB üyesi ülkeler arasında ihtilaf çıkaran bir konu haline gelen küresel enerji krizi ışığında, Çin’in en önemli öncelikleri enerji güvenliğini ve ekonomik büyümesini temin etmektir. Frans Timmermans’ın işaret ettiği gibi, “Çin’in 2015 yılında Paris’te düzenlenen son büyük küresel iklim konferansına katılımı olmaksızın, o zaman dönüm noktası olan anlaşma olmazdı.” 

Çin’in her zaman sözlerini tuttuğu konusunda şüphe olmamalı ve bu sefer de bu kuralda bir istisna olmayacak. İklim krizinin yarattığı sorunlar söz konusu olduğu zaman Brüksel’e, Beijing’e yönelik maksimalist yaklaşımdan uzak durması tavsiye edilir. AB, COP26’yı bir başarı hikâyesi yapmak için Çin ile ilişkilerinde dürüst ve gerçekçi olmalıdır. Aksi takdirde AB’nin eylemleri, kendin kendine hizmet ediyor ve Çin, Hindistan ile Suudi Arabistan dâhil olmak üzere küresel Güney ülkelerini kendi çıkarı için kullanmayı amaçlıyor gibi algılanabilir.