CGTN / Bradley Blankenship

Çin Ulusal Nükleer Şirketi (CNNC) yetkilileri, 1 Şubat’ta CNNC’nin, Çin’in kendi geliştirdiği Hualong One teknolojisini kullanarak Arjantin’in Atucha III nükleer santralini inşa etmek için Arjantin Nükleer Elektrik S.A. ile bir sözleşme imzaladığını bildirdi. Proje, Çin’in nükleer endüstrisi için çığır açıyor ve kazan-kazan iş birliğinin mükemmel bir örneğini oluşturuyor. 

İlk olarak anlaşma her iki taraf için de önemli ve Arjantin’in 2022 yılında Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne dâhil olmasının başlangıcıdır. Anlaşmanın açıklanması, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 50. yıl dönümünün anıldığı zamana denk getirildi. Anlaşma ayrıca iki taraf için işlerin nasıl ilerlediğini gösteriyor. Nisan 2020’de Çin, Arjantin’den soya fasulyesi, sığır eti, karides ve ayçiçeği yağı ithalatı sayesinde Arjantin’in en büyük ticari ortağı oldu. Bununla birlikte iki taraf, tarım, lityum pille çalışan araçlar gibi yenilenebilir enerji ve turizm alanında iş birliğinin artırmaya gözünü dikmiş bulunuyor. 

ARJANTİN İLK NÜKLEER SANTRALİNİ 1974 YILINDA TAMAMLADI

Çin ayrıca, önemli altyapı projelerinin finansmanını artırarak Arjantin’in doğrudan yabancı yatırımını (FDI) karşılıyor. Arjantin’in, 2001 yılında dış borcunu ödeyememesi ve 2010 yılının ortasında da benzer borç sorunları yaşaması üzerine, Çinli olmayan birçok uluslararası şirket Güney Amerika ülkesinden ayrıldı. Diğer yandan Çin ise farklı bir yol izledi ve Atucha III nükleer santrali gibi maddi duran varlıklara akıllı yatırımlar yaptı. Bu proje Çin’in nükleer enerji endüstrisi için büyük bir proje. Her şeyden önce, Pakistan’da inşa edilen iki üniteden sonra Çin’in ülke dışındaki ikinci nükleer projesidir. Fakat Pakistan’ın yaptırımlar yüzünden nükleer enerji talebinde sınırlı seçenekleri var ve bu yüzden CNNC’nin Arjantin’deki projesi gerçekten de Çin’in rekabetçi piyasada kazandığı ilk nükleer santral anlaşmasıdır. 

Proje aynı zamanda Arjantin’in nükleer araştırmadaki uzun tarihi nedeniyle önemlidir. Arjantin, Latin Amerika’nın ilk araştırma reaktörünü 1957 yılında üretti ve ilk nükleer santralini 1974 yılında tamamladı. Bu Çin’in Hualong One teknolojisinin olağanüstü kalitesini ve gelecekte dünyada yaygın biçimde kullanılabileceğini gösteriyor. 

Sadece Latin Amerika’da kesinlikle potansiyel için yer var. Şu anda bölgede üçü Arjantin, ikisi Brezilya ve ikisi Meksika’da olmak üzere faaliyette bulunan sadece yedi nükleer santral var. Dünya Bankası’na göre, bu nükleer santrallerin bölgenin toplam enerji tüketiminin yüzde 0,7’sini üretmesi, genişleme için büyük bir fırsatı temsil ediyor. Elbette bu, mutlaka Amerikan medyasında her zamanki gibi “ne pahasına?” değerlendirmesi dâhil olmak üzere, yanlış sebeplerle manşetlerde yer alacak. ABD hükümeti sürekli olarak Çin’in nükleer enerji sektörünü hedef aldı ve Çin’i “enerji bağımlılığı” durumu yaratmakla suçladı.

ÇİN’İN İLERİ TEKNOLOJİ SEKTÖRLERİ KÜRESEL OLARAK DAHA REKABETÇİ HALE GELDİ

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), China General Nuclear Power Group (CGN) gibi Çin’in diğer nükleer şirketlerinin benzer projelerini Birleşik Krallık ve Çek Cumhuriyeti benzeri yerlerden uzak tutmayı sağlamada aktif rol oynadı. ABD ayrıca CNNC’nin benzeri CGN’ye doğrudan yaptırım uygulayacak kadar ileri gitti ve CNNC’nin yakıtla ilgili bağlı kuruluşlarından bazılarına yaptırımlar uyguladı. Ancak bu anlatıya zarar veren birkaç şey var ve en bariz olanı hiçbir deneyime dayalı kanıtın durumun böyle olduğunu iddia etmemesidir. Daha önce bahsettiğim gibi, bu santral Çin’in nükleer teknolojisini ihracat ettiği ikinci örnek olacaktır. ABD’li yetkililerin, “borç tuzağı diplomasisi” karalamasının gerçekten doğru olduğuna kanıt oluşturabilecek bir örnek yoktur.

Göz önüne alınması gereken diğer bir gerçek, bu projenin, iki ülke arasında imzalanan anlaşmanın 2012 yılındaki eylem planına dayandığı, ancak daha sonra siyasi ve finansal sıkıntılar nedeniyle rafa kaldırıldığıdır. Yani proje, Çin’in diplomatik gündemiyle ilgili endişelerin yayıldığı, Çin ve ABD arasındaki ilişkilerdeki mevcut bozulmadan yıllar önce planlanmıştı. Bu, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde Washington’ın yarattığı ve şu anda da devam eden ABD-Çin rekabetinde bir tür tiyatro değildir. Aksine, Arjantin ve Çin arasındaki anlaşma tam olarak şudur; iki ülke arasında bir anlaşma. Uzun süredir devam eden her uluslararası gelenek ve normlara uygun olarak, ülkelerin özel ihtiyaç ve çıkarlarına uyduğunu düşündüğü anlaşmalar yapmasına izin verilir. Çin’in ileri teknoloji sektörleri küresel olarak daha rekabetçi hale gelmeye devam ederken, Washington’daki uzlaşmaz kimseler buna alışsalar daha iyi olur.