İkili ilişkilerin çeşitli alanlarda giderek artan ivme kazanması nedeniyle Çin zaten epeydir Türkiye’nin gündeminde ağırlıklı olarak yer eden bir ülke ama son günlerde özellikle ekonomik gelişmesi açısından kendisinden çok daha fazla söz ettirdiği malum. Televizyondaki tartışma programlarında, gazetelerdeki köşe yazılarında laf dönüp dolaşıp mutlaka bir şekilde Çin’e geliyor, hatta başlangıç noktası Çin oluyor.

Türkiye son 70 yılın önemli bölümünü, “Küçük Amerika olacağız!” diye geçirdi. Bir aralar “Güney Kore modeli”ne göz dikildi, sonra Avrupa Birliği kapısına bağlanıldı. Şimdi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkıp da farklı bir ekonomik modelden söz etmesi ve üstüne üstlük sadece bir cümleyle “Çin de böyle büyüdü” demesinin hararetli tartışmalara yol açması, “piyasalarda” sarsıntı yaratması gayet doğal.

3 Aralık’tan bu yana bileni de bilmeyeni de Çin’i tartışıyor, tarif ediyor, gerçeği bulmaya çalışıyor ya da tam tersine rahatsızlığını dile getiriyor, kimileri de bin dereden su getiriyor. Ne olursa olsun, Erdoğan’ın sözleri Türkiye’nin yönü ve 21. yüzyıldaki rolüne dair açılmakta olan yeni bir sayfayı göstermesi bakımından önemli. Belli ki önümüzdeki dönemde buna yeni cümleler de eklenecek.

İşin ilginci, biz şimdi “Çin modeli”ni tartışıyoruz ya, zamanında Çin’de de Türkiye ve Atatürk modeli incelenmiş, örnek alınmış, dersler çıkarılmış, “Türkiye böyle başardı” denilmişti.

Çinceden çevirileriyle tanıdığımız akademisyen Giray Fidan’ın iki yıl önce yayımlanan “Cumhuriyet’in Çinli Misafirleri” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mayıs 2019) kitabı bu konuyla ilgili çok iyi bir çalışmadır.

ÇİN MODERNLEŞMESİNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Kitabın önsözünde “Modernleşme meselesi hem Çin’in hem Türkiye’nin son iki yüzyılına damgasını vurmuş en temel meselelerden biridir. Çin için de Türkiye için de modernleşme kaçınılmazdır. Çin entelijansiyası, modernleşme konusunda dünyada farklı örnekleri incelemiş ve Türkiye örneğinin iki ülke arasındaki birçok benzerlik sebebiyle kendileri için en uygunu olduğuna karar vermiştir. Çok az bilinmesine rağmen Çin modernleşmesinde Türkiye’nin önemli bir rolü olmuştur” diyor Fidan. 

Çin’de Türkiye ilgisinin Kurtuluş Savaşı ve ulus inşası sürecinde artmaya başladığını vurgulayan Fidan, şöyle devam ediyor: “Kuşkusuz ki Kuomintang (KMT) veya Çin milliyetçileri, Türkiye’nin hem iç hem uluslararası politikalarına çok ilgi duyuyorlardı. Çin komünistleri de yabancı güçlere karşı Türk bağımsızlık mücadelesinin önemini kavramışlardı. İlk Çin komünist dergisi olan Xiang Dao’da (Kılavuz) Türk bağımsızlık mücadelesini savunan ve destekleyen iki makale yayımlandı.”

ÇİN AYDINLARINA ANTİ-EMPERYALİST DENEYİM

Sözü geçen makalelerden biri, 20. yüzyılın başlarında Çin’in en önemli Marksist teorisyenlerinden Cai Hesen’a ait. “Türk Milliyetçi Partisi’nin Başarılı Olmasını Diliyoruz” (1922) başlıklı makalesinde öncelikle Çin aydınları için çok önemli bir anti-emperyalist deneyim oluşturan Kurtuluş Savaşı’na değinen Cai, emperyalizmin Türkiye ve Çin’e “benzer kötülükler” getirmiş olmasına değiniyor ve devamında şu ifadeleri kullanıyor: “Yorgun düşmüş olmasına rağmen halk zorbalara karşı ayağa kalktı. Büyük devrimci Mustafa Kemal Paşa ve milliyetçi partisi, Ankara’da savaşı başlattı ve hem yeni bir hükümet hem yeni bir milliyetçi ordu kurdu.” Makalesinin sonunu “Ezilen Türkiye’nin zaferi çok yaşa!”, “Sovyet Rusya ile dünyanın ezilen uluslarının birliği çok yaşa!”, “Yaşasın dünyanın ezilen uluslarının kurtuluşu!” sloganlarıyla bitiren Cai Hesen, Çinli komünistlere de Çin’in milliyetçi partisi Kuomintang’la ilgili bir çağrıda bulunuyor:

“400 milyon kardeşimiz bakın, ezilen Türkler, emperyalist güçlere karşı büyük bir zafer kazandılar! Milliyetçi partileri onları zafere giden yola çıkardı! Onlara gıpta ederken bir yandan da onlardan ders almalıyız: Bizim partimizi de (KMT) Çin’e baskı yapan emperyalistlere karşı Sovyet Rusya’yla iş birliği yapmaya çağırın!”

Kitapta, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilanı öncesi bu iki makaleyle değerlendirilirken, ana gövde Cumhuriyet’in ilanı sonrasındaki Türkiye’ye yönelik yazı ve yorumlara ayrılmış durumda. Hu Shiqing’in Çinli bir aydın tarafından Cumhuriyet Türkiye’siyle ilgili yazılmış ilk seyahat kitabı olma özelliği taşıyan “Türkiye Günlüğü” (1924), döneme dair çok ilginç ayrıntılar aktarıyor. Örneğin 22 Mart 1924 tarihli notlarında İngilizce gazetelerde Mersin’le ilgili bazı haberler okuduğunu belirtiyor yazar: “Bu şehirde bir Amerikan misyoner okulu (Tarsus Amerikan Koleji) vardı ve kanunlara uymuyordu. Tarih ve dil derslerinin yerel öğretmenlerce ve yerel dilde yapılması gerekiyordu. Okul uyarılmış ancak bir cevap vermemişti. O sebeple iki gün önce okul kapatılmıştı. Çinliler bunu görmeli ve utanmalıdır.”

GÖRKEMLİ BİR ÖRNEK VE AYNA

1914-1920 arasında İngiltere’de Çin Cumhuriyeti’nin büyükelçisi olarak görev yapan, 1921’de Çin’in ABD’deki ilk büyükelçisi olarak atanan Alfred Sze (Shi Zhaoji), Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Türkiye’ye gelen ikinci Çinli olarak biliniyor. Giray Fidan’ın “1920’lerde Çinli bir üst düzey diplomatın Türkiye algısını anlayabilmek için çok değerli bir kaynak” olarak tanımladığı “Türkiye Seyahati Notları”nın (1925), daha ilk satırında “1925’in ikinci yarısında Türkiye’ye gittim ve bu, benim hayatımın en heyecan verici yolculuğuydu” diyor Shi Zhaoji. Ardından da ekliyor: “Yakın zamanda kurulan Türkiye ve halkının sorunları ele alma şekilleri, ülkemiz için görkemli bir örnek ve bizim için bir aynadır (…) Türkiye, kapitülasyonların kaldırılması konusunda kararlı bir politika benimsemiştir. O sıralarda, Türkiye’deki avantajlı konumlarını kaybetmek istemeyen ülkelerin ileri sürdükleri gerekçeler ve argümanlar ile Çin’e karşı kullandıkları argümanlar aynıdır.”

Wang Huishan’ın “Türkiye’nin Yeni Başkenti Ankara” (1936) ve Türkiye’ye atanan ilk Çin büyükelçisi He Yaozu’nun “Türkiye’nin Ulus İnşası ve Üç Halk İlkesi” başlıklı makaleleriyle devam eden “Cumhuriyet’in Çinli Misafirleri”, Çinli aydınların bir dönem Türkiye’yi nasıl örnek aldıklarına dair çok öğretici bir kitap. He Yaozu makalesinin son satırlarında, “Eğer bunları uygulayabilirsek Çin ulusu kurtulmuş olacaktır. Bu teori, Türkiye örneğinin başarısıyla kanıtlanmıştır” diyor.

Tunca Arslan