CGTN / Bradley Blankenship

Çin Devlet Konseyi üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 27 Mart’ta tarihi 25 yıllık bir anlaşmaya imza attılar. Henüz içeriği tam olarak açıklanmasa bile anlaşma, ticaret, ekonomi ve ulaştırmanın da arasında bulunduğu birçok alanda ortaklığı kapsayacak. Bu şekliyle, anlaşma, uzun zamandır Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) hâkimiyetine tabi olan Batı Asya bölgesinde genel jeopolitik manzarayı tamamıyla alt üst edecek.

Anlaşma, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in İran’ın başkenti Tahran’ı ziyaret ettiği 2016 yılında uygulanmaya başlayan, ancak ABD yönetiminin 2018 yılında çekildiği İran nükleer anlaşması yani Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ile ilgili ABD eylemlerine doğrudan bir yanıt değil. Xi’nin, Tahran ziyareti sırasında, iki ülke gelecek on yılda ikili ticareti on kat artırarak 600 milyar dolara yükseltme konusunda anlaşmıştı, bu da ABD yaptırımları altında ezilen İran ekonomisinin rahatlamasına hizmet edecekti.

Ancak, ABD eylemlerinin bu tür bir anlaşmanın gerekliliğini daha da açık hale getirdiği konusunda çok az şüphe söz konusu. Ayrıca, İran yönetiminin Washington’dan herhangi bir iyi niyet gelmesini hesaba katmadığı ve ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin JCPOA’yı canlandırmasını veya en azından yakında yaptırımları kaldırmasını beklemediğini de gösteriyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani cumartesi günü yaptığı açıklamada, Çin’in nükleer anlaşma konusundaki tutumu ve “Amerikan tek taraflılığı” karşısında durması nedeniyle Wang Yi’ye teşekkür etti.

ÇİN, BATI ASYA’DA İLERLEMEYE KATKIDA BULUNMAYA ÇALIŞIYOR

Wang Yi’ye göre, Çin aslında, Batı Asya’da ilerlemeye katkıda bulunmaya çalışıyor. Çin’in İran ile yaptığı anlaşma geleneksel olarak İran’ı düşman olarak gören Körfez ülkelerinden bazı olumsuz tepkiler alırken, gerçekte düşünce böyle değildi. İran’a gitmeden önce Wang Yi Suudi Arabistan’ı ziyaret etti, orada her iki ülke diğer ülkelerin içişlerine herhangi bir müdahaleye karşı olduklarını ve gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını savunma sözü verdiler.

Çin ve İran 25 yıllık anlaşmayı imzaladıktan bir gün sonra 28 Mart’ta Wang Yi, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret ederek, terörle mücadeleyi ve köktenciliğe karşı iş birliğini güçlendirme sözü verdi. Wang Yi, Çin ve BAE’nin birlikte “gerçek çok taraflılığı”, uluslararası düzenin demokratikleşmesini ve uygarlıkların çeşitliliğini desteklemesi gerektiğini ifade etti.

Çin-İran anlaşması geri tepmedi, çünkü bu anlaşma Çin’in Orta Doğu’da güvenlik ve istikrarı sağlamadaki beş maddelik girişimine mükemmel biçimde uygun düşüyor. Çin Dışişleri Bakanlığının açıkladığı gibi bu girişimin maddeleri, karşılıklı saygıyı eşitlik ve adaletin desteklenmesini, silahların yayılmasının önlenmesini, toplu güvenliği birlikte desteklemeyi ve kalkınma iş birliğinin hızlandırılmasını savunuyor. 

Kısacası, girişim gerçekten bölgede bağımsızlığın desteklenmesine ve Batı Asya’yı temelde kendi çıkarları için bir oyun alanına çeviren ABD gibi büyük güçlerden kurtulmasına yardımcı olmasına önem veriyor. “Gerçek çok taraflılık” görüşü kapsamında bölgedeki herkes ortak akıldan, kazan kazan ilişkisinden yararlanmaya hazır olacaktır. Bu girişim işlerin geleneksel olarak nasıl yapıldığı konusuyla tezatlık oluşturuyor.

ABD SONRASI DÖNEM BAŞLADI

ABD egemenliği altında asla herhangi bir karşılıklı saygı söz konusu değildi. Aslında, bazı ülkeler işgal edilebilecekleri veya uzun bir süre ABD’nin müdahalesinin hedefi haline gelecekleri korkusuyla yaşadı. Diplomatik ilişkilerde, birçok eski sömürgeciler halen eski sömürdüğü ülkeleri değersiz olarak görüyorlar. Bölgede ABD savaş suçlarının kurbanları için hiçbir suretle ne adalet ne de herhangi bir eşitlik görüntüsü olmadığı düşünüldüğü için eşitlik ve adalet var olmamıştır. Batı Asya, haksız yere yağmalanmış bir bölge olarak kalmaya devam ediyor.

Karşılıklı saygı eksikliği ve sürekli olarak ABD öncülüğünde saldırganlık ile müdahale, aslında mücadele etmekten ziyade nükleer silahların yayılmasını teşvik eden bir silahlanma yarışını tetikledi. Aynı zamanda Washington buna karşı olduğunu öne sürüyor. Karşılıklı saygı eski egemenlik altında karşılıklı yıkımın yerine geçmiştir. Bu yine esas itibarıyla var olmayan ortak güvenlik alanıyla bağlantılıdır.

Ekonomik iş birliği konusunda, bir kimsenin, ABD egemenliği altında ders kitabı emperyalizmi olan şeyi nasıl “iş birliği” olarak tanımlayabileceğini görmek bile çok zor. Çin’in girişimi bu ilişkiyi kökten değiştirmeyi amaçlıyor ve yeni Çin-İran stratejik ortaklığı buna tipik bir örnektir.

Yine, bu ABD’nin eylemlerini dikkate almaksızın geliştirilmekteydi. Bununla birlikte, Washington yönetiminin Batı Asya’daki sorumluluğundan tamamen vazgeçmesinin bölgedeki kaçınılmaz egemenlik gerilemesinin hızlanmasına yardımcı olduğu konusunda çak az şüphe var. Çin şimdi, bağımsızlık yönünde ve kazan kazan iş birliğinde doğal bir gelişmeye olanak sağlamak için adım atıyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in şubat ayında dediği gibi, “ABD sonrası dönem başladı.”