2022 yılının ilk günlerinde, nükleer silah sahibi 5 ülke olan Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere ve Fransa’nın liderleri, nükleer savaşın önlenmesine ve silahlanma yarışından kaçınılmasına ilişkin bir ortak açıklama yayınladı.

Açıklamada nükleer savaşın galibi olmayacağı ve nükleer savaşın olmaması gerektiğine vurgu yapılarak, nükleer silahların hem birbirlerine hem de herhangi bir başka ülkeye yöneltilemeyeceği yinelendi.

Nükleer silah sahibi beş ülkenin liderleri tarafından ilk kez nükleer silaha ilişkin açıklama yapılmasıyla nükleer savaşın önlenmesi, küresel stratejik istikrarın korunması, nükleer çatışma risklerinin azaltılması yönündeki ortak irade yansıtıldı ve bu adım uluslararası toplum tarafından olumlu karşılandı.

Çin öteden beri, küresel nükleer silahsızlanmanın sadık destekçisidir. Söz konusu ortak açıklamanın gerçekleştirilmesine de önemli katkı sağladı. Buna rağmen, bazı ABD’li yetkililer, “Çin kaynaklı nükleer askeri tehditler” ya lan ı uydurarak, “Çin’in nükleer askeri kapasitesini hızla yükseltmekte olduğunu” iddia ettiler. Batılı ülkelerde yayın yapan bazı medya kuruluşları da Çin’in nükleer askeri politikasını asılsız şekilde suçlamaya kalkıştılar. Bütün bunlar, nükleer alanında küresel yönetişime gölge düşürdü.

Bazı ABD’li yetkililer ve batılı bazı medya kuruluşlarının ortaya koyduğu “Çin kaynaklı nükleer askeri tehditler” iddiası baştan sona yalandır. Çin, daha ilk nükleer denemesini başarıyla tamamladığı 1964 yılında nükleer silahlarını ilk kullanan taraf olmama ilkesini tüm dünyaya ilan etti. Özellikle Çin’in nükleer silahlarını geliştirmesi, esas olarak dönemin büyük devletlerinin nükleer tekelini ve şantajını ortadan kaldırmayı, böylece Çin’in gelişmesine barışçı ve güvenli bir ortam oluşturmayı hedefliyordu.

Çin öteden beri, öz savunmaya dayalı nükleer askeri strateji izledi ve nükleer askeri gücünü asgaride tuttu. Çin, nükleer silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasını önleme sisteminin sadık destekçisidir. Çin, 1984 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na katıldı. Daha sonra da sırasıyla Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) ve Nükleer Güvenliği Sözleşmesi (CNS) gibi 10’dan fazla küresel sözleşme ye taraf oldu. 1996 yılında Çin hükümeti, nükleer denemeleri geçici olarak durduracağını açıkladı. 2019 yılında Çin, nükleer silah sahibi 5 ülkenin Beijing toplantısına ev sahipliği yaptı ve beş ülke arasında durgunluğa girmiş olan nükleer iş birliği sürecini yeniden başlattı. Beş ülkenin en son ortak açıklamasına ilişkin istişare sürecinde ise Çin önemli rol oynadı ve bu ülkelerin verimli ve kaliteli bir açıklama üzerinde anlaşmalarına katkı da bulundu. Tarihi gelişmeler ve sayısız gerçek, Çin’in nükleer askeri gücünün varlığının dünyaya tehdit yerine güvenlik ve garanti getirdiğini kanıtladı.

Bugün, insanlar ABD’nin dünya barışının en büyük tehdidi olduğunu her geçen gün daha iyi görüyor. Son yıllarda ABD, nükleer, uzay, siber alanlarında askeri gücünü geliştirmeyi yoğunlaştırdı, hipersonik füzelerinin Ar-Ge’sini hızlandırdı ve Anti-Balistik Füze Antlaşması (ABM) ile Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çekildi, “AUKUS” adı altında İngiltere ve Avustralya ile üçlü güvenlik iş birliği ortaklığı kurdu ve nükleer enerjiyle çalıştırılan denizaltı geliştirmeye kalkıştı, böylece nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin küresel sisteme büyük tehdit oluşturdu. Bilindiği üzere, ABD, dünyanın en çok nükleer silahlara sahip ülkesi ve yine de nükleer silahlarının seviyesini yükseltmeye çalışıyor. ABD son yıllarda Biyolojik Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın (BWC) denetim protokolü görüşmelerini tek taraflı olarak engellemeye çalıştı. ABD, yurt dışında 200’den fazla biyolojik laboratuvar kurdu ve depolanan kimyasal silahlar etkisiz hale getirilmedi. Özellikle vurgu yapılması gereken bir konu ise ABD donanmasına ait bir nükleer enerjiyle çalıştırılan denizaltının kısa süre önce geçirdiği kaza hakkında ABD tarafının şimdiye kadar bilgi paylaşmamış olmasıdır。

ABD yönetimi, 2022 mali yılının savunma bütçesinin 768 milyar 200 milyon ABD Dolarını bulacağını açıkladı. Bir önceki mali yıla göre yüzde 5 oranında fazla olan bu savunma bütçesi, tarihin en yüksek seviyesine çıktı. Savunma bütçesinin 27 milyar 800 milyon dolarlık kısmının ise nükleer silahları projelerinde kullanılacağı belirtildi. ABD’nin Covid-19 salgınıyla mücadelede başarısızlık, yüksek enflasyon, sıkça silahlı saldırı ve şiddet meydana gelmesi ve ırkçılık gibi ciddi sorunları göz ardı ederek, nükleer silahlarını geliştirmek için yoğun çaba harcamasının arkasında ne gibi niyetler yatıyor? Bütün bunlar, ABD’nin küresel nükleer tehdidinin en büyük üreticisi olduğunu kanıtlıyor.

Bazı ilerlemeler kaydedilmesine rağmen, küresel nükleer silahsızlanma yine de zor ve uzun bir süreçtir. Dünyanın en büyük nükleer silah stokuna sahip olan ülkesi ABD, bu konuda tüm dünya ülkelerine örnek teşkil etmeli. Aralarında 21 Nobel ödülü sahibinin bulunduğu 700’den fazla ABD’li bilim adamı ve uzman, ABD Başkan Joe Biden’a kısa süre önce sundukları ortak mektupta, ABD’nin nükleer silah başlık sayısını azaltma ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama taahhüdünde bulunması çağrısında bulundu. ABD yönetimi, ABD halkı dahil tüm dünya halklarının doğru seslerine ve fikirlerine kulak vermeli, rasyonel ve sorumlu bir nükleer askeri politika izlemeli, böylece küresel stratejik istikrarın korunması ve dünya barışı ile güvenliğinin sağlanması için gerekli sorumlulukları üstlenmeli.